Yeni Bir Başlangıç…
2 Nisan 2019 Öykü

Yeni Bir Başlangıç…


Twitter'da Paylaş
0

“Ne dersin, sence de iyi fikir değil mi bu?” diye seslendi, en yaşlı olanı. Pek yaşlı da denemezdi aslında ona, yaşlının da ötesi bir şeydi artık, milyonlarca yılın yorgunluğu yüzünün bütün çizgilerine işlemişti sanki.

“Hangisi,” diye sordu karanlık suratlı olan.

“Hadi dostum Azroo, bunadın artık iyice sen de. Az önce söyledim ya. Sıfırdan başlamak meselesi işte. Şu tuzluğu da versene arada.”

Onun yerine kahvaltı sofrasına iyice yayılmış olan uzun saçlısı uzattı tuzluğu ve esneyerek konuştu: “Eh, en azından değişik bir şey, binlerce yıl hep aynı şeyleri yaptıktan sonra…”

“Ne yapıyorsun ki sen?” diye tersledi Azro isimli olanı. “Sevgili İsro, iyi çocuksun, üzmek istemem seni ama çalışmaktan söz edeceksek eğer benim konuşmam gerekir. O kadar milyon yıldır lök gibi oturuyorsun aynı yerde, o düdükle kafa ütülemenin dışında bir şey yaptığın da yok.”

“Ben sanatçıyım bir kere,” diye yüzünü buruşturdu İsro, “kafa ütülediğim filan da yok, her zaman hazır olmam gerekir o büyük gün için.”

“Pöh! Büyük gün!” diye homurdandı masadaki dördüncü, adı Cebro olan: “Kıyamet kopacak da, sen üfleyecen de, millet kalkacak da… O zamana kadar yan gel yat! Oğlum bir defa borazancılık ayrı, müzisyenlik ayrı… Gören de konçerto çalacak sanır, yahu öttüreceksin düdüğü millet uyanacak, hepsi bu! Bir nevi çalar saat yani.”

“Senin de pek bir şey yaptığın söylenemez yüzlerce yıldır,” diye karşılık verdi incecik sesiyle İsro isimli olan.

“Bak ben postacıyım tamam mı?” diye haykırdı Cebro ellerini masaya dayayıp. “Benim eğitimim bu, işim bu, anlıyor musun” Öksürüklere boğularak sustu sonra.

Alaycı bir ses tonuyla mırıldandı Azro: “En son kargoyu götüreli neredeyse bin beş yüz yıl oldu farkında mısın?”

“Bu onun problemi,” dedi Cebro, en yaşlı olanı işaret ederek. “Ağzından, bu sonuncu’,diye bir laf çıktı bir kere. O yazmazsa ben ne yapabilirim ki, kafama göre kitap götürecek değilim herhalde.”

“Bana gelince, sakın işsizlikten söz etme dostum,” diye lafa karıştı yine karanlık suratını buruşturup Azro. Uzun saçlısı itiraz edecek oldu: “Pis bir iş ama kabul et.”

“Pis mis, iş iştir sevgili İsro’cuğum. Aşağısını ben temizliyorum ve birinin de bunu yapması gerekiyor. Senin gibi sanatçı ruhlu çocukların içi kaldırmaz böyle işleri.” Öne doğru eğildi sonra, “Hem sen çok geri kalmışsın dostum, artık çoktan taşeron düzenine geçtim ben, elimi bile sürmüyorum, aşağıdakiler kendi kendilerini öldürüyor. Şu Avusturyalı onbaşıyı hatırlasana? Hiuu, ne kapasite vardı adamda ama! Birkaç yılda nerden baksan yirmi milyon götürdü herif!”

“Daha sonra gelenler de fena değildi aslında…”

“Eh kendi çapında hepsi skor yapmaya çalışıyor ama her zaman daha iyileri çıkar; kural bu.”

“Konuya dönebilir miyiz artık” diye gürledi yaşlıların yaşlısı. “Eskiden bu kadar demokrasi yoktu bu masada, işler daha hızlı yürürdü. Mikoo, yavrum, talihsizim benim! Dön artık masaya sen de! İklim sanki seni çok takıyor da, yağmur çamur kendini helak ediyorsun evladım. Boğulan boğulsun sittiret, işimiz var şimdi, boşver. Azro sen de, hadii, üçün beşin hesabını yapma, kalanları da öğleden sonra öldürürsün.”

Kendine çekidüzen verip gırtlağını temizledikten sonra sordu Cebro: “Tam olarak nedir efendim dediğiniz?”

“Başlangıç! Yeni ve taze bir başlangıç! Hadii, somurtmayın hemen öyle. Tamam, daha önce de ‘yeni başlangıç’ falan filan dediğim oldu ama bu kez çok ciddiyim! Yeni, yepyeni! Tamam, biliyorum, bin tane gönderdim şimdiye kadar, bir işe yaramadı. Binlerce yıldır hepsi hepsi dört kitaptan sorumlu tutuyorum herifleri, yine de hepsi sınıfta çakıyor! Ama bu defa durum farklı!”

“Bing Bang mi düşünüyorsunuz yani?”

“Yok anasının gözü! O kadar geri gitmeye gerek yok canım. İnsan varlığı anlamında yeni bir başlangıçtan söz ediyorum.”

“Elma melma hikâyesi yani, yılan mılan yine.”

“Eh, ama bu kez senaryo tam olarak öyle değil,” dedi en yaşlıların yaşlısı.

“Peki ama bunun için ‘tufan’ prosedürü işletmek gerekmez mi? Gemi filan?” diye sordu Azro, labtobunu açarak. 

“Tufan için yeterli ödeneğimiz yok bu aralar; bu kez tufansız yapacağız, zaten böyle giderse aşağıdakiler buzulları eritip kendi kendilerine bir bok yiyecekler yakında.”

“Değişiklik dediğin ne peki?”

“Bakın çocuklar” diye fısıltıya benzer bir sesle konuştu yaşlıların en yaşlısı. “Birincisi, bu Ortadoğu çukuru bezdirdi beni; on bin yıldır uğraşıyorum düzelmiyor. Zorlamanın gereği yok artık. Elimdeki en iyi adamları oraya gönderdim şimdiye kadar, yok! Olmuyor! Bu kez biraz daha kuzeyde şansımızı deneyelim diyorum. İkincisi ise daha önemli; bu defa işe kadından başlayacağım. Geçen sefer biliyorsunuz, diğerinden başladık neler çektik. Adam iki oğlan çocuğu yaptı, o geri zekâlılar da tuttu tak diye birbirini öldürdü!”

“Anaları elmayı götürdü ama.” 

“Hadi Miko, bu kadar saf olma lütfen!” diye sırıttı Azro, “Hepimiz gerçeği biliyoruz. Tamam, elmanın üzerinden kadının parmak izleri çıktı ama…”

“Geçmişi karıştırmayalım çocuklar” diye sıkıntıyla kımıldadı yaşlıların yaşlısı. “Bütün bunlar acı veriyor bana. Doğrusunu isterseniz, o kriminal raporu kamuoyundan gizlemek çok kötü bir fikirdi. İş kadının üstüne kaldı. Oysa elmadaki diş izlerinden yapılan DNA testlerinin de, kamera kayıtlarının da başka türlü olduğunu hepimiz biliyoruz değil mi? İyi halt yedik! O yüzden berikiler binlerce yıldır bıyıklarını burup kendilerini bi bok sanıyorlar! Bu defa öyle olmayacak ama! Yeniden başlıyoruz çocuklar! Yepyeni bir başlangıç yapıyoruz. Bu hafta sonu için bir doğum ayarlayın bana. Kim olduğu önemli değil, çükü olmasın yeter!”

“Bu arada, Cebooo! Yakışıklı postacım benim, bisikletin hazır mı? Heey, işe başlıyorsun dostum, neşelen biraz! Yeni kitap gönderiyorum! Az önce yazdım! Öyle cilt cilt filan değil bu sefer, taşıması da kolay, tek bir cümle! Tek bir cümleden ibaret olacak bütün kitap.” Parmağıyla havaya yazarak teatral bir havada konuştu yaşlıların yaşlısı: “Oku! Oku! Ve şimdiye kadar her ne yaptıysan, onun tam tersini yap. Nokta!”

“Ha, az kalsın unutuyordum” diye ekledi masadan kalkarken, “Şu… Üvey kardeşiniz… Çatal kuyruklu olan hani… Çağırın gelsin yarın, konuşalım yeniden. Yazık çocuğa ya onca yıldır… Aile içinde bu kadar küslük olmaz ki canım.”

***  

“Eveet, geri sayıma geçiyoruz. Koordinatlar nedir Azro? Şu tırpanını da çek bu arada, kıçıma batıyor.”

“Dediğiniz gibi biraz kuzeye kaydırdık efendim, tam olarak söylersem, iki kıtayı birbirine bağlayan hayvani büyüklükte bir şehre kilitlenmiş durumdayız. Bana sorarsanız saçma biraz ama. Bu kadar kalabalık ve salak bir yerde kim kimi dinler ki?” 

“Olsun, yeni bir başlangıç için kulağa hoş geliyor. Peki tarih?”

“Tam olarak 11 Eylül 2003’teyiz efendim.”

“Şaka gibi ya! En son kule mule devirmiştik bu tarihte, çok eğlenceliydi!”

“Evet, şaka gibi hakikaten. Ne bereketli gündü! Neyse, başlıyoruz.”

“Bir isim düşündük mü peki?”

“Heyecandan onu unuttuk bak gördün mü Cebro? Tüh!”

“Öyle salak salak tek heceli yeni isimlerden olmasın yalnız efendim. Biraz ağırlığı olsun bana sorarsanız. Meselaaa…”

“Meselaaaa, Bet… Bet… Betül yapalım lan!”

“O Nasıralı kadının öteki adı yani. Bi'türlü unutamadınız değil mi onu? Dönüp dolaşıp aynı isme geliyorsunuz.”

“Ne alakası var ya? Öyle rasgele yani, dilime geliverdi birden. Ukalalık etme, işine bak sen.” 

“Öyle olsun bakalım. Tamam, başladık, yaratım süreci tamamlanmak üzere, doktor bizim adamımız değil mi bu arada, bir terslik olmasın.”

“Yok, yerel halktan ama bağlantımız var, sorun çıkarmaz, direk yer ayırdım ona buralarda.”

“Annesi?”

“Yok. Annesi de babası da bir şey bilmiyor. Sürpriz olsun istedim. Az büyüsün, görecekler şeylerinin şeyini!”  

“Süpersin patron! Eveeet, kayıt yükleniyor, doğuyor, doğmak üzere, doğuyooor, doğuyooor, doğuyoooor, dooooooğdu!”

“Ulan bişeye de benzemiyor ama hadi hayırlı olsun. Allah bahtını açık etsin!”

“Ettim gitti!


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR