Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Ocak 2022

Öykü

Zühre

Ümit Yaban

Paylaş

15

30


Mezra'dan Kars'a doğru çıkmışlardı yola. Yol bitimsiz ovayı ikiye bölüyordu. Arpaçay Ovası bulutlar yeryüzüne inmiş gibi alabildiğine beyaz bir sisle kaplanmıştı. O kadar dipsiz, uçsuz bir beyazlığa bakmak civarda büyümeyenler için ürkütücü bile olabilirdi.

Bir tilki ovanın ufkuna doğru ilerliyordu. Bir can belirtisi tilkinin yalnızlığıydı; yaşamak zorunluluğunun kaçınılmazlığının kilometrelerce öteden hissedildiği...

Muzaffer ve Hikmet bu yolu senelerce beraber gidip gelmişlerdi. İnsanlar sıcacık yataklarında yatarken zifiri karanlıkta ilkokula gitmek üzere başlamıştı Kars'a ilk yolculukları. Doğu’nun makûs kaderinin parçası: erken inen akşam ay göğe kavuştuktan çok çok sonra sona ererdi.

Gün doğalı birkaç saat olmuştu Kars’ta. Ama havadaki pus yüzünden –ki kış bu sene öyle uzun sürmüştü ki şehrin bacalarından çıkan is sanki ülkeyi kaplamıştı– sokak lambaları sönmemişti. Sokak lambalarının turuncuya çalan ışığında kar tanelerinin birbirine değmeden salınmaları izleniyordu. Aynı şehirde onlarca yıl yaşayıp, birbirlerini yüzlerce kez görüp, gönül verip bir kez bile birbirinin hayatına dokunmayan insanlar gibiydiler.

Midibüsten indiler, iner inmez çamurla karışık kar suyuna girdi ayakları. Bir kere de düzgün yerde dursaydı şu cibicor1 şoförler. Burnu açılmış ayakkabının ucundan jilet gibi keskin kar soğuğunun girmesine öyle alışmışlardı ki tepki vermeden devam ettiler yollarına.

Ne sulu karın gevşek sesi, ne dükkânlardan yükselen Azeri türküleri Muzaffer'in telaşının ses olup Hikmet’in kulağına çalınmasına engel olamadı.

''Hele de gardaş gene ne derdin var?'' diye sordu Hikmet alacağı yanıtı bile bile. ''Kaleye diyorum, bir gidip sonra mı düşsek iş peşine?''

Kalenin kuzey batısındaki surları yüksekten ama çok yüksekten Kafkas Üniversitesi'nin devlet konservatuarını görürdü. Muazzam taş bir mini kampüs... Ne kadar uzaktan bakarsan bak ihtişamlı taş binalar grubu... Nasıl da büyüleyici, geçmişteki askeri nizamını geride bırakıp, her göreni kendini keşfe çağıran bir güzellik gibi dimdik ayakta duran bir yapı…

Muzaffer ve Hikmet Kars'a hafta içi geldiklerinde mutlaka uzun caddeleri geçip ilk soluklarını şehri ve konservatuarı tepeden gören kalede alırlardı. Ama dertleri hiç şehir olmadı. Tüm dertleri Leyla’ydı…

Orta ikiye gidiyorlardı, Muzaffer ilk kez Leyla'yı Hikmet'e takdim ettiğinde.

''Gardaş, baksana şuracıktaki sarı kıza, yolda, ovada gördüğümüz yıldızlar kadar parlak değil mi?''

Böylece yıldız bellediler Leyla'yı. Muzafferin en parlak yıldızı... Hikmet bu cümle ile tanıdığı Leyla’yı, Muzaffer nice düşündüyse o kadar vakit dinlemişti. Bu da yetmezmiş gibi yıllar boyunca hep aynı türküyle gelip gittiler o bitimli yolları. ''Mecnun’um Leyla’mı gördüm, bir kerecik baktı geçti, ne sordum, ne de söyledi, kaşlarını yıktı geçti...''2

Muzaffer Mecnun olmuştu o sarı Zühre3 yıldızına.

Varlıklı, eğitimli bir ailenin tek kızıydı Leyla, başarılı, sevecen, güzelliği ise görece su götürmezdi. Senelerce aynı okulda okumalarına rağmen lise son sınıfta sıra arkadaşı: ''Şu şapşal da gözünü senden alamıyor,'' dediğinde Muzaffer'i fark etmişti. Zayıf, zayıflığına rağmen atletik değil de hastalıklı gibiydi Leyla’ya göre Muzaffer’in bedeni. Bakışlarının birkaç kez buluşmuşluğu vardı aynı okulda okurlarken. Ama acıyan, ama sadece meraktan, Muzaffer’in derin manalar yüklediği boş bakışlar…

Leyla lise bitince Kafkas Üniversitesi'nin devlet konservatuarında halk müziği okumaya başlamıştı. Hikmet ve Muzaffer’in zar zor bitirdikleri liseden sonra okumaya niyetleri yoktu fakat hayatlarının yarası da biraz da bu gönülsüzlüktendi, haberleri yoktu. Lise bittikten sonra sıklıkla çarşıda rastlaşırlardı. Leyla, Muzaffer’e her denk geldiğinde bebek pembesi, ince zarif dudaklarının keskin uçlarını bir Türk yayı gibi gerer, o gerginliğin samimiyet içermeyen tavrı ile selam verirdi. Daha fazlası hiç olmadı.

O gün yine başladı Muzaffer anlatmaya Hikmet'e, Leyla'nın acıyan gözlerle ona baktığını bilmeden. ''Gözleri sanki cennetin kapısı Leyla’mın''... Hikmet, Leyla'nın sonundaki o iyelik ekine sevgiyle gülümser ve her seferinde, ne zaman büyüyecek bu çocuk, diye düşünürdü. ''Bembeyaz teni, bizim Arpaçay Ovası’nda parlayan Zühre sönük yanında, biliyor musun gardaş? Derler ki, her aşk unutulurmuş. Hatta koynundayken bile... Fakat unutunca gider Zühre'nin elindeki aynaya bakarmışsın, aynada gördüğün suret aşkının sureti olurmuş. Ha, karanlık görenler olurmuş ama onların hafızaları değil, yürekleriymiş tekleyen4 Ben Leylamı asla unutamam, ne yana dönsem sarı saçlarını tıpkı türküdeki şekil kement gibi savura savura gelir karşıdan.”

Diline pelesenk ettiği türküyü kendince namelendirerek araya soktu:

 “İzzet-i der ne hikmet iş, Uyur iken gördüm bir düş, zülüflerin kement etmiş, yar boynuma taktı geçti...”

 “Hani bazen okula girerken seçiyoruz ya onu sarı saçından ötürü ta kaleden bakınca konservatuara, atlayasım geliyor. Bu kız neden bunca güzel, nenesi Malakan5 ondan mı acaba? Ne de olsa kuzey kanı var, o ince nehirler gibi tüm bedeninde gezinen damarlarında. Ah o dere yataklarında... Süt gibi beyaz elleri, bir söğüt dalı gibi narin. Ilık, üstüne üstlük bence. Soğuk değildir asla. Bir kez ya, bir kez gardaşlık, elini tutsam bir kez, iki kelam etsem... On gün önce Kazım Paşa caddesinde denk geldiğimizde sanki konuşmak istedi bizimle, sana da öyle gelmedi mi? Bir an duracak sandım ama işi vardı herhal, hızlanıverdi...”

Hikmet öyle çok tekrarını dinlemişti ki bu güzellemelerin, her dinlediğinde “Doğu Ekspres’i bile bu sıklıkta uğramaz Kars'a,” derdi gülerek Muzaffer'e. Hemen ardından da ''Gardaş bi dur, bak linyiti yıkıyorlar apartmana koş kimse almadan alalım işi,'' diye bağırarak uyandırdı rüyasından Muzaffer’i. Bunlar düş değildi, çünkü düş düşünmeyi gerektirirdi. Muzaffer hiç düşünmemişti bu konu hakkında.

Bu sene Kars'a giren linyitin haddi hesabı yoktu, bu kış paralarını kömür taşıyarak kazanmışlardı. ''Dört ton var. Bunu attık mı bodrumuna evin, yarın gelmeyiz bu tarafa. Bir rakı alırız giderken eve, bir dilim de kaşar... Hadi taşıyalım.''

Torbalarına bir suç gibi sarıp sarmalayıp teptikleri kömür tozlu kıyafetlerini giydiler. Dört kömür kovası ile bodruma çekmeye başladılar dört ton kömürü. Küreği Hikmet aldı. Boş kovaları getirip, Leyla hakkında bir kaç cümle kurup doluları alıp giden ise Muzaffer’di. Muzaffer’in dilinde gidip gelirken hep aynı türkü: “…Soramadım bir çift sözü, ay mıydı gün müydü yüzü, sandım ki Zühre yıldızı, şavkı beni yaktı geçti…”

“Hikmet, bu taşıdığım tonlarca yük ağır gelmez bana onun hasreti kadar. O gün annem mürüvvetini görür müyüz, dediğinde sanki yüreğim bir serçe oldu, durduramadım. Sen fark etmiş miydin, Leyla’mın ayakları az içe basar? Güzelde bir kusur bulacağım diye ne uğraştım belki soğurum az diye ama bu linyitin koru gibi hiç azalmaz harı gönlümün...''

Hiç susmadan kovalar elinde bodruma devam etti, boş kovalarla dönmesi hızlı oluyordu. Tam yeniden ağzını açacaktı kadife bir ses yankılandı sokağın başından bir kahkaha eşliğinde, Muzaffer tarif edilmez bir heyecan duydu tam boğazına denk gelen yerde, sesin sahibi ile gönlünün sahibi aynı kişiydi. Evrenin neresinde olsa tereddütsüz tanırdı. Halinden utandı, ne yapacağını şaşırdı, sesin geldiği yöne kafasını hiç çevirmedi, kömür karası ellerini sanki çare olacakmış gibi pantolonuna silmeye çalıştı. O telaşla ellerini saçına götürdü, çökmüş yanaklarını kaplayan cılız sakallarını sıvazladı, pantolonun kemerini yukarı çekti. Kendini o sivri, ortasını ince bir iple ayırmışlar gibi duran güzel burnun altındaki baldudaklardan bir tebessüm almaya hazırladı. Hikmet hiç düşünmeden kafasını kahkahanın geldiği anda o yöne çevirdi. Hikmet’in gözü doldu, Muzaffere döndü yüzünü. Arkadaşı küçülmüştü. Benzinin rengi atmış, göğsü daralmış, gözleri taşıyabileceğinden fazla gözyaşı dolmuştu. Yüzü sızlıyordu ama soğuktan değil acıdan... Görünmez olmuştu.

Leyla, pembenin en güzeli yüzünü bile dönmedi onlardan yana. Elini tuttuğu adamın burnuna gelen kar tanesini söğüt dalının en narin haline benzeyen eliyle alıp, sohbetini tatlı mimiklerle süsleyerek devam etti yürümeye. Gözden kaybolması bir nefesten kısa sürdü. Daha uzun sürse, gün vakti o Zühre yıldızı Muzaffer’in gönlünde parçalanacaktı.

Sustu Muzaffer. Gözüne onca yüklenmek âna yapılacak büyük haksızlık olacaktı. Ağlamaya başladı. Her gözyaşı damlası mükemmel şekli ile ayrıldı çenesinden yere doğru. Damlalar yerle buluştuklarında artık birer hiçtiler. Yerdeki kovaları eline aldı, kalan kömürleri de bodruma taşıdı. Hikmet ağzını açmadan arkadaşının ufalanmasını izledi her taşıdığı kovada. Ziyan olmuş bir somun ekmek gibi ufalanmasını…

Rakıyı o derin sessizlikte unutmuşlardı. Tıpkı temiz kıyafetleri bodrumda, kömürlerin yanında unuttukları gibi... Aşk nasıl yüksek perdeden söylenen bir türkü ise gerçek sevgi o kadar sessizdi. O sessizlikle dönüş yoluna geçtiler. Muzaffer şoförün arka koltuğuna oturdu, camın tam kenarına... İki dizinin arasına birleştirdiği elleri kanı çekilmişçesine soğuktu. Başını cama dayadı. Sessizliği karanlığın içinde beden bulmuş, yanına oturmuştu sanki. İrkildi, kısa ömrünün en derin acısını derin bir nefesle içine çekti. Şoförün tarafındaki aralık camdan bir kar tanesi burnuna geldi, eliyle sertçe kovdu karı, kafasını kaldırdı. Zühre parlamıyordu.

 Mırıldandı:

''Pencereden kar geliyor, gurbet bana zor geliyor, sevdiğimi eller almış aman annem o da bana ar geliyor...''6

 


1 Cibicor: Kars yöresinde gariban, çelimsiz anlamında kullanılan bir tabir.

2 Aşık Veysel Şatıroğlu’ndan derlendiği rivayet edilen “Mecnun’um, Leyla’mı Gördüm” isimli türküden alıntıdır. Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu’nun yorumu referans alınmıştır.

3 Zühre: Venüs gezegeninin Arapça kökenli ismi. Halk arasına çoban yıldızı olarak da anılır.

4 Elif Şafak’ın Mahrem isimli kitabında geçen Zühre hikâyesinden alıntıdır.

5 Malakan: Rusçada Moloko süt içenler kelimesinden türemiş, sütü her gün içebilmek için Ortodoks kilisesinden afaroz edilen, barış yanlısı savaşmaya karşı, Çarlık Rusyası tarafından Kars a sürülmüş Molokonizm'i hayat felsefesi seçmiş insanlar.

6 Mustafa Gazioğlu’ndan derlenen “Pencereden Kar Geliyor” isimli türküden alıntıdır. Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu’nun yorumu referans alınmıştır.

YORUMLAR

Özlem TAŞKIN

Kars' ın içe işleyen soğuğu ile birlikte Muzafferin iç ezen acısını da hissettim. Kısacık bir hikayede yurdum insanıyla sanki bütünleştim. Acı bir tebessümle gerçek sevginin büyüklüğünü ve yoklugun insani nasıl yaraladığını izledim. Başarılarınızın ve hikayelerinizin devamını diliyorum. Tebrik ederim...

18 Ocak 2022

Demet Ağır Ürkün

Yüreğinize, kaleminize sağlık. Sıcacık, harika bir hikaye. Bir kısa hiyayede bu kadar içine çekerek anlatım... Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

28 Ocak 2022

Özgür Aydemir

Tarih kokan, coğrafya kokan, vuslat dolu bir hayat kesiti. Türkülerle dağlanan yaraların öyküsü... Gönlünüze sağlık…

27 Nisan 2023

Barış Kuleli

Olaganustu betimlemeler, siirsel bir anlatım ve sonundaki o vuruculuk.... Verdigi his, olayin icine çekmesi ve kısacık bir oykude dahi karakter derinligi yaratabilmek... Usta isi... Sizi sevenler sizinle gurur duyuyor olmalilar... Tebrikler...

7 Ocak 2022

burak bekman

Ellerinize, ruhunuza sağlık, uzun süredir, bu kadar kısa bir öyküden bu denli yoğun bir duygu seli yaşamamıştım. Betimlemeler ve öykünün bütünselliği çok hoşuma gitti. Türküleri bu denli doğru bularak tam yerine yazmanız da takdire şayan. Tebrik ederim. Devamını dört gözle bekliyoruz.

7 Ocak 2022

Nilay Bülbül

Ne kadar samimi, içten ve akıcı bir öykü…Kars’ ın soğundan öyle güzel sıcacık bir öykü çıkmış ki okumaya doyamadım…Yüreğinize, kaleminize sağlık…

7 Ocak 2022

Meral Çiçeklidal Gültekin

Harika bir öykü olmuş. Daim olsun kaleminiz, iyi ki yazmışsınız.

7 Ocak 2022

Halil Açıkgöz

Okuduğumda ilk düşündüğüm böyle bir kalemin yıllarca nasıl saklı kaldığı. Kelimeler uçuşuyor. Bir tiyatro sahnesi sunmaksa betimleme yazar film çevirmiş. Gözlerin duygu selinden yaş tutamasına ne demeli?

7 Ocak 2022

Aysen Guler

Harika bir hikaye. Sicacik ♥️ Kaleminize saglik. Bir sonraki yazinizi sabirsizlikla bekliyorum :)

7 Ocak 2022

Aysen Guler

Harika bir hikaye. Sicacik ♥️ Kaleminize saglik. Bir sonraki yazinizi sabirsizlikla bekliyorum :)

7 Ocak 2022

Hakan Biçer

Mükemmel bir öykü. Yaratıcı ve akıcı.

7 Ocak 2022

Bahar Ünlüer

Kars’ı ziyaret ettiğimde ne hissettiysem okurken de aynılarını hissettim. Betimlemeler çok başarılı. Hikaye çok akıcı. Harika olmuş . Tebrikler

7 Ocak 2022

Hazel Masur Erturan

Kaleminize sağlık. Bu kadar kısa bir öyküde bu denli çarpıcılık. Bu öyküyü okuduğum için kendimi şanslı sayıyorum.

7 Ocak 2022

Meltem Kodal

Kısa ama şiirsel bir anlatım... Dilimize ve türkülerimize hakimiyetinle renklendirdigin kalemine yüreğine sağlık!

7 Ocak 2022

Gamze Bektaş

Yazarı uzun zamandır tanırım. Duygularını o kadar yoğun yaşayan bir insandır ki mutluluğu, sevinci, utancı, üzülmeyi, ağlamayı… Bu satırları okuyunca dedim ki; yazmak onun için bir gereklilikmiş, ihtiyaçmış, doğasında olanmış.

7 Ocak 2022

Seli Dokuzkardeş

Sıcacık bir öykü olmuş. Betimlemeler o kadar güzel ki… Diğer öyküleri merakla bekliyorum.Tebrikler 👏🏻

7 Ocak 2022

Meltem Kodal

Kısa ama şiirsel bir anlatım... Dilimize hakimiyetin ve türkülerimizi verdiğin değerle renklendirdigin kalemine sağlık!

7 Ocak 2022

Yunus Alper Kara

Gurur duyduk Zühre ile 😊

7 Ocak 2022

Merve Demir

Beni bu kadar içine alabilen, sonunun vuruculuğuyla kalbimi acıtan hikayelere gönül koymuyor değilim… O kadar güzel işlenmiş ki, bir an burnuma kar konmuş soğuğu geldi. Yazarın eline, yüreğine, fikrine sağlık.🌺

7 Ocak 2022

Hatice Keçe

Su gibi akıp giden sıcacık bir öykü...Bittiğinde keşke devamı olsaydı dedim...Bu güzel öykülerden çok daha fazlasını okumak isterim...Kaleminize,yüreğinize sağlık... Sevgiler...

7 Ocak 2022

Ayca Kolukisa

Bu kadar kisa bir oyküde iliklerimize kadar karakterleri ve şehri bize hissettirmek, muzafferin acısını yuremigize taşımak gercekten buyuk başarı, tebrik ederim.

7 Ocak 2022

BEN HUR

Çok güzel ve akıcı

7 Ocak 2022

Ezgi Polen Çelik

Sıcacık bir öykü. Okuyucuyu adeta bir tabure çekip oturmuş, olanı biteni izliyor hissiyle öykü kendini okutuyor. Betimlemeler, verdiği duygular çok başarılı. İlk adım atılmışsa madem devamını bekleme hakkımız oluyor. Bir kere kaleminiz de ışık var. Kesinlikle yazın. Ve insanın aynı pencereden bakan biriyle olması çok başka bir his. Emeğinize sağlık. Nice eserlerde yan yana yürümek dileğiyle. ♥️🌺

7 Ocak 2022

Ezgi Polen Çelik

Sıcacık bir öykü. Okuyucuyu adeta bir tabure çekip oturmuş, olanı biteni izliyor hissiyle öykü kendini okutuyor. Betimlemeler, verdiği duygular çok başarılı. İlk adım atılmışsa madem devamını bekleme hakkımız oluyor. Bir kere kaleminiz de ışık var. Kesinlikle yazın. Ve insanın aynı pencereden bakan biriyle olması çok başka bir his. Emeğinize sağlık. Nice eserlerde yan yana yürümek dileğiyle. ♥️🌺

7 Ocak 2022

Ezgi Polen Çelik

Sıcacık bir öykü. Okuyucuyu adeta bir tabure çekip oturmuş, olanı biteni izliyor hissiyle öykü kendini okutuyor. Betimlemeler, verdiği duygular çok başarılı. İlk adım atılmışsa madem devamını bekleme hakkımız oluyor. Bir kere kaleminiz de ışık var. Kesinlikle yazın. Ve insanın aynı pencereden bakan biriyle olması çok başka bir his. Emeğinize sağlık. Nice eserlerde yan yana yürümek dileğiyle. ♥️🌺

7 Ocak 2022

Derya Erdem

Betimleri ile karakterin hissettirdiği duygular ile içine alan sımsıcak bir öykü...devamını sabırsızlıkla bekliyoruz...kaleminize güzel yüreğinize sağlık...

7 Ocak 2022

Derya Erdem

Betimleri ile karakterin hissettirdiği duygular ile içine alan sımsıcak bir öykü...devamını sabırsızlıkla bekliyoruz...kaleminize güzel yüreğinize sağlık...

7 Ocak 2022

Metin Atasayar

Ne kadar güzel anlatmışsın komşum... Geçmişe yolculuk yaptım sayende. Eline, yüreğine sağlık. Sakın ola ki bırakmayasın yazmayı. Alkışlıyorum ...

8 Ocak 2022

BARIŞ ADAR

Kars’lı olmam nedeniyle, hayatı boyunca akrabalarından Kars hikayeleri dinlemiş bir insan olmandan mı bu kadar etkilendim… Kars ziyaretlerimden birisinde bir tilki görmüştüm ovada, sanki gördüğüm tilkiyi anlatıyor ve gördüğümden de iyi :). Bir ömre sığacak olayları yüksek debiyle dolduruvermiş küçücük hikayeciğe… Bakalım daha neler gelecek, merakla bekliyoruz.

9 Ocak 2022

Nijer Tıkız

Betimlemeler o kadar berrak ve akışkan ki geriye dönüp tekrar okuma ihtiyacı duymuyorsunuz, hikaye sizi içine alıyor. Kars’a daha önce hiç gitmemiş olmama rağmen sanki oraları biliyormuşum hissi yarattı yazarın dili. Kısaca harika bir öykü 👏👏❤️

9 Ocak 2022

Öne Çıkanlar

Bir Ağacı Kesmek Bir İnsan Öldürmekten..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Aaron Boehmer

17 Ocak 2026

Kütüphaneleri Kurtarmak

Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel hafızasını kendi algısına göre şekillendirme girişimleri dur durak ..

Devamı..

İzmir'de Yaz Tatili İçin En Güzel Loka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024