Turgutreis’te deden kalma villanın kira getirisini de gelir defterine yazdıktan sonra oy verdiği partinin neden iktidara gelemediğinden dert yandı dost eşrafına. Bunca tutku, heves ve isyanın tek celsede reddedilişini kabullenemiyor; İskoç marka viskisinden bir yudum daha alıyordu. Küba’dan ithal, partidaşlarına getirttiği hediyeliklerin maliyetini hesapladı aklınca. Bir yudum daha çekti buzludan. “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusuna yanıt ararken kibirli ayaklarını serdi çekyata. Gecenin uzuvlarında gezinirken bakışı, sabah çalıştıracağı işçilerin yevmiyesini düşündü. Annesinden yadigâr üzüm bağlarının derdine vurmuşken kendini X adlı şirketten aldığı hisse senetlerinin düşüşü yaktı canını. O yüzden sevemedi hiç kimseyi. Çünkü kimse öylesine sevilmezdi. Bahçede seramiklere hasar veren dededen miras ağacın gölgesinden önce nem sonra kin kaptı. Meyve vermeyen ağaçları kesiyor; bazı bitkileri böceklendiği için koparıyordu. Balkondaki saksıların yerlerini değiştiriyor; yaptıklarına anlam vermeye çalışıyordu. Eşinden habersiz yaptığı değişiklik, 126. Meydan Muharebesi’nin habercisiydi. Maalesef her geçen saniye kafasını eğdikçe Y marka koltuk takımının içine gömülüyor; Boğaz’da batmakta olan Z bandrolü gemiyi andıran çenesi ve boynu karşısında yapacak bir şeyi kalmıyordu. Bu sahnenin kırılganlığıyla çalan zile doğru yöneldi kulakları. Zürih’ten ithal akrabaların gelişiyle evdeki kasvet yerini Viyana Filarmonisine bıraktı. Torun torbasıyla yaz tatilini Turgutreis’te geçirmeye gelmiş ahaliden memnun olmayanların varlığı eve yeni kasvetler, yeni bohemler yüklüyordu.
Çarpım tablosundaki dokuzun sırrına geç erişen çocukluğu geldi gözlerinin önüne. Eline tutturulan sipariş listesini görünce hüznü dağları inletti. İçinden bir kaçış planı da yaptı tabii. Bankada ömrünün kalanını daim ettirecek miktarda döviz mevcuttu. Üzerine birkaç dükkân ve ev de vardı. Bu sipariş listesi, evden kaçış kağıdıydı. Evden çıkmadan evvel sırt çantasını
aradı. Kapıdan çıkarken hatırına kraliyet soyundan gelen komşularına özenip -onlarda var bizde niye yok- şov maksatlı alınan “R” marka özel uçağını yıkattı. Uçağı mandalina bahçelerinin arasından –belki de ilk defa risk alarak yaşamında– uçurdu. Son sürat Atinalı sevgilisinin yanında buldu soluğu. Kuralları ihlal ettiği için Atinalı polisler tarafından yaka paça ülke dışına sürüldü. Kendisine benzettiği sınır polislerine rüşvet teklif ettiyse de bu kabul görmedi. Sınırdan geçmeyi Türk işi yöntemle başararak Arnavutluk sınıra değin ulaştı. Kendi parasının Arnavut parasından üstün olduğunu hayal ederek konformist tavrına biraz daha egosundan dökerek zatı halini göklere çıkarttı. –Orada çok yalnızdı.– Kalorifer dairesi çalışmayan bir apartmana benzetti balkanları. Bu kaçışın öyküsünü de yazmak istedi. Lakin Ç harfinden sonra R mi yoksa E mi gelir endişesiyle yazmanın nasıl bir risk teşkil edeceğini sordu kendine. “Öğrenir yazarım ne var bunda” dedi. Kahvehane köşelerine sinmiş sidik kokusu kadar aciz ses tonuyla… Arnavutluk’ta istediğini bulamadı. Yollar, dağlar birbirini kovalarken Kosova sınırına değin yaklaştı. Dolar stoku bitmek üzereyken acil borç isteyeceği arkadaşlarının listesini çıkarttı cebinden. Sırbistan macerası tasarlanmış ucuz bir yolcuğun devamı olarak nüksetti. Peşin pazarlık ülkeleri geride bırakırken sevinçten Alplere uçacak seviyeye geldi. Hırvat yemeklerini, okuduğu romanlardan anımsadıysa da hepsini elinin tersiyle itti. Bundan sonraki yolculuğu için denizi tercih etmek istedi ve ömrü hayatında hiç Avrupa haritası görmediğini hatırladı. Kıçı zeval görmesin diye Edirne’den öteye geçme korkusunu bir türlü yenememişti. Bunun başlıca sebeplerinden birini erken evliliği olarak görüyordu. Hırvat tarlalarında edindiği Skorsky model helikopterle Wörthersee semalarına yakınlaştı. Bu heyecanı bir türlü yenemiyor bazen kontrolü kaybediyor ve dağlarla dalga geçiyordu. Bir dalga gibi kindar olan dağlar, hıncını önce Allahtan sonra karakterimizden aldı. Velhasılıkelam önce kontrolü, sonra kendini kaybetti. Bu düşüşe sebep olan vaziyetle reklamları olmayan bir filmin sonuna gelmişti.
Herkeslerin talihi solucanların vatanına indirildi. Çıyan sortilerinden kurtulamayan naçiz vücudu dua seanslarıyla birlikte üstünde ot bitmeyen bir toprağa evrildi.






