Eğer bir kadının aşkı, aşk heyecanını en ilkel, en gündelik, en olduğu gibi nasıl hissettiğini öğrenmek istiyorsanız, o zaman Zeynep Göğüş’ün ZEYTİN KUŞU kitabını okuyun…
Kadınların duygusal dünyasını keşfetmek ve daha az yanlış yapmak isteyen erkekler için okunması neredeyse zorunlu bir kitap bu.
Bitmesin diye okuduğunuz kitaplar vardır ya, işte bu kitap da onlardan biri.
Yazar için hayatında sıradan olan pek çok şeyin, okur için olağanüstü olduğu bir kitap.
Kadın erkek ilişkisinden tutun, insan doğa ilişkisine, arkadaşlık ilişkilerine ve anne oğul ilişkisine kadar pek çok gündelik ve üzerinde düşünmediğimiz ilişkilerimizi bize anımsatıyor Zeynep Göğüş ve onların yaşantımızı belirlediğini, düşünerek yaşamak zorunda olduğumuzu söylüyor.
Türkiye’nin bugünlerde yaşamakta olduğu deprem felaketi kadar acı ve düşündürücü olması gereken felaketleri, “beton aşkını”, “doğa düşmanlığını” bu kadar iyi anlatan kaç kitap var?
Zeytin Kuşu kitabının (Everest Yayınları) bana ulaşmasının öyküsü ise hayli garip.
Zeynep Göğüş’ün diğer iki kitabını da okumuştum, Zeytin Kuşu’nu da göndermesini rica ettim, merak ediyordum. Gönderdi, ancak Paris’teki adresime geldiğinde, postacıyı karşılayan ev arkadaşım kitaptan gümrük vergisi istenince kitabı geri gönderdi. “Fransa kitaptan gümrük vergisi istemişti” bu olacak iş değildi, ancak henüz üzerine gidemedim. Bu çözülmesi gereken ciddi bir sorun olarak köşede duruyor şimdilik.
Geçtiğimiz ocak ayında İstanbul’da, Bebek’de, Zeynep Göğüş ve Figen Batur ile harika sohbetin geçtiği birkaç saat yaşadık, kitabı o zaman verdi Zeynep, geri gönderdiğimi evinde bulamadığı için yeni bir tanesini getirmiş. Sonuç olarak Zeytin Kuşu’nu ikinci baskısından okudum.
Takip ettiğim yazarların kitaplarını okurken, birkaç kitap geçtikten sonra, artık onun yazı biçimine alıştığım için, daha çabuk okurum, Zeynep’in kitaplarında bu olmuyor, her romanında farklı bir anlatım yakalayıp, okuru (ona alışık olsa bile) alıp götürüyor, başka bir dünyada buluşuyor. Örneğin Zeytin Kuşu romanı aforizmalar ile dolup taşmış bir roman. Aforizmaların ağırlığının yanında öylesine gündelik bir hayat var ki anlatılan, yüreğiniz bir çarpıyor, bir diniyor…
Türkiye’nin yakın geçmişindeki insan portrelerinin hemen hemen hepsi var bu kitapta ve hiç birine fazladan bir anlam yüklenilmemiş, oldukları gibi anlatılıyor ve ilişkileri de gün içinde yaşamakta olduğunuz, olduğumuz gibi.
Kanıksadığımız ve konuşmaktan artık usandığımız pek çok sorun da, aynı insanlar gibi, oldukları biçimde anlatılıyor, abartısız ve gerçek.
Yakın tarihimizde yaşamış olduğumuz toplumsal olayların benzerleri üzerinden çözümlemeler getiriyor yazar, ne oldu? Nasıl olmalıydı? Sorularımızın yanıtları bu romanda var.
Kitabın 201-202 inci sayfalarında Kör Ayşe’nin söyledikleri öyle çarpıcı ki, okuduktan sonra durup, düşünmeye başlıyorsunuz, geriye dönüp yeniden o satırları okuyup iyice kavrama arzusu duyuyorsunuz.
Eninde sonunda Kör Ayşe’yi konuşturan da Zeynep Göğüş olduğuna göre, bir kere daha düşünüp, saygı duyuyorsunuz.
İlk baskısı 2019 da yapılmış olan kitabın 2018 yılında yazıldığını düşünelim. Bugün yaşadığımız deprem felaketinde, devletin beceriksizliğine karşı insanların dayanışmasını nasıl anlatabilirim diye düşünmüş ve tam cümleyi bulamamıştım. Zeynep yazmış!
HERKES SAYDAM BİR İBRİŞİMLE BÜKLÜM BÜKLÜM BİRBİRİNE BAĞLANIYORDU
Yazar bu kitabı düşünüp kaleme alırken, Türkiye’de “altılı masa” diye bir oluşum yoktu. Bugün bu oluşumu anlatabileceğimiz, tarif edebileceğimiz, muhalefeti tarif edebileceğimiz bir cümle arıyorsak eğer o da var kitapta :”farklı seslerin çıktığı müşterek özgürleşme alanı” diyemez miyiz?
Kitabın diline gelince.
Akıcı ve gündelik Türkçe yazarın kaleminde evrilip çevrilmiş ve akıcı bir anlatım dili çıkmış ortaya, yer yer babadan kalma sözcükleri kullanmak istediğinde öyle güzel ve doğal açıklamalarla yerleştirmiş ki sözcükleri, hem bilmeyen genç okur öğreniyor, hem de genel akışı yaralamadan kullanılıyor sözcük.
Biz Türk basınında iyi, başarılı bir gazeteci olarak bilirdik Zeynep Göğüş’ü.
Şimdi o, yayınlamış olduğu üç kitap ile bize yeni yüzünü tanıştırdı, Türk romancılığının yeni yazarı ZEYNEP GÖĞÜŞ var artık.
Yakında yayınlanacak olan yeni romanını yazarken nasıl iz sürmüş olduğunu, hem kendisinden hem de Ankara Kalesi’ndeki yakın arkadaşım Engin’den dinledim, şimdi heyecanla o romanı bekliyorum.






