Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Mart 2014

Edebiyat

Uğur Kökden’in Günlükleri: Birleşemeyen Uçlar, Tedirgin Zamanlar

Behçet Çelik

Paylaş

39

0


[button]Behçet Çelik[/button] Yayıncılık dünyası epeydir roman dışındaki edebi türlere pek sıcak bakmıyor. Şiir ve öykü kitapları iyi kötü yayımlanmaya devam etse de, yayıncıların en soğuk ve mesafeli durdukları tür deneme sanırım. Denemenin yanı sıra anı, günlük ve mektup gibi türler de, bunları yazanlar popüler kişiler olmadığında, neredeyse hiç ilgi görmüyor. İnternetin yaygınlaşmasıyla mektup yazmaz olduğumuz ortada; galiba günlüğün yerini de blog yazıcılığı ve sosyal medya aldı. Eskiden günlüğe düşülecek kimi notları facebook’a, twitter’a yazıyoruz belli ki. Oysa buralardaki notların ömrü kısacık, birkaç dakika sonra unutulup gitmeleri kaçınılmaz. Günlüklerde, günlük tutulan notlarda neler saklıdır oysa. Dönüp bakıldığında o notların yazıldığı günlerin havasını solur, yazan kişinin ruh halindeki dalgalanmaları takip edebiliriz; kimi zaman günlük yazarının geçerken değindiği bir notta yazdıkları bizi yeni bir dünyaya açar, hiç duymadığımız bir kitap ya da filmle tanışmamıza vesile olur. Kimi günlüklerdeki notların kısalığı yadırgatıcı olabilir, ama düzyazı ustası bir kalemden çıkmış bir-iki cümle günlerce zihnimizi meşgul eder, sevdiğimiz bir şiirin çarpıcı bir dizesi gibi, olur olmaz zamanlarda aklımıza gelir. Şöyle bir cümle sözgelimi: “Bundan böyle yaşanan ya da yaşanacak olan insansız bir günbatımı –günbatımları– demek olacaktır.” Bir öykünün ilk ya da son cümlesi olabilecek bu cümle, Uğur Kökden’in Tedirgin Zamanlar’da(YKY, 2013) bir araya getirdiği günlüklerinden. 1972 yazında cezaevinden çıktıktan üç hafta sonra tuttuğu bir-iki sayfalık notta yer alan bu cümleye varmadan önce Side surlarının berisindeki kumulların çağlar boyunca kim bilir nelerin üzerini örttüğü geçer Kökden’in aklından: “Bu kumullar, yüzyılların gerisinde, onların içine sığmış nice olay, eylem, tutku ve düşünceyi örtüyor. Çağları ve uygarlıkları, bugünü tanımlayan geçmişi gözlerden silen silisten bir perde sanki.” Peşinden kumulların geçmişin üzerini örtmesini çağımızın cezaevlerine benzetir. “Namlularla, tetiğe uzanan parmaklarla oluşan –gizli irade– modern kumullar, tutukluların tüm varlıklarını, süregiden yaşamla bağlarını, birden, beklenmedik bir tarihte ve seçilmemiş bir yerde kesiveriyor. Böylece, o andan sonra, her tutuklunun önünde en az Side surları kadar kalın engeller yükseliyor.” İşte, “insansız günbatımları” o anda başlıyordur. Uğur Kökden, Barış Derneği davası nedeniyle tutuklandığı sırada cezaevlerinin çok zor koşulları altında yazıp sakladığı notlarını 2001’de Uzun Gecenin Tutsakları’nda yayımlamıştı. Bu kitabın önsözünde yer alan şu cümle, Side’de aklından geçenlerle hayli paralel bir duygunun ifadesi: “‘Tutukluluk’, beklenmedik bir yerde ve anda yaşamı ikiye böldüğüne; ve bu iki uç –özgürlükten sonra bile– asla birleşmediğine göre, kâğıda düşen şu silik tarih kayıtları ancak bir ‘mağlup’un savunması sayılabilir. Zamana karşı bir savunma!” 12 Mart’taki tutukluluğunun öncesi ve sonrasında tuttuğu günlük notlarla Barış Derneği davasından tahliye olduktan sonra tuttuklarını bir araya getirdiği yeni kitabına Kökden’in Tedirgin Zamanlar başlığını seçmesi böylece daha iyi anlaşılıyor. Yaşamın birleşemeyen uçlarının insanda yaratacağı ilk duygunun tedirginlik olmasını kast etmiyorum sadece. Kökden’in denemelerini okuyanların iyi bildikleri gibi, bireysel bir deneyim çok kolaylıkla toplumsal bir durumun yansımasına dönüşüverir –tersi de geçerlidir–; onun denemelerinin en heyecan verici yanı sıklıkla bunu fark etmemizi sağlaması, hissettirmesidir. On yıl arayla yaşanan iki askeri darbenin yüz binlerce insanın hayatlarında yarattığına benzer bir kırılma ve yeniden birleşememe, bir araya gelememe hali toplum ve ülke için de geçerli. Olağan akışın askeri müdahalelerle kırılmasının ardından toplumsal hayatın dikiş tutmadığını bugün de derinden hissetmiyor muyuz? Aradan 34 yıl geçti, ama 12 Eylül’ün izleri silinmedi; hâlâ yeni bir Anayasa’yı, yeni bir toplum sözleşmesini tartışıyoruz, ama bir türlü yaşanan onca kırığı birbirine tutturacak bir çözüm bulabilmiş değiliz. Belli ki kırıklar o kadar yeni de değil; çok daha eski ve yüz yıldır birleşememiş kırıklar var bu ülkenin toplumsal hayatında. Tedirginlik kişisel hayatında insanı hareketsiz kılabilir çok zaman, ama tersi de mümkün. Tedirginliğin kaçınılmazlığı, yaygınlığı, salt kişiye değil, döneme, çağa ya da coğrafyaya özgü olduğu anlaşıldığında, hareketsiz kalmanın da bir işe yaramayacağı, bunun kırılan uçları birleştirmeye asla yetmeyeceği görüldüğünde özellikle. Günlüklerindeki notlarında Uğur Kökden, bu “tedirgin zamanlarda” neler yapıp ettiğini, neler yazıp çizdiğini, hangi kitapları okuduğunu, neleri izlediğini yazmış. Satır aralarında kendini duyuran tedirginlik hissinin sürekliliğine rağmen, edilgen bir bekleyiş kapanına kendini kıstırmak yerine, tedirginliğe neden olanlara karşı elinden geldiğince bir şeyler yapmayı yeğlediği anlaşılıyor. Gazetelerde dış politika yazıları, dergilerde edebiyat, sanat ve kültür üzerine denemeler yazıyor. O zamanın sınırlı koşulları içerisinde dünyanın dört bir tarafında olan bitene kayıtsız kalmamaya çalışıyor, okuduğu, tanık olduğu ya da izlediği gelişmelerin ardından neler olacağını tahmine çalışıyor, şimdiki zamanı geçmişte yaşananlarla tartıp sorgulayarak geleceğin belirsizlik örtüsünü sıyırmaya uğraşıyor. Çağa özgü ve gezegene yayılmış tedirginlik hissi karşısında gezegenin farklı köşelerinden umut verecek, her bir yanı kaplayan karanlığı dağıtacak bir şeyler bulma beklentisini sürdürüyor. Tedirginlikler böylesi umutlarla dengeleniyor belki de; kimi zaman uzaklardaki bir isyan hareketi, kimi zamansa yeni bir kitap ya da konserin verdiği heyecan oluyor Kökden’in umudunu diri tutan. Günlükler sadece bunlardan ibaret değil; Kökden’in kişisel hayatından küçük izler de yansımış notlarına. Geçim derdi en başta, işsizlik sıkıntısı ya da çalıştığı zamanlarda duyduğu rahatsızlıklar, insan ilişkilerindeki tedirginlik halleri ya da küçük mutluluklar. Ayrıntıya girmeden kısacık notlar düşmüş bu konularda. Eline geçen bir telif ücretini nasıl harcadığı ya da oğlu Umut’un bir sorusu, çok uzak bir coğrafyadaki gelişmelerin ya da akşam televizyonda izlediği bir konserin yanında yer bulmuş günlüklerde. Elbette hakkında açılan davalarla ilgili yaptığı görüşmeler, yapmayı düşündüğü savunmalar, hukukçulardan aldığı görüşler de.  Bunları kişisel tedirginlik ile toplumsal tedirginliğin buluşup kesiştiği anlar olarak değerlendirmek mümkün. Bu günlüklerin kaleme alındığı dönemlerde sadece Kökden’in değil, sayısız aydının, yüz binlerce genç insanın günleri geceleri haklarında açılmış ya da açılması olası davalarla meşguldü. O dönemlerde yaşanan böylesi tedirginliklerin çok azı yazıldı, yazılabildi, ama yazılan hemen her satır, her cümle yazan kişilerin ötesinde, yüzlerce binlerce benzerinin, yoldaşının dünyasından da izler yansıtıyordu. Kökden’in günlüğündeki pek çok sayfa için de geçerli bu durum. Edebiyat okurları için Kökden’in günlüklerinin satır aralarında başka cevherler de saklı. Kimi denemelerini ya da kitaplarını hangi koşullar altındayken yazmış olduğunu görmek mümkün bu notlarda – Kökden’in yazı ve çevirilerini yayımlatacak yayınevi ya da dergi bulma çabası ile yayıncıların bazı tutumları bugün benzer çabada olanlara hiç yabancı gelmeyecektir sanırım. Bunlardan daha önemlisi, bu günlüklerdeki kimi notlar vasıtasıyla Kökden’in çalışma tarzını da görür gibi oluyoruz. Daha sonraları denemelerinde değineceği edebiyat-sanat eserleri, mekânlar ya da toplumsal olaylara ilişkin ilk izlenimler bu defterlere notlar halinde düşülmüş olmalı. Birlikte zaman geçirdiği, ziyaret ettiği ya da karşılaştığı başka bazı edebiyatçılara ilişkin birer ikişer cümlelik değinileri de edebiyatseverlere ilginç gelecektir. Bu yıl sekseninci yaşını kutlayan Uğur Kökden’in deneme kitaplarını henüz okumamış olanlar için bu günlükler, düzyazı ustası bir yazarın dünyaya, edebiyata, sanata nereden baktığını, denemelerine yansıyan duyarlıklarını ve dili nasıl kullandığını görüp tanımaları için de bir fırsat. Son bir söz de öykü severler için: Yazıldıktan kırk küsur yıldan sonra yayımlanan Geceye Evet (Sözcükler Yayınları, 2009) dışında kurmaca eser yayımlamayan Kökden’in kimi notları kısacık öyküler okumuşuz hissi uyandırıyor. Sımsıkı, ama içerisinde anlattıklarının çok daha fazlasının saklı olduğunu duyuracak biçimde kurgulanmış öyküleri.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2017’yi İple Çekmenize Neden Olacak 16..Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ahmet Öğünç

20 Haziran 2025

Baht Dede

Kendimi tanıtayım. Bendeniz, bir kız bir oğlan babasının çocuğu. Her doğurduğu bebeği ölen bir ananın tılsımlı evladı. Doğanlar iki üç ay sonra ölünce, anam Deli Ahmet Taşı'na bağlanmış. Kural gereği doğan bebek kız ise adı Raziye, erkekse Ahmet konacaktır. Öyle olmuş, ablam Raziye, ben Del..

Devamı..

“Bilenler Bilmeyenlere Şöyle Anlatacak..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024