Uykusuzluk Edebiyatı
6 Nisan 2019 Kültür Sanat

Uykusuzluk Edebiyatı


Twitter'da Paylaş
1

Doktorların uykusuzluğunu ve bunaltısını yatak istirahatiyle çözmeye çalıştığı bir başka uykusuz kadın da Virginia Woolf’tur.

Odysseus evden ayrıldıktan sonra Penelope uykusuz bir kadına dönüşür. Gündüz ördüklerini gece sökerek Odysseus’u bekler. James Joyce’un uykuları kaçırabilecek romanı Ulysses’in son bölümünde de eşini beklerken uykuları kaçan bir başka uykusuz kadının, Molly’nin düşüncelerini dinleriz. Yazar Charlotte Perkins Gilman doğum yaptıktan sonra depresyona girer, doktoru onu yatak istirahatiyle tedavi edebileceğini sanır ve Gilman’a yazmayı yasaklar. Gilman’a ne yazmamak ne dinlenmek derman olur, uykusuzluğu ancak kocasından boşandıktan sonra yatışır. Doktorların uykusuzluğunu ve bunaltısını yatak istirahatiyle çözmeye çalıştığı bir başka uykusuz kadın da Virginia Woolf’tur. Kadınlıkla ilişkilendirilen pasiflik ve zayıflığa ters düşse de Woolf dinlenmek zorunda bırakıldığı dönemlerde üretemedikçe bunalır, ziyan olan saatleri onu daha da yorar. Kadın olmak üstüne düşünen bir başka uykusuz kadın Dorothy Richardson’ın yarattığı Miriam Henderson karakteriyse baskıya ve toplumsal cinsiyet rollerine uyumayarak isyan eder.

Kendisi de uykusuz bir kadın olan Marina Benjamin’in uykusuzluğu kadın başkaldırısı olarak yorumlayan eleştiri kitabı Insomnia geçtiğimiz yılın sonunda yayımlandı. Uykusuz yazarları, uykusuz karakterleri gözden geçirirken Benjamin aslında kendi uykusuzluğuna çare arıyor. Gece uyumak için uzandığında aklını neden susturamadığını anlayamayan Benjamin, uyuyamayan diğer kadınların hikâyelerinde kendisini arıyor. Bu süreçte tekrar tekrar karşısına çıkan iki sözcük var: aşk ve yaratıcılık. Benjamin arayışına devam ederken aşk abartı ve ölçüsüzlükle, yaratıcılık da anlamlandırma arzusuyla özdeşleşiyor. Uykusuzluk, anlayabilmeye duyulan abartılı arzu. Yerini, yurdunu, kimliğini fark etme çabası. Benjamin’e göre gün ışığında bulanıklaşan çizgiler ve sınırlar gecenin karanlığında belirginleşiyor. Gecede farklı bir derinlik, farklı bir erdem var. Bu pencereden bakınca erkeğin zıddı olarak var olagelmiş ve indirgenmiş kadın kimliğinin uyku kaçırabilecek bir konu olduğu malum. Uyuyan Güzel’inse prensin gelişiyle kaçan derin uykuları kolay kolay geri gelmeyecek gibi.

Uykusuzluk ve kadınlığın nasıl ilişkilenebileceğini düşünürken Hamlet’i, Macbeth’i, Charles Dickens’ı düşünmemek elde değil. Charles Dickens ömür boyu uykusuzluktan çekmiş bir yazar. Uyuyamadığı gecelerde güneş doğana kadar Londra sokaklarını dolaşarak geçirdiği bir mart ayının sonucu Gece Yürüyüşü kitabı. Oğuz Atay’ın korkuyu bekleyen isimsiz karakterinin gözündeyse tıpkı John Keats’in “Bülbüle Kaside” şiirinde olduğu gibi uyku ile uyanıklık iç içe geçiyor. Uykusuzluk da uyku kadar bilinmez, eski ve derin bir mevzu. Felsefe, edebiyat, psikoloji, tıp, Çin kralları, antik Mısır... Uykusuzluk edebiyatını düşünürken akla gelen hikâyeler uykusuzluğun kadın olmak kadar insan olmakla, kişinin geçmişi kadar dünya tarihiyle, uyku kadar uyanıklıkla ilişkili olduğuna işaret ediyor. Uykusuzluğu bir kalıba sokabilmek için gece karanlığında gelen erdeme ihtiyaç var.

Yukarıdaki resim: Uyuyan Kız, Balthus


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşegül Kanat
Kitap hangi yayın evinde yayımlandı, fiyatı nedir, kim çevirdi, kaç sayfa?
12:53 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR