Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Nisan 2021

Plastik Sanatlar

Yeşim Özyurtçu'nun Resimlerinde Kent-İnsan Psikolojisi

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Yeşim Özyurtçu'nun resimlerini ince bir perdenin ya da buğulu bir camın gerisinden bakıyor izlenimini yaşarız. Figürlerin ve nesnelerin kendi çizgisellikleri çarpıtılır, amorf bir yapıya büründürülür. Bir engelleyicinin ya da flu bir görüntü veren bir şeyin ardından bakıldığında resimlerin birçok sanat dalını da çağrıştırdığını söyleyebiliriz. Söz gelimi empresyonizm, karikatür, fotoğraf, dijital boyama… Her resimde kendinizden bir parça bulmanız olasıdır.

Günümüz dünyasında insanın varlığı, yüksek teknolojinin ve büyük kentlerin karmaşası içinde kaybolmaya ya da içerik değiştirmeye başlamıştır. Sanal dünyanın kendine özgü yapılanmasında, insanın doğa ve kendi öz benliğiyle bütünleşmesi gittikçe zorlaşmaktadır. Postmodern yapının temelini anlamdan önce yorum gelir düşüncesi oluşturmaktadır. İnsanın çevre koşullarıyla değişime uğraması sonucunda, bireyin ben kimim sorusunun yanıtının anlamı da yorumu da değişime uğramaktadır.

Yeşim Özyurtçu, kent içinde kaybolan insanların birer gölgeye dönüşmelerini (bazen de gölgesiz kalmaların), suskunluklarını, psikolojik yapılarını yansıtıyor. Bireyin varlığı bilişsel anlamda pasif olmaya başladığı andan itibaren yok olmaktadır. Sözü edilen bu yok oluşun döngüselliği insanın belleğini de hiçliğe dönüştürmektedir.   

Sanatçının dört resmi üzerine düşünsel bir yorum yapmaya çalışacağız.

Y. Bourgoise’e Selam

Yukarıdaki resimde mavi ağırlıklı olmak üzere, sarı ve kısmen beyaz renkler de vardır. Gökyüzünün maviliği ile, yeryüzü ve bir siluetin tırmandığı taş merdivenin de rengi mavi olarak belirlenmiştir. Mavinin sonsuzluğunda yansıtılan bu titreşimli siluetin çıktığı merdiven nereye bağlanmaktadır? Sarı zemin üzerine oturtulan, resmin fonunda deniz ve biraz ilerisindeki binaları görüyoruz. Resmin tam ortasında yer alan merdivene çıkan bir siluetin görüntüsü vardır. Monokrom renk tekniğiyle (mavi ağırlıklı) yapılan resimde gökyüzü açık mavi ile resmedilmiştir. Deniz ve merdiven ise daha koyu bir mavidir. Zemin ise, sarıdır. Figürün görüntüsü dikeydir, kolları açıktır. Ayrıca figürün profilden görünüşünde bir belirsizlik söz konusudur. Siluetin profilden ve titreşimli görüntüsü belirsizliği çağrıştırmaktadır. Bedensel değişimden tinsel değişime uzayan ya da dönüşen bir varlık karmaşası söz konusudur.  

Sözünü ettiğimiz bu belirsizlik zamansal açıdan olduğu kadar figür ekseninde de kendini göstermektedir. Figürün ileriye doğru uzattığı sol kolunun tanımsallığı belirsizdir. Sanatçı, bilinçli bir anlatımla, figür üzerinden gerçekliği sorgulayıcı bir enstantane yaratmış. Figürün izleksel ve anlamsal yapısı ile görünürdeki titreşimler arasında bir bağlantı kurulabilir. Yedi ya da sekiz basamak olarak tasarlanan merdiven ise figürün mistik bir görüntüsünü yansıtıyor. 

Resimdeki figür kendinden geçmiş bir biçimde görünmektedir. Bu bir kaçışın ya da kendini saklamanın belki de septik morbilite sentomları yaşayan birinin son enstantanesi olabilir... Resmin yüzeye yakınlığı, fonda kademeli bir görüntüler dizgesi yaratmaktadır. Tek figür ve deniz, gökyüzü, merdiven, arkada iki bina, önde bir direk vardır. Tüm bunlar tasarımsal bir anlayışla resmedilmiştir. Tasarım ve kurgu yan yana geldiğinde sorular da ortaya çıkmaktadır.

İnsanın kendinden ve dış dünyadan kaçmak istemesi ile yaşadığı düş kırıklığı söz konusudur. Figürün yansıttığı titreşimler, çıktığı yükseklik ve sonu belli olmayan merdiven bu düş kırıklığını, psikolojik bunalımı resmediyor. Buradaki figür sanki tipik bir uyurgezer gibidir. Bireyin uykuda ya da dış dünyada olup bitenler arasında sağlıklı bir iletişim kuramaması, zihinsel algısallık anlamında çaresiz ya da umarsız kalması demektir. Çoğu uyurgezer gözleri açıkken bile düşler görür, sanrılar yaşar. Resimdeki figür de bir uyurgezer gibi ellerini öne doğru uzatmıştır, bilinçsiz bir biçimde yürüyor görünümündedir. Parasomnileir’in bir altı olan bu hastalık tıbbi anlamda tanımlansa da resimdeki figürün kendini kentleşme/binalaştırma ile eş değer görmesi üzerine kurgulanmıştır.   

“Parasomniler, uyku ve uyanıklık evrelerinde herhangi bir bozukluğa neden olmayan, ancak öncelikli olarak uykuda ortaya çıkan istenilmeyen fiziksel fenomenleri içeren klinik bozukluklardır (1). Sıklıkla otonom sinir sistemi değişiklikleri ve iskelet kas aktivitesi bu bozukluğa eșlik eder. [...] Uyku sırasında dolașma ortaya çıkar. Bu dolaşma sırasında; uyku devam eder, bilinç durumunun değișikliği ya da karar vermede zorluk olur. Ayrıca; kișinin uykudan uyanmasında zorluk, bir ataktan uyandığında mental konfüzyon, atak sırasında amnezi (tam ya da kısmi), uygunsuz zamanlarda ortaya çıkan rutin davranıșlar, uygunsuz ya da saçma davranıșlar, tehlikeli ya da potansiyel olarak tehlikeli davranıșlardan en az biri eșlik eder (6,7). Çocukluk çağında ve erișkinde ortaya çıkabilir.”

(Parasomniler: Tanı, Sınıflama ve Klinik Özellikleri/Yrd. Dr. Deniz Tuncel- Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD, Fatma Özlem Orhan-Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniv. Tıp Fak. Nöroloji ABD, K. Maraş / Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2009; 1:280-296)

Resimdeki figürün uyurgezer yürüyüşü bir yerde dünyanın sonunu (Lat. Eskatoloji) yansıtmaktadır. Figür son basamaktan sonra atlayacak mıdır ya da orada duracak mıdır? Bu belirsizlik sanatçının ara renklere verdiği önemi de imliyor aslında. Yani bunu psikolojik anlamda bir tür ölüm atlayışı (Lat. Salto Mortale) olarak da yorumlayabiliriz.

Resim çok katmanlı anlamlar içermektedir.   


Ne Görürsen

Yine tek renk ağırlıklı bir resim görüyoruz. Bu resimde tam ortada iki açık pencere vardır. Pencereler sarı ve kısmen yeşil renklerle boyanmıştır. Sağdaki pencerenin fiziki yapısı, soldakine göre biraz daha değişiktir. Sağdaki pencere içe doğru çizilmiştir ve kenarlarında fazladan bir leke gibi duran kırmızı bir renk vardır. Her iki pencerede de ışığın nereden geldiği belirsizdir. Kırmızı rengin baskınlığı ile hem zamansal döngüselliği hem de içerik olarak belirsizliği üzerine kurulmuştur. Soldaki pencerede ise, üç figür görülmektedir. Üçünün de boyları ve üzerlerindeki giysiler farklıdır. Olasılıkla bir aile görüntüsü hâkim kılınmak istenmiştir.

Resme başka bir açıdan odaklanırsak karşımıza ilginç bir tasarım çıkmaktadır. Kırmızı rengin (tonlarının) insan tenine -abartılarak da olsa- benzemesi söz konusudur. İki açık pencere ise, iki gözü simgelemektedir. Ortadaki dikdörtgen kabartma ise burunu andırmaktadır. Kırmızı renk ve binanın dış görünüşü sanki bir deve benzetilmiştir. Bu devin gözünden dış dünyayı görmeye çalışan üç figür vardır. Büyük kent fobisi ve koşuşturması içinde olan insanları yutan, kendi içine çeken ve benzeten, onları bazen izole eden bir atmosfer sezinliyoruz.    

Kırmızı rengin farklı tonları arasındaki üç küçük figürün duruşları ile,  onları içine alan binanın kurgusal çatışkısı gözler önündedir. Sanatçı tüm resimlerinde olduğu gibi burada da deformasyon tekniğini uygulamıştır. Özellikle üç figürün karikatürize edilerek çizilmesi bu doğrultudadır. Sanatçının resimlerinde zamansal bir çizgisellik izleği yoktur. Belirsiz bir coğrafyada yer alan insanların psikolojik anlamda düşüşleri, bunalımları, kaybolmuşlukları, kimi zaman kendi içlerine kimi zaman da dışa olan bağımlıkları resmedilmiştir. Bu dönüşler ve kaybolmalar, onları hiçlik duygusuyla ve melankolik bir ruhsallıkla örtüştürmektedir. Bireyin kentsel yapılanmanın içinde boğulduğu, kimliğini kaybettiği, bilişsel süreçte yaşadığı algılama sorunları sürekli kendini göstermektedir. Yukarıdaki resimde ise devasa bir binanın (aslında insanı içine kapatan, hapseden, kent olgusu imleniyor) içinde kalan insanların çaresizliği, umarsızlığı, kanıksanmışlığı yansıtılıyor.

Sanatçının çoğu resminde letarjiyi andıran bir yansıma vardır. Kişinin çeşitli nedenlerle enerjisinin, moralinin azalmasıyla yakından ilgilidir. Yetersiz beslenme, aşırı yoğunluk ve bunalım nedeniyle kişinin uyuşuk hali uzun sürebilir. Resimdeki üç figürün de hareketsiz, atıl kalmaları buna örnek gösterilebilir. Üç figürün de dik çizildiklerini görüyoruz.

“Sanat eserleri zamanı aşan yapılarıyla bize yeni estetik zevkler ve yaratma arzusu sunabilir yahut sanatın ne olduğu neye dönüştüğü konularında bize her zaman yeni fikirler verebilir. [...] Sanat eserlerini farklı bağlamlarda ilişkilendirmek, bilindik söylemler dışında farklı ilişkisellikler kurmak sanat üzerine yeni sözler söylemeyi de olanaklı kılar.” (Yrd. Doç. Serdar Toka/Üç Figür Diyalektiği/Mardin Artuklu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü, Mardin Artuklu Üniversitesi Kampüsü, Diyarbakır Yolu / Mardin / Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi- Sanat ve Tasarım dergisi / s.22 / Aralık 2013)

 


Merak

Sanatçının mavinin tonlarıyla yaptığı bu resimde, bir kapı arkasından küçük bir kız çocuğunun hüzünlü, ürkek ve yorgun bir görünümü vardır. Mavinin yanı sıra beyazın da tonlarıyla oynama yapılmış. Ahşap kapının eskiliği ve görebildiğimiz kadarıyla Arnavut kaldırım taşları yoksulların oturduğu bir sokağı andırıyor. Küçük kızın kızıl saçları dağınıktır, gözleri ileriye değil yere doğru bakmaktadır. Üzerindeki beyaz ağırlıklı giysi yıpranmış ve eski gibidir. Kızın karikatürize edilmiş görüntüsünde ağır bir travma vardır. Kimsesiz ya da yoksul bir ailenin kızıdır. Onun bu görüntüsünde ekonomik yoksulluk, bitkinlik ve psikolojik çöküntü belirgindir. Resimdeki küçük kızın oryantalist bir görüntüyü yansıttığını söyleyebiliriz. Ayrıca kızın bakışlarında bir merak duygusu olduğunu da söyleyebiliriz. Kapısının kenarından dış dünyaya bakışın içinde neler olup bittiğini görme arzusu da olduğunu düşünmeliyiz. Kızın dik duran görünümü belirgindir.

Sanatçı her ne kadar küçük kızı sevimli bir hale getirmek için saçlarını kızıla boyasa da yüzüne belli belirsiz bazı renkler sürse bile onu güzelleştirememiştir. Aslında sanatçının tam olarak istediği budur. Küçük kızın renkli yüzü bir türlü gülmez, sevinmez, mutlu olmaz. Kentlerin insan üzerindeki derin psikolojik ağırlığına güzel bir örnektir bu. Bireyin yaşına bakmaksızın herkes için geçerli olan günlük koşuşturma, bunalım, yoksulluk, travma, moral bozukluğu, beslenme yetersizliği benzer sorunları yaratmaktadır.

Resimde ahşap bir kapının ardından yere doğru bakan küçük kızın dramı belirgindir. Onun bu bilinç kaybı, bellek kaybı nedeniyle, yaşadığı bu psikolojik birikimi atmakta zorlanacağını düşünebiliriz. Öte yandan, De kadans (Lat. İçten Çürüme) türü bir bilinç bozukluğu da söz konusudur. De kadans kavramını salt bunalım olarak da ele alamayız. Bu kavramın içinde kültürel yozlaşma, dışa kapanma, yoksulluğun da baskısıyla derin bir bunalım söz konusudur. Bunun sonucunda da bireyin kendi içine dönük yaşaması kaçınılmazdır. Sanatçı bu resminde küçük kızın geleceği için de bir tablo yaratıyor. Onun da geleceği tıpkı büyüklerin de olduğu gibi belirsizdir, karmaşıktır ve olasılıkla tehlikelerle doludur.

Kızın anlık görüntüsüyle şu anlamı da çıkarabiliriz: Yaşadığı evin içinde biraz önce bir olay olmuştur. Tanık olduğu bu olay nedeniyle kaçmayı düşleyen bir görüntüsü vardır. Onun bu görüntüsü hiçliğin ortasında asılı duran bir belirsizliği andırmaktadır. Ancak küçük kızın durduğu mekân/yer arasında sadece fiziki bir bağlantı yoktur. Kızın o mekânda yaşadıkları, tanık oldukları, duydukları, ailesiyle ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri de kendi öznesini yaratmaktadır. Tüm bu tasarımsal düzenin salt görünümü kadar içinde bulunan tüm nesnelerin, eşyaların, figürlerin birlikteliği ile bir yaşam alanı olmuştur. Bu sözü edilen yaşam alanı, küçük kızın kendi özünün oluşmasında önemlidir.  

“Mekânın kavramsal ve felsefi okumalarından da anlaşılabileceği üzere, mekânın durağan bir strüktürden ziyade insanın kendini bir özne olarak var ettiği, duyu ve deneyimleriyle ilişkilendiği ve bu çok girdili algılama süreci sonrası anlamlandırdığı bir oluşumdur. Bireyin mekânla olan ilişkisi sonucu oluşan mekânın, birey için ifade eden öznel gerçekliği dışından mekânın kendisini oluşturan elemanlar tarafından meydana gelen nesnel bir organizasyonel yapısı vardır.” (Buse Özge Güzel Kahraman / Mekân ve İnsan İlişkisinde Yer Duygusunun Sanal Gerçeklikle Deneyimlenmesi Üzerine Bir İnceleme / Yüksek Lisans Tezi/Sosyal Bilimler Enstitüsü TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi / Aralık 2019)


Alone         

Yorumlayacağımız bu resimde ise titreşimler içinde yürüyen bir figür görüyoruz. Resmin solunda bu erkek figür vardır. Onun hemen arkasında ise duvarda bir resim asılıdır. Resim sanki soyut yapılmıştır gibidir. Figürün önünden geçeceğine inandığımız resmin tam ortasındaki açık alanda ise şunlar görülmektedir: Dikdörtgen kapının içinde duvarda asılı resim ile figürün arkasındaki resim birbirine benzemektedir. Aynı biçimde figürün yürüyüş yönüne doğru duvarda asılı olan resim de benzer biçimde yapılmıştır. Üç benzer resim bize neyi yansıtmaktadır?

“Cezanne; “Doğadan resimlemek nesneyi kopyalamak değildir, duyularımızın farkına varmaktır” der. Böylece farklı bir doğa algısına sahip olduğunu göstermek ister. Doğayı ve mekânı renklerin zıtlık ve ton ilişkilerini öne çıkararak çözümlemeye çalışmıştır.” (T.C. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı / İnsanın Yaşam Alanlarıyla Kurduğu İlişkinin Resmin Olanaklarıyla İncelenmesi / Selda Gümüşay / Yüksek Lisans Tezi / Adana 2008)

Dış dünyanın fiziki yapısı kadar birçok açıdan birbirine benzediği, insanın bu benzeşme içinde kaybolduğu hatta onlara benzediği yargısına varabiliriz. Titreşimlerin gölgeleri yansıttığı bilinse de resimdeki figürün duvara yansıyan bir gölgesi yoktur. Titreşimler onun gölgesini yok etmiştir. Aynı biçimde zamansızlık içeren bir başka açıdan bakacak olursak şunu görürüz: Her şeyin birbirine benzediği, farklılığın kaybolduğu, bu tek düzelik içinde insanın da onlara dönüştüğü izlenimi ortaya çıkmaktadır. Böylelikle kişisel bir bellek yerine anıların kaybolduğu, tekdüze bir yaşamın monotonluğu öne çıkmaktadır. Kişinin bilinç ve bellek kaybı ile özgüven yoksunluğu söz konusudur.

Figürün dik olarak çizildiği, kollarını açıkta tuttuğu görülmektedir.

Yeşim Özyurtçu, resimlerinde tonoliz ağırlıklı bir teknik kullanmaktadır. Resimlerini genellikle mavi, gri, kahverengi renklerle boyamaktadır. Bu resimde de mavi, kahverengi, gri ağırlıklı renkler görüyoruz. Kurgusal bir anın tek fotoğraf karesinin görüntüsüdür karşımızdaki resim.

Yeşim Özyurtçu, kendisinin de söylediği gibi, “[…] resimlerimde günlük yaşam ve yakın çevremden kesitlerde genellikle yalnızlık ve bekleme eylemleri üzerine yoğunlaşıyorum. Amacım zamansız resimler yaparak, resme bakan kişilerin kendilerinden bir an bulabilmelerini ve/veya bu yönde düşünebilmelerini sağlamak.

Sanatçının resimlerinde noolojik bir ifade biçimine sahiptir. Bu nedenle,  zaman ve mekân ayırımı yapmadan resmin tek fotoğraf karesine yoğunlaşmaktadır. Kendisi önceden belirlediği bir fotoğrafı dijital ortama yüklüyor. Bunun ardından fotoğrafı dijital tekniklerle bozuyor, değiştiriyor, çarpıtıyor, karikatürize ediyor ve istediği kıvama gelince bırakıyor. Bu işlem bittikten sonra görüntüyü tuvaline aktarıyor. Bu tekniğin bir bölümüne Glitch Benzeri (glitch alike) adı verilmektedir. Fotoğrafik bir görüntüyü ya da bir video oyununu ses, görüntü, biçim olarak değiştirme tekniğidir. Sözünü ettiğimiz bu bozma biçimi birçok alanda kullanılmaktadır. Yeşim Özyurtçu’nun resimlerinde ise başka bir anlam kazanmaktadır. Teknik olarak görüntüyü bozmanın başka bir anlamı doğurmasına yöneliktir onun yaptığı. Ayrıca tıpkı Gestalt Kuramı gibi optik bir göz yanılgısı da yaratmaktadır.  

Sanatçının dört resmindeki ara renklerin ve gri tonların önemi büyüktür. Monokrom renk tekniğini kişisel bir deneysellikle yorumlayan sanatçı, gri ve ara renkleri de resimlerine katmaktadır. Böylelikle titreşimlerin, gölgesiz figürlerin neden çizildiği de ortaya çıkıyor. Bazen de trükaj bir teknik kullanmaktadır. Bu teknik aldatma ve göz yanılgısı üzerine kurulmuştur. Resimlerin kurgusallığını da düşünecek olursak bireyin maddi dünyadaki kayboluşunu imlemektedir. Gölgenin titreşimlere dönüşmesi bireyin içsel çöküşünün tanımsallığını yansıtmaktadır. 

“Gölge, bireyin “Öteki”, “Karanlık”, “Vahşi” ve “İlkel” yanını temsil etmektedir. [...] Gölge, bireyin bir parçasıdır, varlığının kopmuş bir bölümüdür; ancak kopmuş dahi olsa kişinin gölgesi yine ona bağlı kalır.” (Psikolojik Tipler ve Jung Psikolojisi Üzerine Bir Değerlendirme / Cem Gülcan / Doktora öğrencisi, Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Doktora Programı / 26/12/2020) 

Yeşim Özyurtçu, resim sanatına getirmeye çalıştığı bu tekniği daha da geliştireceği inancındayız. Bu teknik sayesinde iki belki de üç bilim dalı yan yana gelebilecektir. Söz gelimi resim sanatı, fotoğrafçılık, dijital teknoloji, yüksek teknolojili baskı makineleri gibi... Çoklu bir teknik dizgesinin yansıması ile sanatın başkalaşım geçirmesi söz konusu olabilir. Ancak bu başkalaşım özsel anlamda kendini kaybetmemesi gerekir.

Resimlerde belirgin bir soyutlama söz konusudur. Figürlerin ve nesnelerin hacimlerini değiştirmektedir. Ancak bunların özleri aynen yerinde kalmaktadır.

“Soyutlamanın tanımında, nesnel gerçekliğin aşılmasıyla elde edilen biçimsel zihinsellik, öznenin kavramsal dünyaya geçiş aşamasında yararlanacağı ‘öz’ü belirler. Kavramsal üretim bilgilerinin zihinsel yöntemlerle kullanılışı, soyutun anlamını belirlemekle birlikte ‘kaynağını’da belirler. Zihinsel üretim nedeninin kaynağı belli olduktan sonra soyutun nesnel içeriği, kavramların belirlediği anlamların görsel tanımlamalara dönüşmesini sağlar.” (Süleyman Özderin-Modern Resim sürecinde Soyut ve Soyutlayıcı yaklaşımlarla Biçimsel-Eleştirel Yapılanma/Öğretim Görevlisi. Akdeniz Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü, 07058/Antalya)

Sanatçının resimlerini ince bir perdenin ya da buğulu bir camın gerisinden bakıyor izlenimini yaşarız. Figürlerin ve nesnelerin kendi çizgisellikleri çarpıtılır, amorf bir yapıya büründürülür. Bir engelleyicinin ya da flu bir görüntü veren bir şeyin ardından bakıldığında resimlerin birçok sanat dalını da çağrıştırdığını söyleyebiliriz. Söz gelimi empresyonizm, karikatür, fotoğraf, dijital boyama… Her resimde kendinizden bir parça bulmanız olasıdır. Sanatçının www.yesimozyurtcu.net adresindeki resimleri ilgiyle izlenmektedir. Bu türden resim tekniği için başarılı çalışmalar yaptığını söyleyebiliriz.   

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Zambak Kadar BeyazA. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

13 Mayıs 2025

Bir Mektup

Okuduklarım içimde birikiyor, büyüyor, içimde bir şeyler inşa ediyor, ben hepsini sana yazmak, seninle bunları konuşmak ihtiyacı duyuyorum.Sevgili dostum, Bu ara çok okudum, okuduklarımla ne yapacağımı bilemiyorum bazen, ben de sana bir mektup yazmaya karar verdim. Mektuplar hayatımızdan ç..

Devamı..

Toplumsal Gerçekçi Romanlar (Gerçekçil..

Kemal Gündüzalp

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024