Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Mart 2021

Kitap

Yaşamın İdaresi

Aynur Kulak

Paylaş

2

0


"Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilirler.” - Ralph Waldo Emerson

Yaşanılan çağa rağmen, yaşanılan çağın sistemlerine, düzenine rağmen, hayatın getirileri, götürüleri ve isteklerine rağmen insanın arayışları, yaşamın idaresini eline alıp kendi dönemine sıkışmadan zamanı tümüyle kavrama arzusu, bu anlamda gücü elinde bulundurup, kontrolü kaybetmek istemeyişi yaşanılan çağ fark etmeksiniz hızını hiç kesmeden devam ettiriyor. Yaşamın idaresi adına en çok kontrol edilmesi gereken hız ve gücün kontrolden çıkmış olması, en çok da içinde yaşadığımız çağ olan 21. Yüzyılda dillerimize pelesenk olan, “İnsan nasıl yaşamalıdır?” sorusunu sorduruyor bizlere. Verilen cevaplara bakıldığında sorunun ana izleği bir türlü netleşmiyor maalesef. Her yeni cevapta hız biraz daha artmış, güç şiddetli bir şekilde ivme kazanmış, hatta el değiştirmiş, yaşamın idaresi kaybettiğimiz şeylerin boşluğunda düşüşe geçmiş oluyor. Düşüş esnasında, “İnsan nasıl yaşamalıdır?” sorusunun yerini, “İnsan nasıl yaşayamamaktadır?” alıyor.

Ralph Waldo Emerson (1803-1882) Amerikan transandantalizmin (19. yüzyıl başlarından itibaren Amerika’nın New England bölgesinde edebiyat, din, kültür ve felsefe alanında ortaya çıkan yeni fikirler toplamı) en önemli temsilcisi. Dünyada oluşan düşünce akımlarının bir nevi yaratıcısı olan ve bu akımların düşünce alt yapılarını 1850 yılından itibaren konferanslar vermek suretiyle anlatmaya başlayan Emerson’un söylevleri kendi zamanını çepeçevre sardığı gibi, öncelikle Avrupa’ya ulaşacak, gelecek yüzyılları da etkileyecekti. Harvard Üniversitesi mezunu olan Emerson’un nitelikli, özgün ve bağımsız bir akademisyen olmasının yanı sıra düşüncelerini yaymak adına iyi bir hatip olmasını papaz olmasına ve ailesinin papazlık geleneğinden (dedesi ve babası) gelmiş olmasına bağlayabiliriz. Düşüncelerinin insanın bitmek tükenmek bilmeyen arayışlarına ışık tutacağına gönülden inanan Ralph Waldo Emerson’un 1850’li yıllar boyunca çeşitli yerlerde verdiği konferanslardan oluşan Yaşamın İdaresi kitabı bu yüzden Emerson’un tek bir özelliği üzerinden ele alınmayacak denli -veya düşünceleri kitapta tek bir konu başlığına indirgenemeyecek şekliyle- kapsamı kendinden mütevelli bir yaklaşımla okunması gereken kitapların başında gelmekte.

Dokuz bölümden oluşan Yaşamın İdaresi’indeki her bir bölüm konu edindiği kavram başlıklarıyla –Kader, Güç, Zenginlik, Kültür, Davranış, Tapınma, Yan Düşünceler, Güzellik, Yanılsamalar- ayrı ayrı kavramlar izleğinde düşünce paylaşımı yapıldığı izlenimi verse de bölümler birbirlerine bağlandıkları noktada son derece zengin bir içeriğin birbirinin içine geçerek, birbirini tamamlayıp, bütüne nasıl ulaşılabileceğini, sonuç olarak Emerson tarafından sorulan, “Nasıl yaşamalıyım?” sorusu yaşama irademizin idaresi noktasında çabalarımızın nasıl da merkezde olduğunu bizlere göstermekte.  Peki, kitaptaki bölümler boyunca ele alınan kavramların etkisi düşünüldüğünde “Nasıl yaşamalıyım?” sorusunu soran insanın bir bütüne ulaşabilme ihtimali var mı? Buyurun başlayalım.

Zamanın Ruhu: Kader-Güç-Zenginlik

Her dönem üzerinde kafa yorulan bir konu olarak “zamanın ruhu” kavramı düşüncelerimizi meşgul eden yapısıyla özellikle bazı konu başlıklarını hep gündemimizde tutar. Bu başlıklardan Güç ve Zenginlik konuları üzerine söz söyleme fırsatı her daim varken Kader’i bu başlıklar arasında ilk sırada görmek şaşırtıcı. Kader kavramı Yaşamın İdaresi adı altında bir kitapta üstelik kitabın ilk bölümü olarak karşınıza çıkıyorsa büyük bir şaşkınlık ve merakla okumaya başlıyorsunuz. Bir de üstüne üstlük Emerson’un “Kader bir yükselme gayretidir” sözünü okuyunca kader kavramının ele alınacağı noktaların bu güne kadar bildiklerimizin aksine bir yerden ele alınacağını, bunun mümkün olabileceğini kavramaya başlıyorsunuz. Çünkü kader kavramı yaşam içerisinde boyun eğmenin tezahürü olarak kullanıldığından tam zıttı bir ele alışla karşınıza çıktığında kadere yenilmiyor, aksine yaşamın idaresi kader üstünden de mümkün olabilir demeye başlıyorsunuz. Emerson’un bu konu ile ilgili ilk söylediği şey şu: “… büyük adamlar ve büyük uluslar, böbürlenenler ve şaklabanlardan değil yaşamın dehşetini kavrayan ve onunla karşılaşmayı göze alanlardan çıkmıştır.” 

Doğadan tutalım da, insanın varoluşuna kadar, doğanın düzeni ve genler yolu ile kader bir şekilde üzerimizde tahakkümler kurar. Kader bağlamında, “Takdir-i İlahi’nin yolu biraz kabadır,” diyen Emerson kaderine razı gelip yaşamın dehşetini kavrayamamış olanların ilk yok olacak olanlar arasına katılacağını söyleyerek kadercilik anlayışımızın aslında -iyi veya kötü- ne ile bağdaştırdığımızın belirlediğini söylüyor.  Bizi sınırlayan şey ne ise ona kader diyor olmamız o şeyin bize göre kader olduğu anlamını taşıyor. Kader’e karşı kader demek yalnızca bir savuşturma ve bir tür korunma ihtiyacı içerdiği için; “Darbede karşı konulmaz bir kuvvet varsa, geri tepmede de öyledir,” diyen Emerson “kadercilik” savını bilinen geniş anlam ile kabul etmeyeceğini belirtmiş oluyor. Ahlaki duyarlılık, irade, akıl, akıl artıkça yapıcı gücün de artması sonucunda Kader’de iyiye doğru bir gidiş vardır ve Emerson’a göre “Yükselme gayretinin hakkını vermeyen hiçbir evren açıklaması tutarlı olamaz.” Bu noktada ortaya çıkan güç kendi irademizle oluşturduğumuz kaderin gücüdür aslında.

İnsanın etkisine kim sınır çizebilir? Güç bölümü bu soru ile açılıyor ve insanın tüm yeteneklerinin bir dökümünün ve tüm fikirlerinin bir derlemesinin  mevcut olamayacağı gerçeğinden yola çıkarak özellikle başarılı olan insanların nasıl bir nedensellik, yani neden-sonuç ilişkisi ile işlerini yürüttükleri ve bu akışta yürüyen işlerde zayıf veya kopuk halka bulunamayacağı noktasına değiniliyor. Yaşamın idaresi söz konusu olduğunda güç ve zenginliği birbirinden ayıramıyoruz ve bu iki kavram arasında güç altın tepside sunulan bir şey değildir.  Gücün sağlıklı bir şekilde otaya çıkabilmesi için Emerson, “Olumlu erk olumsuz olanla, zihin gücü bedensel sağlıkla, adanmışlıktaki coşkunluk zevk düşkünlüğünün çığırından çıkmışlığıyla, kısacası gücün her türlüsü birbiriyle aynı anda ortaya çıkar,” diyor ve bu bağlamda zenginliğin kaynağı için, “…en kaba kürek balta darbelerinden, sanatın nihai sırlarına kadar, aklın doğaya uygulanışındadır” görüşünü ortaya koyuyor. Dünya insanın alet çantasıdır, Emerson’a göre ve insan kabiliyetlerinin doğa ile evliliğindeki başarı, toplumları güçlü ve zengin kılan budur işte. Aksi takdirde yaşam bir güç arayışıdır zaten ve kişi gücünün tutsağıdır elbet.

Azmin Anahtar Sözcükleri: Kültür-Davranış-Tapınma

Yaşam dardır ve bu yüzden azmin anahtar sözcükleri; kültür, davranış ve tapınma dar olan yaşam hacmini genişletmek adına başvurulan yöntemler olarak karşımıza çıkar. Azim, insanın nihai varoluş çabasıdır. Ve Emerson’a göre, azmin anahtar sözcüğü Kültür’dür. Yadsıyabilir miyiz? Hayır. Seçkin kişilerin önerdiği şeyler olarak tanımlanan kültür kavramı için Emerson açıkladığı tüm kavramlarda olduğu gibi doğa ile bağlantı kurar. Kültür adına ayrıcalıklı yetişen insanlar için “Dahi” denildiğini belirten Emerson bu tanım ayrımının bedelini ağır ödediğini söyledikten sonra “Çünkü doğa insana kayıtsızdır,” der. Dolayısıyla insanda azmin kaynağının kültür yoluyla filiz vermesi içten bile değildir. “İnsan zekasının en parlak kayıtlarını içeren örnekler olarak kitaplar, kültür anlayışımda mutlaka yer almalıdır.”

Doğaya can veren ruhun yansımalarını sadece konuşmayla değil davranış ile görürüz çünkü -tavır da dediğimiz bu durumun- ne olduğu ile değil nasıl olduğu ile ilgileniyor Emerson. Düşüncenin ellere ve ayaklara nüfus ederek bedensel bir devinim içinde olması azmin dışa vurumu adına önemli ip uçları içerir. “Hep toplumsal yararlılıktan söz ederiz, oysa ilişkiyi kuran tavırlarımızdır.” Davranışın, bir şeyi yalnızca düz bir konuşma veya bir savı ortaya koymayla değil, iyi niyet içeren tavırlarla ortaya koymanın öneminden bahseden Emerson bağlantılı olarak "Tapınma" bölümüne geldiğinde ilk olarak “korkmamaktan” bahsediyor. Çünkü bazı arkadaşlarının Kader-Güç ve Zenginlik üzerine olan düşüncelerinde “fazlaca alt bir düzeyde kaldığı” eleştirileri aldığını, “zamanın kötücül ruhuna fazla ağırlık verdiğini” belirttiklerini aktardıktan sonra, “Kendi iradem dışında, yaygın tabiriyle şeytanın avukatını oynamaya mecbur kalmışsam, bu beni korkutmuyor,” diyerek kelime tanımını “Katı Gerçeklikle” bağdaştırdığımız Tapınma mevzuna “Korkmamak” üzerinden noktayı koyuyor. Önemli olan bu girişten sonra diğer kavramlarla bağlantı kurmaya devam eden Emerson, aslında insanın tüm durumu bir kültür durumudur, bunun gelişip tamamlanması Din veya Tapınma olarak tamamlanabilir diyor: “Cennet’in büyüklüğü, dünyaya oranla ölçülür. Yamyamların tanrısı yamyam, haçlıların tanrısı haçlı, tüccarların tanrısı tüccar olur.” Tam odaklandığımız şey eninde sonunda gerçekleşir ve güneş ışıkları odaklandığı yeri yakar, öyle değil mi (!)?

Sonsuz Yanılsamalar, Güzellik ve Şaşkınlık

Evet, yaşam bir öğreti konusu değil, sonsuz bir şaşkınlık konusudur. Fakat işin içine o kadar çok kötülük, kader, karşı konulamaz dayatmalar, kaynağı belirsiz korkular girer ki, artık şaşırmadığımız veya bundan sonra hiç şaşırmayacağımızı düşünürüz. Ne olursa olsun insan güzellik içeren bir yaradılışa sahiptir aslında ve tüm yanılsamalara rağmen bizi heyecana gark eden ve düşündüren her şey gücümüze güç katar, eylem alanlarımız genişler. Doğanın içinde var olan yanılsamaların insanın da içinde olduğunu  hiçbir zaman unutmamamız gerekir.  

Kitabın son üç bölümü olan "Yan Düşünceler," "Güzellik" ve "Yanılsamalar"ı okurken Yaşamın İdaresi üzerine çokça düşünüp konferanslar veren Ralph Waldo Emerson’u daha iyi kavramaya başlıyorsunuz. İnsan ruhunu, bedenini, bilincini çok iyi analiz etmiş, batının ve doğunun kaynaklarıyla beslenmiş, tüm kavramları kaba ve ince detaylarıyla ele alarak eklektik bir biçimde birbirine temas ettirmiş, hangi düşünceyi anlatırsa anlatsın özgün olmayı başarabilmiş, ne olursak olalım veya neyi yapıyor olursak olalım inanmanın önemini, “Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilirler,” diyen Emerson için yaşam felsefecisi diyebiliriz.  

Öncelikle, Yaşamın İdaresi kitabının ikinci basımını Aralık 2020 yılında tekrar yapan (1.Basım: Ağustos 2016) ve deneme türünde içeriği nitelikli metinlere önem veren Doğu Batı Yayınları’na bu türde eserleri biz okuyuculara ulaştırdığı için teşekkür ederim. Bitirmeden kitabın çevirisine de değinmek istiyorum elbet. Yaşamın İdaresi kitabına çevirisi ile büyük katkı sağlayan Aytek Sever baştan sona yazarın aforizmalarla, alıntılarla, çağrışımlarla dolu kitabını dipnot kısımlarına varana kadar dil adına ve anlatım olanaklarının ince detaylarını atlamaksızın, yüzeyselde kalmayıp büyük bir titizlikle çevirmiş. Çevirisini yaptıktan sonra metnin yanından geçip gitmeksizin kitabın başında, "Eserin Türkçe Basımı İçin Çevirmenin Notu" bölümünü de kaleme alan Aytek Sever’e titizliği için bir okur olarak teşekkür ederim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Modern Dünyanın Anlatı KriziStuart Jeffries
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Farklı kültürler tanımak ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, bütçenizi yormayan bir tatil için Türkiye’den vizesiz gidilen ülkeleri tercih edebilirsiniz. Hem kolay hem de ekonomik yurt dışı tatili için sadece pasaport ve kimlik kartıyla gidilen çok sayıda yer b..

Devamı..

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

Çağnam Erkmen

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024