Ya geçmişte hayatımızda önem arz eden bir eşyayı unutmuşsak…
Bir sabah uyandığınızda hayatınızda önemli yer tutan nesnelerden bir tanesinin yok olduğunu görüyorsunuz. Bundan sonraki hayatınızda o olmayacak. Bu bir eşya da olabilir ve ona dair elinizde ne varsa yakıyor ya da atıyor, ilerleyen günlerde de yavaş yavaş ona dair her şeyi unutuyorsunuz. Sonraki günlerde o kaybolan nesneyi başkaları takip ediyor. Belki de bir gün mesleğinizin son bulmasına neden olacak bir nesne yok oluyor. O an işsiz kaldığınız gibi zanaatınız dışında başka bir işle geçiminizi sağlama durumunda kalıyorsunuz.
Yoko Ogawa, Hafıza Polisi isimli romanında, bir ada ülkesinde tam manasıyla bunun üzerine distopik bir hikâye kurgulamış. Bu tarz yaratıcı bir kurguyla karşılaştığımda hikâyeyi nasıl ilerletmiş olabilir diye bir düşünce oluşur bende. Ogawa, bu hususta oldukça ustaca kurgulamış hikâyeyi. Anlatımı oldukça duru ve durmadan okumaya iten bir dil hâkim. Bununla birlikte olaylar sizi içine çektiği için kendinizi bir edebiyat şöleni içinde buluyorsunuz.
Aslında oluşturduğu dünyayı distopik diye tanımlasam da türüne distopik demek yanlış olabilir. Yani o bildiğimiz gelecekte bunlar olabilir kehaneti içinde yazılmış bir roman değil. Aksine aslında günümüzde de yazının başında bahsettiğim zamanla geçmişte yaşamımızın değişilmezi gibi görünen eşyaların zamanla yerini başka ürünlerin almasıyla birlikte tedavülden kalkmasından yola çıkarak daha keskin bir yok oluş hikâyesi kurgulamış Ogawa.
Tek amacı geçim derdi ya da para kazanmak olan, bundan başka bir şeyi düşünmeyen insanların sayısının çok olduğunu ve dünya düzeninin umurlarında olmadığının, çoğumuz farkındadır. Birçoğunun adalet anlayışı ise “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” öteye gitmez. Adalet düzeni anca kendine haksızlık yapıldığında bozuktur. Geçmişte ne olmuş, ne hâkimmiş, dünya nasıl ilerliyormuş, umurunda değildir. Şehre üç beş bina yapılmasını gelişmişlik sayar. Gelişen teknolojiyle birlikte yeni bir eşyaya sahip olmuşsa ondan keyiflisi yoktur. Öncesini düşünmez. Yeni olanda bir sorun yaşıyorsa ondan şikâyetçi olur. Böylelikle zaten yeni teknoloji ona çoktan geçmişi unutturmuştur. Bir eşyayı zaten yok etmiştir. Kapitalist düzenin ilerleme ve pazarlama anlayışı da bunu istemez mi zaten? Sana bir şeyi pazarlar ve sen onu ihtiyaç dâhilinde yetinebileceğinle idare etmek yerine yeniyi çoktan kabullenmişsindir.
Bir ara e-kitaplar çok modaydı. O dönem baskı kitapların satışını azalttı mı bilmiyorum ama gerçek şu ki okumayı seven, sayfalara dokunarak, hissederek okumaktan daha çok keyif alan biraz yaşı ilerlemiş nesil, bu e-kitap olayını pek benimseyemedi. Bununla birlikte e-kitaplar yüzünden korsan kitaptan yemediği kadar darbe yedi yayınevleri. Çünkü bir tıkla kitap indirmek çok kolaydı ve herhangi birisi elindeki e-kitapları rahatlıkla paylaşabiliyordu. Bunun önünü kesmeleri çok zordu. Artık daha da zor. Gene de okumayı seven kişiler bir tıkla istedikleri kitabı indirebileceklerken bunu yapmamayı tercih ettiler. Bu kişilerden birisi de ben olduğum için böyle söylüyorum. Belki de yanılıyorum. Ama bir gerçek var ki yeni nesil gençler daha çok bu kolay yolu tercih ediyorlar. Bu da demek oluyor ki gelecekte kitaplar da bir çeşit hafıza deposu olan müzelerde sergilenir duruma gelecek. “Bak torun, bir zamanlar kitaplar böyleydi,” diyecek öylesine müzeye gelmiş bir dede. Bununla birlikte yazarlar da tarihe karışacak belki. Yapay zekâ denilen yaratık, onları da kaybolanlar listesine eklenmesine neden olacak. Nasıl kaset bugünkü gençlere çok uzaksa tablet, telefon ya da şu an aklıma gelmeyen benzeri birçok eşya bundan elli yıl sonraki gençlere anlamsız gelecek. O zamanlar kasetin esamesinin bile okunmayacağına eminim.
Son yıllarda gelecekte yapay zekânın ele geçiremeyeceği meslekler türünden haberler okuyoruz. Biraz düşündüğümüzde yapay zekâların fiziksel aktivite gerektiren işleri ele geçiremeyeceğini düşünebiliriz. Tabii insana yakın robotlar yapılmaz ise spor insanlara kalabilir. Biraz abartılı kaçabilir ama işin boyutları o noktaya ulaşırsa insan kavramı dünyada yok olmuş bir nesneye dönüşebilir. Nortadamus’a bağladım galiba.
Bütün bunlar olmayacak işler değil. İşte Hafıza Polisi’ni okurken bu tarz düşünceler içine girebilirsiniz. Kaybolan eşyalar, gelişen olaylar aslında sizden bir iz silmeyecek, aksine hatırlatacak. Umarım bir gün unutmadığınız için birileri gelip sizi tutuklamaz. Düşünce suçundan hüküm giymiş ülkelerin var olduğu bu minik gezegende insanlığın daha nelere şahit olacağını kestirmek zor elbet.
Yazımda bu noktaya kadar gerçek hayatta gerçekleşen gelişmelerden bahsederken romandan farklı olarak nesnelerin yerine başkalarının aldığından bahsettim. Aslında bu oldukça olağan bir durum. Fakat Hafıza Polisi’nde kaybolan nesnelerin yerini yenileri almıyor. Hatta bir şeyler ortadan öyle bir sihir gibi de kaybolmuyor. Sabah uyanan insanlar o gün neyin kaybolduğunu anlıyorlar ve ellerinde, evlerinde kaybolan eşyadan var ise ya yakıyorlar ya da nehre atıyorlar. Zamanla da o eşyayla ilgili her anı zihinlerinden silinip gidiyor. Öyle ki geçmişte yok olmuş bir eşyayla karşılaştırdıklarında -tabii birileri bir şekilde saklamış olmalı o eşyayı- ne olduğuna dair fikir bile yürütemiyorlar. Bütün bunların çerçevesinde hikâye oldukça iyi kurgulanmış. Hiçbir noktada olanları yadırgamıyorsunuz. Aksine bir sonrakinde sizi neyin beklediğini merak ediyorsunuz.
Romanda zaman zaman sırada ne var diye düşünürken tahminlerinizin doğru çıktığı anlar olacaktır mutlaka. Ama zihnimde hep ya sadece bir nota ya da bir harf kaybolsaydı, düşüncesi dolanıp durdu. Bir harf kaybolsaydı diye her düşündüğümde de aklıma ilk Georges Perec’in Kayboluş romanı geldi. Perec, bu romanı “e” harfinin olmadığı kelimeleri hiç kullanmadan yazmış. Cemal Yardımcı da dilimize gene “e” harfinin olmadığı kelimeleri kullanarak çevirmeyi başarmış. Sonuçta bu bir roman. Peki, günlük dilde de “e” harfini unutup onsuz konuşmaya başlasaydık nasıl olurdu. Elbet zamanla yeni kelimeler türer ya da “e” harfinin olmadığı kelimelerinin telaffuzu evrilirdi. Ya “la” notası yok olsaydı. O güne kadar bestelenmiş bütün eserler bir anda bambaşka bir hâl alabilirdi. Bence Hafıza Polisi zihni düşünmeye, sorgulamaya itmesi açısından önemli bir eser. Ya onu okuduktan sonra bir şeyler yok olmaya başlarsa?






