‘Şüphe’ Ruhu Kemirir...
13 Ocak 2019 Sinema

‘Şüphe’ Ruhu Kemirir...


Twitter'da Paylaş
0

Yazar olmak için çabalayan bir genç, tutkuyla bağlandığı kendi sınıfından bir kız ve gününü gün eden bir zengin çocuğu... Şüphe, üçlü bir yumağın içinde hareket eden, saplantılı karakterlerle örülü, son derece etkileyici bir film. Japon yazar Haruki Murakami’nin ‘Barn Burning’ adlı kısa öyküsünden yola çıkılarak çekilen yapım, seyircisini gizemli bir koridorun içine çekerken edebi bir lezzet de sunuyor.

Hayatını hamallık yaparak kazanan ve yazar olmak için çabalayan bir genç (ismi Lee Jong-su). Karşısına, tesadüfen bir mağazanın promosyon işlerinde çalışan Shin Hae-mi çıkar. Doğup büyüdüğü yöreden olduğunu ve bir zamanlar ona “Sen çirkinsin” dediğini hatırlatır. Biriktirdiği parayla Afrika’ya gideceğini söyleyen genç kız, yokluğunda kedisine bakmak için Jong-su’dan yardım ister. Yolculuk öncesi ikili birlikte olur. Bu noktadan sonra Hae-mi, içedönük, kendisini yazıyla ifade etmeye çalışan ve varoluşsal meseleler peşinde koşan genç adam için bir ‘arzu nesnesi’ne dönüşür; ona özel anlamlar atfeder...

Genç kız, Afrika’dan seyahat sırasında tanıştığı zengin çocuğu Ben’le birlikte döner. Bu yeni durum, üçlü bir denge yumağının kapısını aralar; Jong-su, üst sınıfın koridorlarında ve ilişkiler ağında gezinmeye, gözlemler yapmaya ve Hae-Mi’nin böylesi bir kişilikte ne bulduğuna kafa yormaya başlar. Peşi sıra kıskançlık, şüphe, öfke gibi duygularla hesaplaşma ve onlarla başa çıkma (ya da çıkamama) sürecine girer...

şüphe uğur vardan

Kore’nin Muhteşem Gatsby’leri

Güney Koreli Chang-dong Lee, sekiz yıllık bir suskunluk döneminden sonra yukarıda konusunu özetlediğimiz Şüphe’yle (Beoning) sahalara dönüyor. 65 yaşındaki yönetmenin, senaryosunu Jungmi Oh’la birlikte kaleme aldığı filmin çıkış noktası Haruki Murakami’nin "Barn Burning" adlı kısa öyküsü. Metin serbest bir dalgalanmayla ilerlerken karşımıza gelen yapıt The Guardian’ın sinema eleştirmeni Peter Bradshaw’ın da vurguladığı gibi, edebi ton olarak Patricia Highsmith ya da Ruth Rendell romanlarını, sinema cephesinde Claude Chabrol filmlerini hatırlatıyor. Öte yandan filmin kendisinin bizatihi verdiği adresler var; ana karakter Jong-su’nun en sevdiği yazar olarak deklare ettiği William Faulker ve zengin çocuğu Ben’in, onun zihninde bir roman kahramanı olarak çağrıştırdığı ‘Muhteşem Gatsby’den yola çıkarsak F. Scott Fitzgerald. Şüphe, bunca gönderme ve esinti arasında yolunu buluyor ve kendince özgün olmayı başarıyor.

Chang-dong Lee, kahramanlarını tutku, cinsellik ve sınıfsal yol ayrımları arasında dolaştırırken seyirci olarak bizleri de bir gizemin, yanıtlanması gereken soruların peşine takıyor. Ki bu gizem havası da Şüphe’yi farklı ve özel olarak cezbedici kılıyor. Bir noktadan sonra film başka bir tadın ve hazzın ifadesine dönüşüyor. Babasıyla sorunlu, nefretini, eşit koşullarda yarışamadığı üst sınıf temsilcisine yöneltmiş, öte yandan ilgisine tam olarak mazhar olamadığı kendisiyle aynı sınıftan bir kadının yarattığı hayal kırıklığının yarattığı melankoli ve açmazla yoluna devam etmek zorunda kalan Jong-su’nun dimağı, bizi seyirci olarak netlik tanımının kaybolduğu bölgelere çekiyor. Perdede izlediğimiz kadrajların ya da kulak kabarttığımız öykünün neresi gerçek, neresi genç yazar adayının zihninin yansıması; bir noktadan sonra karışıyor. Bu da tabii ki filmin gönlümüzdeki yerinin sınırlarını genişletiyor.

uğur vardan şüphe

Miles Davis’in müzikal dokunuşları...

Performanslara gelince: Ah-in Yoo, Jong-su’da karakterin ruhsal dalgalanmalarını, bir tutkunun peşinden sürüklenirken yaşadığı çaresizliği çok başarılı bir şekilde yansıtıyor. Jong-seo Sun da ilk uzun metraj deneyiminde hayat verdiği kişiliği (Hae-mi) gizemli bir arzu nesnesine dönüştürmenin üstesinden hakkıyla geliyor. Jong-su’ya “Kore’de çok fazla Gatsby var” dedirten Ben’de ise Steven Yeun (ki kadronun en deneyimli oyuncusu) ait olduğu sınıfına dair gayet derin bir portre ortaya koyuyor. 

Zaman zaman erotik (özellikle Hae-mi’nin günbatımındaki dansı ki, filmin belki de en güzel sahnesiydi bu) dalgalanmalara ve gerilimli anlara Miles Davis trompetinden çıkan müzikal dokunuşların eşlik ettiği, saplantılı (takıntılı da diyebiliriz) karakterlerle örülü Şüphe, birçok ülkede geçen yıl gösterime girdiği için “2018’in En İyileri” arasında yer aldı, bizde ise sanırım 2019’un listelerinde adına sıkça rastlayacağız. Özetle, "Kaçırmayın," derim. Son bir not: Malum, Murakami kedilere olan düşkünlüğüyle bilinir; Şüphe’de bu düşkünlüğün bir yansıması var; adı da Kazan...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR