Yıldızların Yazgısı
21 Mart 2019 Bilim Teknoloji

Yıldızların Yazgısı


Twitter'da Paylaş
0

“Tüm yıldızlar, ömrünü tüketmiş benzerlerinin geriye bıraktığı artıklardan ve yıldızlararası bulutların toz ve gazlarından biçimlenerek doğar.”

 “Yıldızlarla dolu bir evrende yaşıyoruz!” deriz. Bu tanımı matematiğe dökmek istersek, septilyon ya da oktilyon gibi hiç aşina olmadığımız sayılar kullanmamız gerekecek. Bu yüzden -algımızın doğru çalışması için- Carl Sagan'ın betimlemesini tercih etmekte yarar var. “Evrendeki yıldız sayısı, dünyadaki bütün sahillerde bulunan kum tanesi sayısından bile fazla!” (Bu veri, matematiksel olarak doğrulanmıştır.)

Evrenin kıyısına baktığımızda gördüğümüz ilk yıldızlar, büyük patlamadan yaklaşık 400 milyon yıl sonrasında oluşmuş. 13,4 milyar yıl önce oluşan bu ilk kuşak yıldızlar devasa büyüklükte gaz topları olarak görünüyor ve çok yoğun radyasyon yayıyorlar. Onlar yüklerini bir sonraki yıldız nesline, onlar da bir sonrakine aktarmış ve gördüğümüz yıldız çeşitliliğinin oluşmasını sağlamışlar. Kimi yıldız türleri uydumuzdan bile küçük olsa da, evrende o kadar büyük yıldızlar var ki bunu anlamamız için bildiğimiz dünyamız ve güneşimizle karşılaştırmamız gerekecek. Bizim güneşimiz çap olarak Dünya’dan 109 kat büyük. Güneş'in içine 1.300.000 tane Dünya büyüklüğünde gezegen sığabilir. Evrende bugüne kadar gözlemlediğimiz en büyük yıldız olan UY Scuti ise kabaca bir hesapla bizim güneşimizden beş milyar kat büyük.

Tüm yıldızlar, ömrünü tüketmiş benzerlerinin geriye bıraktığı artıklardan ve yıldızlararası bulutların toz ve gazlarından biçimlenerek doğar. Teleskopla bakmadığınız için tüm yıldızların birbirine benzediğini düşünebilirsiniz ama zaman içinde yıldızlar da evrim geçirirler ve birçok değişik türe ayrılırlar.

Mavi dev yıldızlar ilk kuşak yıldızlar gibi hızlı yaşayıp genç ölen yıldızlardır ve sayıları yüzdesel olarak pek fazla değil. Bu tip yıldızlar helyumu, karbon ve oksijen gibi daha ağır elementlere dönüştürerek yakabilirler. Evrende en çok bulunan yıldızlar ise soluk kızıl cücelerdir ve tüm yıldızların dörtte üçünü oluştururlar. Bu yıldızlar bir bakıma insanlara benzer. Gençliklerinde çok hırçın olan ve hızlı dönen bu yıldızlar –başlarına bir hâl gelmezse– yaşlandıkça daha ağırbaşlı oluyorlar. Dönüş hızları ve saçtıkları enerji zamanla azalıyor. Uslanan bu kişilikleri onlara uzun bir ömür vadediyor. Güneşimiz gibi sarı yıldızlar ancak 10 milyar yıl yaşarken kızıl cüceler birkaç trilyon yıl bile yaşayabilirler.

“Civardaki bir yıldız, insan türü diye bir şey ortaya çıkmadan bir milyon yıl evvel patladı.”

Samanyolu’nda gözlemlediğimiz yıldızların çoğu bir veya daha fazla yıldız eşinin yörüngesinde döner. Yıldızların hepsi çökmeye yazgılıdır ve tüm yıldızlar iki ayrı çöküş arasında var olurlar. Bir yıldızı şekillendirmek üzere karanlık, yıldızlararası gaz bulutunun ilk çöküşü ve nihai yazgısına ilerleyen parlak yıldızın son çöküşüdür bu. Başka bir kuvvet araya girmedikçe bir yıldızın sonu kendi kütleçekimi ile olur. Bir yıldız, nükleer yakıtının tamamını tükettiğinde önce soğur ve daha sonra kendi kütleçekimine yenik düşer. Filmin sonu budur ama birkaç farklı senaryosu vardır.

Örneğin, geceleri gökyüzündeki en parlak yıldız olarak gördüğümüz Sirius’un çok soluk bir yıldız eşlikçisi var: Bir beyaz cüce. Bir gün, Sirius yakıtı bitip de kırmızı bir deve dönüştüğünde geriye kalan tüm artıklarını beyaz cüceye aktaracak. Eşlikçisinin yoğun kütle çekimi, gazı çekerek sarmallanan bir disk şekline sokacak. Daha büyük olan yıldızdan yayılan gaz, beyaz cücenin yüzeyine değdiği anda nükleer bir patlamayı tetikleyecek. Bu patlamanın açığa çıkaracağı enerji, Güneş’in enerjisinden 100 bin kat daha fazla olacak. Bu yıldız patlamalarının her birine, Latince ‘yeni’ anlamına gelen ‘nova’ denir. Her ‘nova’ bir yıldızın ölümü olduğu gibi, bir başkasının da doğumu demektir.

Güneş’ten çap olarak 10 kat daha büyük olan yıldızların kaderi farklıdır. Böyle bir yıldızın çöküşünü elektronların baskısı durduramaz. Yıldız, çekirdeği tıklım tıklım dolana kadar kendi içine çökmeye devam eder. Yıldız, çekirdeğiyle arasında hiç boşluk kalmayana ve daha fazla küçülemeyeceği bir noktaya kadar, yani kendi boyunun yaklaşık 100 bin katı kadar küçülür. Bu noktaya geldiğinde, daha güçlü bir nükleer reaksiyonu, yani bir süpernovayı tetikler. Çoğu yıldızın evrimi, milyonlarca, hatta milyarlarca yıl alır. Ancak bir süpernovayı tetikleyecek bir içten çöküş sadece saniyeler içinde gerçekleşir. Geriye ise küçük bir şehir büyüklüğünde bir atomik çekirdek yani pulsar adı verilen ve hızla yanıp sönen bir nötron yıldızı kalır. Bir galaksinin ucunda patlayan bir süpernova, tüm galaksinin ışığından daha parlak olabilir. Samanyolu’nda uzak bir köşede çıplak gözle görülen son süpernova patlaması bundan yaklaşık bin yıl kadar önce gözlemlenmiştir. Galaksideki mahallemizin civarında bir yıldız eğer süpernovaya dönüşürse, patlayan yıldızın artıkları, koruma kalkanı olan heliosferi Güneş’e doğru iter. Şayet Dünya’nın yörüngesine itecek kadar güçlü olursa, gezegenimiz süpernova artıklarıyla radyoaktif bir banyo yapar. Neyse ki bu çok sık olmuyor. Civardaki bir yıldız, insan türü diye bir şey ortaya çıkmadan bir milyon yıl evvel patladı.

“Bir Hipernova, uzaya o kadar çok radyasyon saçar ki, yakınlarında yaşam barındıran güneş sistemleri varsa günleri sayılı demektir.”

Ama Güneş’ten 30 kat ve daha büyük yıldızlar söz konusu olduğunda çekirdekte kalacak bir nötron yıldızı bekleyemezsiniz çünkü bu yıldızın çöküşü hiç durmaz. Böyle bir yıldızın içeriye doğru patlayan çekirdeği o kadar muazzam büyüklükte olacaktır ki, nükleer güçler bile onun çöküşünü geciktirmek için yeterli olamaz. Böyle bir kütleçekimine karşı hiç bir şey dayanamaz. Ötesini göremediğimiz ve uzayzamanda adına ‘olay ufku’ denen bir sınırı geçene dek çökmeye devam eder. Olay ufkunun ötesi bizimle gerçeklik ilişkisini keser. Yıldızdan geri kalan ne varsa kütleçekimin kudretinden hiçbir şeyin, ışığın bile kaçamadığı yere gider. Ve yıldızın adı artık Kara Delik olur.

Yıldız olmanın da bir sınırı var tabii. Kimi yıldızlar güneşimizden çap olarak yüzlerce kat daha büyük ve nadir rastlanan bu yıldızları çok daha dramatik bir kader beklemekte. Bunlardan biri de bizim galaksimizde. Bu yıldız o kadar kararsızdır ki öldüğünde çok daha yıkıcı bir başka şeye dönüşür. Üstelik bu, bizler hayattayken gerçekleşebilir. Yaklaşık 7.500 ışık yılı uzakta, galaksimizin bir başka kısmında, Güneş’ten beş milyon kat fazla ışık saçmakta olan Eta Carinae’dan bahsediyoruz. Eta Carinae’nın ikiz kardeşi ile arası pek iyi değil. Ona, Satürn’ün Güneş’e olan uzaklığı kadar mesafede bulunan ve yörüngesinde dönen bir başka dev yıldız kardeşi var. Böyle süper dev bir yıldızın çekirdeği o kadar çok ışık yayar ki, dışa doğru olan basınç yıldızın kütleçekimini bastırabilir. Bir yıldız bu denli büyükse radyasyon basıncı kütleçekimini alt eder ve yıldızı parçalar. Bir gün nihayet patladığında (belki de çoktan patlamıştır; biz onu, yıldızı 7.500 yıl önce terk eden ışık sayesinde görüyoruz), eşi benzeri görülmemiş bir afet olacaktır. Bir hipernova o kadar büyük bir patlamadır ki, süpernova onun yanında kestane fişeği gibi kalır. Yakınlarında yaşam barındıran güneş sistemleri varsa onların günleri de sayılı demektir. Hipernova, uzaya o kadar çok radyasyon saçar ki yüzlerce ışık yılı uzaklıktaki gezegenler bile bu ölümcül radyasyon altında atmosferlerini kaybedebilir. Biz güvende olduğumuzdan eminiz ama Eta Carinae asla sessiz sedasız çekip gitmeyecek. 7500 ışık yılı uzakta olmasına karşın, onun ölüm sancısı güney yarımkürede hissedilebilir. Eta Carinae’nın vedası, zifiri karanlığı bile gündüze çevirmeye yeter.

Yıldızların yazgısı, bildiğimiz tüm varoluşun da yazgısıdır. Zaten evrim olgusu, biyolojiye gökbilimden gelmiştir (Immanuel Kant-1755 Göklerin Genel Doğal Tarihi ve Kuramı). Yıldız çekirdeklerinde başlayan kozmolojik evrim olmasaydı, biyolojik evrimden bahsedemezdik. Kimi elementler, biliyoruz ki dünyada doğal koşullarda oluşmazlar. Karbon, azot, oksijen, demir, fosfor gibi elementler insanların var olması için gerekli ve ilginç olan şey, bunlar Büyük Patlama sırasında da oluşmamıştır. Oluşabilecekleri tek yer yıldızların kızgın çekirdekleridir. Bugün bu elementlerin bedeninizde olmalarının tek yolu da bu yıldızların lütfedip patlamış, tohumlarını evrene saçmış olmalarıdır. Böylece bu elementler bir gün, Güneş dediğimiz bir yıldızın yakınında bulunan küçük mavi bir gezegenin üzerinde bir araya gelebilmiştir. Bedeninizdeki tüm atomlar farklı türde birçok yıldızın çekirdeğinde şekillendi. Galaksimizde bugüne kadar patlayan 200 milyon kadar yıldız, gerçekten de, bir gün siz var olabilesiniz diye kendilerini feda etti. Hepimizde yıldız kumaşı var, hepimiz yıldız çocuklarıyız...

“Peki, bizim güneşimizi nasıl bir son bekliyor?” diye merak ediyorsanız... https://oggito.com/icerikler/gunes-in-olumu/63143


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR