Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Temmuz 2022

Kitap

Yanı Başımızda Kalan Günlere: Gençlik Güzel Şey

Yağmur Yıldırımay Bayrakçı

Paylaş

0

0


Gençlik Güzel Şey coşkunun, umudun hep daha yüksekte olduğu -ya da oldurulmaya çalışıldığı-, hatırlandığında tebessüm ettirecek hikâyelerin yazıldığı, şimdiden bakıldığında belki bir masaldı dediğimiz gençliğimizin fotoğrafı. Fonda Karadeniz’in yağmurlu günlerinin yanına eklemlenecek bir şarkı: Gençlik başımda duman…

Ekin Kadir Selçuk’un İletişim Yayınları tarafından yayımlanan kitabı Gençlik Güzel Şey, yitip gittiğini sandığımız fakat hâlâ yanı başımızda duran gençlik günlerinin öykülerinden oluşuyor. Kitapta rektörlerin tünellerinden “öteki”lerin dünyasına, bitmesi hiç istenilmeyen gecelerden karşılıksız aşklara, kantinlere, öğrenci evlerine kadar çoğu insanın gençliğinde “mavi bir boşluk” olan on altı öykü var. Büyük sözler etmenin çoğu zaman işe yaramadığı, küçük eylemlerin güçlü hissettirdiği, “dostluk, sen yanı başımızda kalırsın” dedirten bu öyküler, hem gülümsetiyor hem de geçmişe çekilen bir ah’ın yol arkadaşı oluyor.

“Klarnetin Ritmine Ayak Uydurmak”

Gençliğin en saf hâli olsa gerek, etraftaki sese kulak vermek. Hele ki bir üniversite ortamıysa burası, âdettendir derslere girmemek, kantinin mesken tutulmuş yerinde zaman geçirmek. Böyle geçen günlerin anlatıldığı ilk öykü “Sadık Abi ve Rektörün Tüneli”, öğrenciliğin şenlikli akşamlarının dışında, “hayattaki varlığını bir mahcubiyet olarak yaşayan” insanın da hayatına değiniyor. Hayattaki “en büyük çabası sanki fark edilmemek” olan Sadık Abi, üniversitede kapı görevlilerinden biri. Elinden gelse nefes alışverişini bile gizleyecek olan Sadık Abi için klarnet çalmak bir tutku. Bir akşam okulda öğrencilere klarnet çalarken okulun “en saygın” hocası tarafından azarlanıyor; “kötü müzik iyi müziği” yeniyor ve Sadık Abi, “arka tarafa”, öğrencilerin tabiriyle “rektörün tüneli”ne veriliyor. Burası rektörün tüneli, çünkü rivayet odur ki öğrenciler arasında politik kavgalar çıktığında rektör polisleri bu kapıdan içeri alırmış eskiden. Şimdi ise Sadık Abi’ye bir sürgün yeri. Öykü, “büyümek için insanın hayata çapa atması” gerektiğini vurguluyor; tomurcukların etrafa saçılması gerekirken gölgelerin daha da genişlediği yerde büyümenin bir acısı oluyor âdeta.

Kitaptaki öykülere, hayalleri ile hayat arasında bocalayan Sadık Abi’nin yanına kendinden azade bir insan olmaya zorlanan, “ötekileştirilen” gençler de eklemleniyor. Şebnem Ferah hayranı, yönetmenlik yapmak isteyen, Zeynep’e hayran Ece mesela. Her ikisi de farklı konularda “bir irade, varlığı ispat savaşı” veriyorlar fakat Ece’ninki “erkek kalabalığının” içinde bir hayli zor. Zamanında arkadaşları kendisini “tuhaf” bulduğu için hiç istemeyerek kara kaşlı bir çocukla sevgili oluyor da onunla öpüşürken kendini suçlu hissediyor. Bu duyguların sonrasında yönetmenliğini beğendiği Zeynep ve ona olan tutkusu birleşiyor; bitmesinden korkarak, “uçurumun kıyısında” gezerek. Ece öyküde, toplumsal ön yargıların, tabuların insanın “kendisi olması” yolunda nasıl bir engel oluşturduğunun örneği oluyor. “Alıştığı şekilde başkası olmaya” zorlanan Ece’nin kaldıramadığı kabuklar, koptukça yenileniyor.

Dalga Geçmeler, Hor Görülmeler

Gençlik yıllarının ümit ve çaresizlikle birleştiği hassas konusu, aşk. Afallanıp kalmalar, üzüntüler, arzular, kramp girmeler, akıntıya kürek çekmeler… “Ziyafet” öyküsünün üniversite öğrencisi anlatıcı-kahramanı da bunlardan biri. Solcu bir arkadaş grubuna dahil oluyor, Arzu’ya yakın olmak için. Özel mülkiyetin karşısında olan, “banka soymanın değil banka kurmanın hırsızlık olduğuna” inanan bu gençler bir gün marketten et çalıp ziyafet çekiyorlar kendilerine. Üniversiteli olmak biraz da “aykırı” olmaktır, diye düşünen kahraman, söylevler etrafında kendini kapana kısılmış hissediyor ve Arzu’da kendisine yer açmak için aynı şeyi yapacağını söylüyor; yapıyor da. Fakat kendisinden Arzu’ya giden koridor maalesef karanlıkta kalıyor. Bizi yok etmeye karar verilmiş bir dünyada içi doldurulmayan mücadelenin hayal kırıklığına uğrayacağı gün gibi ortada. Buna kızıyoruz, fakat söz konusu aşk olunca neden bir zeytin dalı uzatmayalım? Çünkü “gençlik başımda duman” denilen ân, tam bu değil mi? Keza “Film Çekiyoruz” öyküsündeki Ensar’ın da başına gelen tam bu. Kısa film çekmekle sorumlu öğrenciler, senaryolarını çoğaltsın diye Ensar’ı fotokopiciye gönderirler. Ensar fotokopici ararken bir kaza olur. Kaza geçiren kişiye yardım eden bir tıp öğrencisinin peşinden gün içinde koşturur durur Ensar; ne fotokopiler aklındadır ne arkadaşları. Bir gündüz vaktinin, gelecekte hatırladığında gülümsetecek bir ânını anlatan bu öykü Gençlik Güzel Şey’in sıradan gibi görünen ama gökyüzünün tek renkli olmadığını gösteren bir gençlik öyküsü.

Renklilik okulun en kudretli hocasının yaptığı haksızlığa tepki göstermek için tüm sınıfın boş kâğıt vermesinde, babasının “ibne misin” demesine karşın küpe takan oğlanın küçük itaatsizliklerinde, Suriyeli göçmen arkadaşlarının korkularına siper olan dostluklarda, aşkını “kız gibi büyütmelerin” dışında, öfkelerin içinde ama dayatmalara aldırış etmeden yaşamakta devam ediyor öykülerde. Gölgelerin altında kalan yaşamları, bir şekilde kendine getirecek bir gün ışığının olduğunu; “ayaklarımız sulara bata çıka” da olsa yürümeye devam edebileceğimizi gösteriyorlar. “Kararsızlık kuşu omuzumuzda” olsa da bunun da elbette insani olduğunu hatırlatıyorlar.

Aile, Bir Kâbus muydu?

Gençlik Güzel Şey’in odaklandığı meselelerden biri, uzak-yakın aile ilişkileri ve bunun kişide bıraktığı iz. Çoğu insan için gündem bile olmayan bazı problemler, bazıları için bir yük. “Bizim Apartmanlar” öyküsünün kahramanı için de teyzesi, zoraki tebessümlerini saçtığı biri. Küçüklüğünde, yaz tatillerinde teyzesinin evine giden kahraman, aslında burada fazlalık gibi göründüğünü hisseder, çünkü teyzesi sürekli bunu ima edecek hareketlerde bulunur. Öykünün şimdiki zamanında yaşlı ve yalnız olan teyzesini ziyarete gittiğinde de hep bu günler gelir aklına kahramanın. Bunları okurken başka bir sorun daha çıkar ortaya: Teyzeye yapılan duygusal şiddet. Kocası tarafından ailesiyle görüşmesi istenilmeyen kadının hâline odaklanırız birden. İç içe geçmiş problemlerle yüklü bir ailenin yaşadıklarına duyduğumuz tahammülsüzlükler, beraberinde geleneğin de sorgulandığı yer olur. “Bu Gece Hiç Bitmesin” öyküsü de aile üzerine kurulan geleneğin mukayese yoluyla çatırdadığı öykülerden biri. Öğrenci evinde yaşayan iki erkek. Biri İstanbul’da kadın erkek eşitliği başta olmak üzere birçok konuda duyarlı büyür. Ahmet, Anadolu’dan gelen ise, erkeğin yemek yapması gibi küçük şeyleri bile aşağılayan biridir. Bir gün öğrenci evlerine Ahmet’in “geleneksel annesi” gelir. Gelişen olaylarla birlikte kadının eşinden şiddet gördüğü anlaşılır. Sevgisizlik içinde yıllarını geçiren, sırf daha iyi bir anne olmak için çabalayan, bunu yaptığı için alkışlanan ama günbegün yok olan kadınların sesi olur. Aile bu ve daha birçok öyküde, kutsallığından sıyrılır, bir cerrahın titizliğinde yaralar ortaya çıkar; idrak edip harekete geçirmektir dilek.

Gençlik Güzel Şey coşkunun, umudun hep daha yüksekte olduğu -ya da oldurulmaya çalışıldığı-, hatırlandığında tebessüm ettirecek hikâyelerin yazıldığı, şimdiden bakıldığında belki bir masaldı dediğimiz gençliğimizin fotoğrafı. Fonda Karadeniz’in yağmurlu günlerinin yanına eklemlenecek bir şarkı: Gençlik başımda duman…

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Mario” ve “The Sims” Müziklerini Dinl..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mehmet Dinç

29 Eylül 2025

Zülfü Livaneli’yi Neden Okumalıyız?

Livaneli insan doğası ve tutkularını bilince çıkarmada isabetli tespitlerde bulunur.Zülfü Livaneli uluslararası çapta tanınan bir yazardır. Sanatındaki derinlik onu bilge konumuna taşır. Zorlu aşamalardan geçmesi, hayati riskler alması ve şartlar ne olursa olsun du..

Devamı..

Edebiyatı Savunmanın Önemi

Maris Kreizman

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024