Bu hikâyemi, ekspres ya da posta treni artık
–belki de sadece belirli bir süre için– geçmediği hâlde, bir yolunu bularak okuyucularıma
–artık müşterim kalmadı– iletebilsem bile, nerede bulunduğumu nasıl anlatacağım?
– Oğuz Atay, "Demiryolu Hikâyecileri-Bir Rüya"
Bankada sıramın gelmesini beklerken açtım kitabımı, okumaya başladım. Barış Bıçakçı'nın yeni çıkan öykü kitabı. Bir yandan da işten izin alıp çıktığım için bir an önce sıra gelsin de çabucak halledeyim işimi diye düşünüyordum. Elimdeki fişin numarasını ekranda görmemle veznede bitiverdim. Banka memurunun sorusuna cevap verecekken yan bölmede işlem yaptıran adamın sesi ulaştı kulağıma. "Evet," dedi, "Bıçakçı. Hayır, hayır 'c' ile değil 'ç' ile. Bıçakçı." Bir an düşündüm, olabilir mi acaba? Neden olmasın? Ankara'dayız sonuçta. İstemsizce döndüm hemen yan tarafa ama adamın yüzünü göremedim. Hoş, görsem ne olacaktı? Tanımıyordum ki kendisini. Kimse tanımıyor zaten. Okurlarından hiç kimse yani. Adını da duyabilseydim keşke. Tam o esnada veznedeki kadın "İşleminiz tamam Barış Bey, iyi günler." dedi. Ne yani, tüm kitaplarını okuduğum yazar olabilir miydi bu adam? Heyecandan kendi işimi unutmuşum o an. Kadın sesleniyordu camın ardından. "Hanımefendi sizi bekliyorum, evet, işleminiz neydi?" Yüzüne kısa bir an baktıktan sonra "Kusura bakmayın, önemli bir işim vardı. O geldi aklıma birden." dedim ve hemen çıktım bankadan ben de. Tabi ki yoktu orada, gitmişti çoktan. Olsaydı bile ne umuyordum ki? "Pardon, siz yazar mısınız?" diyecek hâlim yoktu.
Bankadan çıkmış bulunduğum için kısa bir süre etrafta dolandım belki tekrar denk gelirim aynı kişiye diye. Bulamadım tabi ki. Bankaya geri döndüysem de önündeki kuyruğu tekrar beklemeyi göze alamadım. Hem sürem de kısıtlıydı zaten. Mecbur iş yerine döndüm. Murat Bey sorunca da, "Evet evet, bankadaki işimi hallettim. Sağ olun." dedim yalandan. Sevdiğim bir yazar sandığım adamın arkasından bankadan fırladım, diyemezdim. Mecburen oturdum masama, çalışmaya koyuldum. Bir müddet aklım bankadaki olayda takılı kaldıysa da sonra yoğunluktan işe daldım.Tâ ki, Murat Bey'in biriyle telefonda yüksek sesle konuştuğunu duyana dek. Karşılıklı masalarda oturur, bilgisayar ekranına bakarak günü bitiririz biz. Pek ses çıkmaz ofiste genellikle. "Tamam Barış, sen hiç merak etme. Etraflıca düşünür, elimizden gelenin en iyisini yaparız." diyordu. Bankadaki olayı hatırlatmıştı elbette bana bu konuşma. Yine kendi kendime "Acaba?" dedim. Sonra hemen hızlıca kendime geldim. Mimarlık ofisini arayan her Barış, Barış Bıçakçı'ydı zaten! diye kızdım kendime. Murat Bey telefonu tam kapatırken "Barış ya kusura bakma not alıyorum ajandaya da soyadın neydi, unuttum." dedi mahcup bir şekilde. Kısa bir sessizlikten sonra "Bıçakçı, evet, tamam yazdım. Görüşürüz." dedi ve kapattı. "Murat Bey." dedim, "Yanlış anlamazsanız kimdi o? Yani yeni bir müşteri mi?" "Yok yok, Barış benim çok eskiden arkadaşım. Danışmak istediği bir konu var. Hayırdır, noldu?" dedi. "Yok, bir şey olmadı da bir de yazar var ya Barış Bıçakçı diye. O olabilir mi acaba diye sormak istedim." dedim. "Anladım. Yarın uğrayacak ofise, sorarsın kendisine." dedi istihzalı bir şekilde. Ne demekti şimdi bu?
Üstünde durmamaya çalışarak işime geri döndüm. Aslında mesai bitene kadar önümdeki projeye tam olarak odaklanamadım. Oysa yapmam gereken bir sürü çizim vardı. Bana kalsa elimdeki kitabı bitirir, sonra da güzel güzel yapardım işimi. Geçenlerde yazarı benim gibi çok seven bir arkadaşımla muhabbet ederken keşke kendisini tanısak, kitaplarımızı imzalatabilsek, diye hayıflanmıştık. Sonra düşündüm ki zaten yazar bunu isteseydi yapardı. Bir afiş görsek mesela şu tarihte, şu kitap kafede imza günü var diye ya da şu dergide söyleşisi yayımlanmış diye, ne heyecanlanırdı bir sürü okur. Oysa biz heyecanlanmak için sadece bir sonraki kitabının çıkmasını beklemeyi bilen insanlarız artık. Yıllar içinde Barış Bıçakçı bir yazarın müşterisi değil okuyucusu olmayı öğretmişti bizlere. Sahi Oğuz Atay'ı seviyor mudur acaba? Bence kesin seviyordur. Belki de sevmiyordur. Her neyse. O an fark ettim ki kararımı çoktan vermişim. Yarın ofise gelecek olan Barış Bey'e soracaktım: "Siz, o musunuz? Yoksa tamamen isim benzerliği mi? Bir Ankara bünyesinde kaç Barış Bıçakçı barındırır? Hem neden hep Ankara? Bunca sıradan insanı nerede gözlemliyor, nasıl sıra dışı hâle getiriyorsunuz olayları?" İşte bunları çok merak ediyoruz Barış Bey, sormak istiyoruz hep. Biz buradayız sevgili yazar, sen neredesin acaba?






