Akutagava ve Naoki ödüllerinin kazananları yemek, iş ilişkileri, yeni insanlarla tanışma ve travma gibi konuları işleyen eserleriyle kadın yazarlar oldu.
Son zamanlarda Japon edebiyatında kadın yazarlara olan ilgi gitgide artıyor. 2008’de Akutagava Ödülü’nü kazanan Mieko Kavakami ve Kasiyer romanıyla tanınan Sayata Murata gibi yeni nesil kadın yazarlar, kadınların günlük hayatlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinmeleriyle ilgi çekiyorlar. Bu yazarların her ikisi de yazarlığı asıl meslekleri haline getirinceye dek türlü işlerde çalıştı: Murata on sekiz yıl boyunca markette (konbini) yarızamanlı, Kavakami ise garson ve kitapçı olarak farklı mekânlarda çalıştı ve deneyimlerini romanlarına aktardı. Örneğin, Murata’nın roman karakteri Keiko yazarın kendisi gibi markette çalışıyor ve diğerleri tarafından “farklı” olarak damgalanıyor. Çoğunluğa ayak uyduramayan kadınların gündelik hayatlarını son derece dürüst bir sesle anlatmak Kavakami ve Sayata’yı diğer yazarlardan ayıran en önemli özelliklerden biri diyebiliriz. David McNeill’a göre Murata ve Kavakami birçok kadın yazarın önünü açıp onlara ilham verdi.
Akutagava’nın son otuz dört kazananının yarısı ve Naoki Ödülü'nü kazananların tamamının yarısına yakını kadın. Bu yıl Junko Takase kısa romanı Oishii Gohan ga Taberaremasuyoni’yle (Lezzetli Bir Yemek Yemeniz Dileğiyle) Akutagava Ödülü’nü kazandı. 2022 Akutagava Ödülü’nde beş kadın yazar kısa listeye girmişti – buna ödülün verilmeye başladığı 1935 yılından beri ilk kez rastlanıyor. Misumi Kubo'nun kısa öykü derlemesi Yoru ni Hoshi wo Hanatsu (Yıldızları Gökyüzüne Salmak) ise popüler kurgu dalında dört kadın ve bir erkeğin aday gösterildiği Naoki Ödülü'nü kazandı.
Takase’nin romanı farklı bakış açılarına ve mizaçlara sahip üç meslektaş arasındaki zorlu ilişkileri ele alıyor. Romanın kahramanı bir erkek. Otuz dört yaşındaki yazar kendisine “erkek karakterler yaratmakta iyi olmadığı” söylendikten sonra bu hikâyeyi yazmaya karar verdiğini söylüyor. Akutagava Ödülü seçim komitesi üyesi ve yazar Hiromi Kavakami, Takase’nin romanını övüyor ve şu yorumda bulunuyor: “Roman küçük bir grup insanın ilişkilerini gözler önüne seriyor. İyi ve kötü olarak tanımlamanın zor olduğu insanların karmaşıklığını zekice betimliyor.”
Kubo’nun öykü derlemesiyse koronavirüs salgınında internette tanıştığı, ölen ikiz kardeşinin erkek arkadaşıyla çıkmaya başlayan bir kadının hikâyesinde olduğu gibi merkezine kayıpları koyuyor. Naoki Ödülü’nün seçim komitesinde görev yapan yazar Mariko Hayaşi, Kubo’nun kitabının “saf ve güzel” olduğunu söyledi ve “koronavirüs salgınını konuya dahil etmekten çekinmediğini ve dilinin akıcı olduğunu” ekledi. Elli altı yaşındaki Kubo üçüncü kez aday gösterildiğini öğrendiğinde hem korktuğunu hem sevindiğini anlattı. İlk romanının İngilizcesi So We Look to the Sky 2021’de yayımlanmıştı.






