13 Numara
17 Mart 2020 Öykü

13 Numara


Twitter'da Paylaş
2

“Karanlık öyküler anlatma, ışığı da açık bırak”

(şakacı oğlan)

Sana bir mektup bırakıp gidecektim. Kapına kadar geldim. Elli iki basamağı tek tek çıktım diyorum. Şu önünde kırmızı bir bank olan kahvenin önünden geçip gidiyordum. Geri döndüm, sade bir kahve almak için. Ucuz değildi. Pahalı bir sokakta yaşıyor olman beni hayallere sürüklerdi. İlk tanıştığımız günlere dair daha iyi anılar biriktirmeliydim. Deniz manzaralı bir otel odasında sevişmeli ve sonra da bir kâse dolusu ayıklanmış narı birbirimize yedirmeli, bir gün boyunca konuşmalıydık. Her şeyden konuşabilirdik. Muhakkak tartışacak, saatlerce konuştuğumuz için aşırı susayacak ve arada bir beyaz örtülü yatağın içine saklanıp nar lekelerini umursamadan sevişecektik.

Tedirginliğini anlıyorum. Hayallerimin geniş düzlemi bazen beni de tedirgin ediyor. Ama yine de alıştım. İnsan önce tuhaflıklarına alışmalı aklının. Elimde bir bardak kahve, sırt çantamda bir mektup evine doğru yürüyordum. Daracık bir sokaktan geçip sağa saptım. Üçüncü apartman, beşinci kat, yola bakan daire, 13 numaraya daha varmamıştım. Elli iki basamak, belki de otuz altı, karıştırdım. Tıpkı saatin akrebi dokuzun üzerindeyken aksam yemeği için hazırlıklara başlamam gibi. Hava çoktan kararmış ve herkes yemeğini bitirmişti. Karıştırdım mı yine?

Sence de aklım sınırlarını mı aşmak istiyor? Çok yavaş yağan yağmurlardan keyif alır, pencerenin önüne koyduğum cam güzeline de sıcak havalarda üç güne bir su veririm. Başladım hazırlıklara, tekerlekli valizi dolabın üstünden indirdim. En alta bir kaç kitap yerleştirdim. İki tane roman, biri şu beş para etmez dediğin adamın kitabı. Hâlâ sözcükleri önemsiyor, yazarların isimlerini unutuyorum. Değişmeye direnir gibi, dura dura elli iki merdiveni yine de yürüdüm. Kapına kadar geldim. Sırt çantamdaki mektubu çıkarmadan evvel elimdeki kahve bardağını, daha sadece bir kaç yudum içmiştim, koyacak bir yer aradım. Yukarıya çıkan, senin kapından sonrasına uzanan merdivenlere baktım. Belki oraya bırakmalıydım bardağı, ilk basamağa. Yürüdüm. Beş ya da yedi basamak vardı. Hatırlamıyorum.

“Domatesleri önce soy, kabukları midemi rahatsız ediyor biliyorsun. Tuzu en son, sofrada ekleriz.’’

Konuş, ne olur biraz daha konuş. Beni şu an burdan geri döndürecek yegâne şey sensin, biliyor olmalısın. Hayır, kesinlikle hesaplamadım. Bu ansızın gerçekleşti. Sadece bir yerlere gidecek, bir süre uzaklaşacak, sonra döner dönmez sana uğrayacaktım. Mektupta yazmıştım. Okumuşsundur. Beni özlüyor musun? Diyelim ki elimdeki kahve bardağını oraya, ilk basamağa bırakmış olsaydım ya da kapının önünde duran paspasın kenarına bıraksaydım sence ne olurdu? Kapıyı çalsaydım ve kapı açılsaydı ve mektubu uzatıp verseydim, ne olurdu? Beni durdurur muydun, en azından içeriye davet edip porselen bardaklarda  birer kahve içer miydik. Lütfen biraz müziğin sesini açar mısın? Ayaklarımı uzatmak istiyorum, bu cam sehpa kırılır mı?

Öpüşelim mi, dudaklarını çok özledim.

Gitme diyebilirdin. Defalarca aradım. Telefonun hep meşguldü. Beni artık özlemiyorsun. Ayrıldık biz. Farkında olmadığım için merdivenlere kızamazsın. Çatı katına açılan kapı kilitli değildi ya, kızma artık kimseye. Bence beni rahat bırakmalısın. Bence o lacivert kazak seni olduğundan yaşlı gösteriyor. 

Siyah saçlarını kurcalamak için en başa dönmek istiyorum. Elli iki basamağın ilk basamağına. Gövdem sokağın ortasına fırlamış. Küçük bir kan birikintisi ve açık gözlerimle yolun sağından geçen bir kadını korkutmuş ve karşıdan gelen iki arabayı da durdurmuşum.

Sana bir şey diyeyim mi hiç bu kadar ünlenmemiş, hiç bu kadar sakin hissetmemiştim.

Öldüm.


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Fecri Yaşar
Harika bir yazı ✍🏽 💐💐✌🏻
8:01 PM
Deniz Saatkaya Eldam
Bayıldım . Uzun zamandır bu kadar iyi bir aşk hikayesi okumamıştım.
2:27 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR