Alyans
1 Ocak 2019 Öykü

Alyans


Twitter'da Paylaş
0

Bekliyorum. Bunca sene koltuğuna ilk kez oturmuşum, ne garip. Çocuklar okula gideli bir saat oldu. Gelir şimdi.

Pijamalarımı çıkarsa mıydım? Saçlarım? Şiş göz kapaklarım? Aman boş ver, görmediği manzara değil.

“Konuşmak istiyorum, yarın müsaitsen sabah uğrayacağım.”

Bir cümlelik mesajı, aylardan sonra. Koltuk soğuk, üşüdüm. Kalkıp yün şalımı geçireyim üzerime. Telefon çalıyor, Nilgün.

“Geldi mi?”

“Yok daha değil.”

“Her şeyi açık açık konuş. Sakın duygusallaşayım deme. Dik dur.”

Kolaydı, duygusallaşmaymış. Sen rahatça tekmeledin zavallı Recep’i. Benim bile daha çok içim sızlamıştır.

“Tamam, denerim.”

“Kesin belgeleri getirecek, sakın şartları konuşmadan imzalama. Sök sökebildiğini. Çocuklar, evin yükü… Biliyorsun işte, yap sömürünü.

“Sömürü?”

“Anladın canım işte, güçlü ol. Çıkınca ara beni.”

Telefonu koltuğa fırlatıp dolaşmaya başlıyorum. Nilgün. Ne anlarsın sen? Sen, ben oldun mu hiç? Benim kadar sevdin mi? Recep üniversiteden beri peşindeydi, parası için evlendin ve zengin bir bekar oldun. Ya ben? Ya biz? Hep el eleydik, hiç bırakmadık birbirimizi.

Daha fazla oturamayacağım, huzursuzluk bacaklarıma yaramıyor. Salonda dolaşıyorum. Şalıma iyice sarındım. Annesi örmüştü. Sinir oluyorum sana Nilgün. Beni aptal buluyorsun ama anlamıyorsun. Çok sevdim ben. Yüreğimin her hücresiyle, bedenimin her zerresiyle sevdim. Sen hiç birini böyle sevdin mi?

Salon bile şahit. Üç saatte çakabildiği çiviye asılı gün batımı tablom, çimlerdeki düğün fotoğrafımız, Ela bebekken stüdyoya gidip özenerek çektirdiğimiz fotoğraf, sonrasında kıskanmasın diye Elif  doğunca da aynısını yaptığımız aile pozumuz, kitaplığın önünde çocukların yaptığı seramik biblolar, takmayı hep unuttuğu alyans. Tozlanmış üstü. Hayriye Hanım kıyamamıştır yerinden kıpırdatmaya. Hafif üflemiştir  tozu gitsin diye, dokunamamıştır.

“Hayatımda sizin kadar birbirini seven çift görmedim Deniz Hanım, maşallah. Sık sık çörek otu yakıyorum ocakta. Hep okuyorum size, çocuklara.”

Çörek otu kokusu nicedir yok evimizde. Şu fotoğraf. Son zamanlarımızdan bir yılbaşı akşamı. Şarabı kaçırmıştım, başım dönüyordu. Sağ omzunu yükseltip pat pat vurmuştu.

“Başın güvende, gel yasla.”

Yaslamışım. Gözlerim baygın bakıyor objektife. Makyajım akmış. O dimdik oturmuş. Sanki o kadar rakıyı içen benmişim gibi. Nilgün, Aa harika bir poz, kıpırdamayın, deyip çekmişti. Fotoğrafı elime alıp daha yakından bakıyorum. Gözlerinde bir pırıltı yakalıyorum. Hem tanıdık hem yabancı bir ışık. Çok eskiden görmüş olmalıyım.  Ne zamandı? Kampüste bana bir demet papatya verirken, soğuk öğrenci evinde ilk öpüştüğümüz alaca öğleden sonrasında, Cemal Süreya şiirleri okurken  gözlerime saplanan kaçamak bakışında, balayı zamanı kumsalda ayak izlerimizi bırakırken birden beni sıkıca sarıp, Seviyorum seni, diye haykırdığında. Uzun zamandır yoktu bu bakış.

Yılbaşı fotoğrafı çekilirken ne düşünüyordu acaba? Ben omzuna yaslanmışken. Belki de yeni aşkının ilk cemresi düşmüştü yüreğine, beyninin henüz bilmediği. İkinci ve üçüncü cemreler çok beklemedi zaten,  hayatımıza hızla düştüler. Mermiler.

Alyansı aldım, tozunu parmak ucumla sildim. İçinin halkasında ismimi görünce… Yok ağlamayacağım, bugün değil. Aylar önce evden ayrıldığında yaptıklarımı yapmayacağım. Yere çöküp bacaklarına sarılmıştım.

“Bak dik kuyruklu kedin yalvarıyor. Tamam dokunma bana, dokunma, razıyım ama evde kal. Hiçbir şey olmamış gibi. Gitme Devrim, lütfen gitme.”

Bugün böyle olmayacak. Belgeleri getirdiğinde açık oturum sunucusu ciddiyetinde olacağım. Kuyruğumu yerden toplamış gibi yapacağım. İnanmayacak ama yine de bir şey demeyecek. Gözlerimden anlar her duygumu, herkes kanar ama o kanmaz. En yakının kanar mı sana Deniz? Senin yüreğin kanarken onun yüreği? Kanar mı?

Dün gece uyumadım. Çocukların ödevleri neydi, çantaları ne durumdaydı, kahvaltı yaptılar mı?

Zil sesi. Alyansı avucumun içine aldım. Vereceğim ona, ne yaparsa yapsın. Saçlarımı hızlıca toplayayım, sevmez böyle darmadağın. Holde aynanın önünde bir ruj olacaktı. Sakin ol Deniz. Nefes al, ver. Bakış provası. Soğuk soğuk bak. İşte böyle.

Kapıyı açtım. Bir an tanıyamıyorum. Kim bu adam? On sene yaşlanmış gibi. Gözlerinin altı koyu gölgeli, çizgilerinin üzerinden siyah kalemle geçilmiş. Ellerinin arkasında bir şey var.

“Devrim? Ne oldu sana?

Bakıyor, gözlerinde eskilerden kalma soluk, nemli bir ışık. Nemi artıyor.

“Alyansın hâlâ parmağında.”

İçip gelmiş. Ellerini bana uzatıyor, aralarında bir demet papatya.

Ellerim titreyerek papatyaları alıyor. Devrim içeri giriyor. Kapıyı yavaşça kapatıyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR