Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Ağustos 2018

Bilim Teknoloji

Yaşamın Kökeni: Aynadaki bir ‘Uzaylı’ mı?

Ergin Ozan Ekşioğlu

Paylaş

4

0


Gece ve gündüzün sürekli tekrarlanıyor olması, aynı yörüngede sürekli döndüğümüz hissini uyandırabilir fakat aslında  evren boşluğunda hiçbir zaman aynı noktada  değiliz.

Aristoteles, maddenin parçacıklardan oluştuğunu yüzyıllar önce tahmin etmişti fakat ona göre bir madde sonsuza dek bölünebilirdi; daha küçük bir parçaya bölünemeyecek bir madde olamazdı. Daha isabetli bir öngörü ise Demokritus’tan gelmişti. Demokritus, bir maddenin özünün, farklı türde birçok bölünemeyen parçacıktan oluşması gerektiğini düşünüyordu. Yunanca bölünmez anlamına gelen atom, tüm maddelerin temel yapı taşı ve Kozmos’un görünen varlığının nedenidir. Kendi bedenimiz dahil etrafımızda gördüğümüz her şey atomlardan ibarettir ve modern kuram, tüm elementlerin atomlardan oluştuğunu ve herhangi bir elementin tüm atomlarının aynı olduğunu belirtir.

Ama maddeyi hareketli bir boyuta (canlılık) taşımak için farklı türden atomlar kadar, kendisine benzer atomlarla da her yönden bağ kurabilen evrimleşmiş bir atoma ihtiyaç var. Element sayısı 6 olan, altı protonlu çekirdek, yaşamın temel yapı taşı olan karbondur bu. Canlılığın, karbon olmadan kendiliğinden oluşabileceği düşünülemez. Bunun nedenleri biraz teknik ve karmaşık olmasına karşın, karbonun diğer atomlarla bağlanma biçimindeki eşsiz davranışla anlatılabilir. Karbon atomları, halka haline gelip, birbiri ardına dizilerek çok kolay zincir oluşturabilir. Başka hiçbir atom aynı esnekliğe sahip değildir. Bu özelliği ile karbon, yapabildiği bileşiklerin sayısı ve çeşitliliği yönünden diğer tüm elementlerden farklı bir konumdadır. Hücre zarından ağaç kabuğuna kadar, biz de dahil olmak üzere, tüm canlı yapılar ancak karbon temelli bileşiklerle oluşur. Bu yapılar, birkaç tane ya da binlerce atom grubundan bir araya gelerek, maddenin kimyasal özelliklerini belirleyen molekülleri oluştururlar. Atomları molekül içerisinde, elektromanyetik çekim kuvvetine dayalı kimyasal bağlar bir arada tutar ve moleküllerin çeşitli biçimlerde birleşmeleri ile de çevremizde gördüğümüz yaşam çeşitliliği ortaya çıkar.

ergin ozan ekşioğlu uzay

Yaşamın kaynağının atomik düzeyde nasıl olduğunu kısmen bilsek de nereden geldiğini hâlâ bilmiyoruz. Gezegenimizden hayat fışkırsa da, yaşamın Dünya’da başladığına ilişkin elde hiçbir kanıtımız yok. Bu durumda, canlılığın kökeninin bizim gezegenimizde olduğunu düşünmek biraz bencilce değil mi? Belki de evrenin başka bir köşesinden kuyruklu bir yıldıza takılıp gelmişizdir. Sonuçta kayaların hepsi gözenekli ve mikrobik yaşamın seyahat edebileceği minik yarıklarla dolu. Mantıklı gelmedi mi? Erken karar vermeyin!

Gezegenimizde, nüfus popülasyonu göz önüne alındığında, lider konumda olan canlı Tardigrat’ dır. Dilimizde Su Ayısı denilen bu arkadaş, uzayın yoğun radyasyonu altında seyahat edip tek bir çizik almadan geri dönebilir. Kaynar suda ya da buzun içinde hiç ummadığımız kadar  keyifli olmasının yanı sıra, bir damla su olmadan on yıldan fazla yaşayabilir. İğne ucu büyüklüğünde olduklarından biz pek farkında değiliz ama Tardigratlar 500 milyon yıldır yanı başımızdalar ve gezegenin başından geçen bildiğimiz beş toplu yokoluştan da sağ çıktılar.Ayrıca bir grup mikrop, Uluslararası Uzay  İstasyonu’nun dış cephesinde, iki yıl boyunca uzaydaki vakuma ve radyasyona maruz kaldı ve buna karşın dünyaya geri döndüklerinde aralarından kimileri hâlâ yaşıyordu. Yaşam o kadar inatçı ki!

Dört buçuk milyar yaşındaki dünyamız ömrünün ilk yarısı boyunca büyük göktaşları  tarafından bombardımana tutuluyordu. Bu şiddetli çarpışmalar okyanusları buharlaştırıyor ve hatta yüzeydeki kayaları eritiyordu. Ama kayalardaki fosillerden bildiğimize göre bakteriler bu oluşum döneminde bile dünyada evrim geçiriyordu. Devasa göktaşlarının yüzeye çarpmasıyla oluşan patlamalarla dünyadan uzaya sayısız kaya parçası fırlıyordu. Venüs, Dünya ve Mars, o zamanlarda sürekli bir kaya takası halindeydi. Uzaya fırlayan kayaların kimi komşu gezegenlere konuyor, kimi de Güneş’in yörüngesinde dönüyordu. O kayaların hemen hepsi, içlerinde canlı bakteriler taşıyordu ve dünyada mikrobik yaşam sona ermesine karşın o bakterilerden bazıları uzayda hayatta kaldı. Bunlardan kimi, Dünya atmosferine göktaşı olarak girecek ve gezegendeki mikrobik yaşamı tekrar başlatacaktı. Bu bağlamda ilk akla gelen şey, Dünyadaki yaşamın, uzak geçmişte, gezegenler hatta yıldızlararası gerçekleşmiş yolculukların izlerini taşıyor olabileceği. Yıldızların birbirine olan uzaklıkları gezegenlerden çok daha fazla ve mikropların milyonlarca yıl hayatta kalması beklenemez tabii ama bu senaryonun da mantıklı bir açıklaması var.

ergin ozan ekşioğlu uzay

Dünya, hem kendi hem de Güneş’in etrafında dönerken, Güneş de galaksi sarmalında döner.  Bütün galaksiler de bulundukları süperküme ile beraber uzay boşluğunda sürüklenir.  Samanyolu galaksisi saatte 2,4 milyon km. hızla yolculuk ediyor. Gece ve gündüzün sürekli tekrarlanıyor olması, aynı yörüngede sürekli döndüğümüz hissini uyandırabilir fakat aslında  evren boşluğunda hiçbir zaman aynı noktada  değiliz. Bizler, bizim sistemimizdeki tüm gök  cisimleri gibi, sadece kendi yıldızımızın etrafından ayrılmayız. Her gün aynı işyerinde, aynı sandalyeye oturuyor, her gece aynı odada, aynı yatakta yatıyor olabilirsiniz; fakat uzay  boşluğundaki seyahatiniz inanılmaz bir hızla sürüyor ve asıl önemlisi uzayda geçtiğiniz bir konumdan asla bir daha geçmiyorsunuz.

Güneşimize, Samanyolu’ndaki yolculuğu sırasında yalnızca gezegenler değil, sayısız  kuyrukluyıldız ve göktaşı da eşlik eder. Güneş sistemimiz, seyahati sırasında galaksideki bir yıldızlararası buluttan geçtiğinde, kütleçekim gücü en dıştaki kuyrukluyıldızların ya da göktaşlarının yönünü şaşırtabilir. Bunun sonucu kimi gökcisimleri Güneş’in kütleçekiminden kurtulup kaçar, kimi ise Güneş’e doğru dalışa geçer. Ama bu serüvenin sonu Güneş’e ulaşamadan bir gezegene çarpmayla da bitebilir. Yıllar sonra herhangi bir gezegenden fırlayan kayaların parçaları, yıldızlararası bulutta yeni doğan gezegenlerin atmosferlerine birer göktaşı olarak düşebilir. Eğer olur da kaçak yolcular alıştıkları bir ortamla karşılaşırsalar yeniden canlanıp üreyebilirler. Eğer yaşam, uzayın zorluklarına dayanıp yıllarca varlığını sürdürebiliyorsa, bir dünyadan diğerine, gezegenler hatta yıldızlararası seyahat etmiş de olabilir. Mikrobiyal atalarımızın başka bir dünyadan gelmiş olmaları olası görünmüyor mu? Yıllardır aradığımız uzaylıların, belki de aynada olabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Albrecht Dürer’in Yahudi Düşmanlığı Ta..T. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elisabeth Braw

31 Ağustos 2025

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Svalbard’ı yirmi beş yıl önce terk eden Ruslar, Sovyet Döneminin ihtişamını geri getirebilmek için Norveç takımadalarına döndüler.  Neil Armstrong Ay’a ayak bastığında yaptığı ilk şey Amerikan bayrağını dikmekti. Ülkeler bir arazinin kendilerine ait olduğunu belirtmek için o ..

Devamı..

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

James Clark

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024