İşkence ve ölümümüzün sonu gelmeyen videolarını izlemekten bıktık. Sivil haklar için mücadele etmiş büyüklerin sözlerini tekrarlamaktan usandık.
Bu Amerikan karanlık çağında hepimiz zaman içinde yolculuk etmek için biraz zaman ayırmalıyız. Karanlık çağlar, şiddet, hastalık, ekonomik ve kültürel erozyon, bilimsel sapkınlıklar ve şaşırtıcı bir şekilde teknolojik gelişmelerle öne çıkmıştır. Şiddet ve savaş bilimi teknolojisi bu dönemlerde büyürken kütüphaneler küçülür. Sanat yatırımları azalır ve hem uzak hem yakın tarih bilgimiz kaybolur. Bazıları şu anda karanlık bir çağın eşiğinde olduğumuza inanıyor, ancak beyazlığın belirli ayrıcalıklarından faydalanmaya davet edilmeyenler yüzyıllardır bir arada. Siyah Amerikalı ve beyaz Amerikalı, aynı saatte çok farklı gölgeler gören gözlerle iki bedende yaşıyor. Irkçılık, Amerikan deneyinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu gerçeği savunarak harcanacak zaman ya da enerji kalmadı. Yerli halkların soykırımı, Afrikalıların köleliği, Japon Amerikalının kaçırılması ve hapsedilmesi, modern belgesiz göçmenin sömürülmesi ve siyah, kahverengi bedenleri un ufak ederek özel şirketler için kâra dönüştüren mevcut kanserli durum ırksal bir tasarımdır, gün yüzü gibi ortada duran, grotesk bir gerçekliktir. Kurumsallaşmış ulusal ırkçılığın stratejisi budur. O ulusun ezilen vatandaşlarının hiçbir ülkesi yoktur. Altlarındaki toprak devlet tarafından kontrol edilir, bu nedenle göçebe ve devletin aldatıcı aktörleri tarafından sömürü ve istismara karşı savunmasız hale gelirler. Siyah Amerikalılar çok uzun zamandır, bir ulusun ülkesi olmayan vatandaşlarıdır.
Yaratıcı yazarlık öğrencilerime her karakterin üç zamansal düzlemde var olması gerektiğini söylüyorum: geçmiş, şimdi ve gelecek. Bu dikkate alınmadığında, karakterler gerçekliğini yitirir, diyorum. Bu bir yalan. Hepimiz şöyle insanları biliriz, lanetlenmiş ya da sadece aptal görünen, aynı kötü seçimler arasında tekrar tekrar gidip gelen insanlar. Sanki son kötü ilişkilerini hatırlamazlar, farklı hatırlama, öğrenme ve strateji geliştirme yetenekleri yoktur. Bu tür bir kişinin elbette bir geçmişi vardır, ama görmeyi reddeder. Geçmişimizi inkar ettiğimizde, deneyimlerimizi, neyin mümkün olduğu hakkındaki bilgilerimizi de sileriz. Geçmişi ve deneyimi olmayan tek kişi çocuktur. Geçmişi reddetmek, bir çocuğun düşündüğü gibi düşünmek, bir çocuğun davrandığı gibi davranmak, kişinin günlük varlığını bir çocuğun şaşırma haline indirmek anlamına gelir. Amerikan ruhunun bebekleştirilmesi, iktidardaki çok az kişinin borcunu pek çok kişinin acı çekerek ödemesini gerektiren grotesk kurumsal yapıları sürdürmek için gereklidir. Ancak, geçmişi hayal etmek insan doğasıdır. Tarihte bir yargıyla yaşamak, bu yargı ister bir düş, ister pişmanlık olsun, tehlikelidir.

Herhangi bir bilgelik çağrısında bulunmayacağım ya da polis şiddetinin ezici anlatılarını tekrarlamayacağım çünkü zaman nostalji zamanı değil, hayal gücünü göreve çağırıyor. Nostalji, bir rüyanın etini ve şarabını tüketmek kadar verimli ve sağlıklı bir felç lanetidir. Hayaletlerle yemek yememize gerek yok. Bu bizi bugüne getiriyor. İnsanlar sadece geçmişi yargılamak için yaşadıklarında, şimdiki beden ihmal edilir, çürümeye bırakılır. Ve yine de, geçmişten tamamen uzaklaştıklarında, onu tamamen görmezden geldiklerinde, eski travmaların canlanmasına maruz kalırlar. Geçmişi dürüstçe nesnel olarak bugüne taşıdığımızda anılarımız değerli bir nitelik kazanır. Bir ulus, önceki korkuları yeniden yaşamaya karşı savunma mekanizması geliştirecek hükümlere girmeden kendi tarihini bütünüyle, tam olarak hatırlamalıdır. Geçmişle bu tür bir ilişki, tarihin kader olarak görülüp anlaşılmasını da önler.
Ben çok ruhani bir insanım. Hepimizin ruhani boyutta aynı olduğunu biliyorum, vesaire vesaire, ama fiziksel bedenin de kuralları var. Beden kutsal olarak korunmalı ve onurlandırılmalıdır. Oradan oraya savrulan siyah Amerikan bedeni tehlikede. Yüzyıllardır bağlandı ve avlandı, acıları dünyanın umutsuzluğa düşmesi ve tüketmesi için operavari bir gösteri haline getirilip metalaştırıldı. Ülke çapındaki protestolara tanık olanlar çeşitli gruplara bölünüyorlar. Bazıları protestocuları destekliyor, yağmacıları desteklemiyor. Bazıları polisi destekliyor ama cumhurbaşkanını desteklemiyor. Tarafsız kalmayı, katılımcı olmamayı isteyen, kendi bedenlerinin hepimizin kaderine içten içe örülmüş olduğu gerçeğine inanmayı reddedenler var. Geri kalanları ise şöyle diyor, Hadi artık bu şeyi yakıp küllerini bile yok edelim. Belki de hepsi haklıdır? Ya her şeyi denemek zorundaysak?
İnkâr, bütün istismarcılara bir araç olarak hizmet ederken aynı zamanda korkakların ve / veya aklını yitirmiş olanların zihinsel bir refleksidir. Manyakça bir düzeni sürdürmek eski bir stratejidir. Eğer her iki taraf da hiç olmamış gibi davranmayı kabul ederse, istismarcılar davranışlarını düzeltmek zorunda kalmazlar. Bağışlamaya inanmıyorum. Adalete inanıyorum. Sözleşmelere inanıyorum. Bozulmuş sözleşmelerinse sonuçları vardır. Seçimlere çok az inancım var çünkü adalet en tepedeki liderlerden değil, en aşağıdakilerden talep edilmelidir. Bir seçimi beklemek, sonsuza kadar beklemek ve organize döngülerde sürekli acı çekmeye davet etmektir. Kırk milyon işsiz Amerikalıya güçlü bir silah verildi: zaman. Önemli ve harcanabilir kelimelerin değişebilirliğini görmek için zamanları, bunun için zamanları var. Gerçek sağlık hizmetlerine değil daha fazla kâra öncelik veren bir sağlık sistemi görüyorlar. Tarihe o kadar az ilgi duyan bir eğitim sistemi görüyorlar ki, nüfusun büyük kesimleri bu anı hiç beklemiyordu. Birçok Amerikalının, emeklilik veya sağlık sigortası için hiçbir umudu olmadan ancak yiyecek ve barınma ihtiyacını karşılayacak kadar para aldığını görüyorlar, yani sistemden tek ve kaçınılmaz çıkış yolunun ölmek olduğu anlamına geliyor. Ve yurttaşlarının polis tarafından alenen öldürülmesine göz yumulmasını görüyorlar.
Venita Blacburn
İşkence ve ölümümüzün sonu gelmeyen videolarını izlemekten bıktık. Sivil haklar için mücadele etmiş büyüklerin sözlerini tekrarlamaktan usandık. Dezenformasyon silahlarını engellemekten yorulduk. Geçmiş yaşandı. Kabul edelim. Ancak sağduyulu ve gerçeği açıkça görebilen liderlerin önünde diz çökmeliyiz. Geçmişimizden kopmamış, onu travmaya ya da nostaljiye teslim etmemiş, ama geçmişimizin hakkında derinlemesine bilgi sahibi olabildiğimiz bir gelecek hayal etmeliyiz, böylece hepimiz ayaklarımızın altındaki toprağı gerçekten hissedebilir ve onu evimiz olarak adlandırabiliriz.
*Venita Blackburn'un çalışmaları DIAGRAM, Apogee, Iowa Review, Foglifter, Electric Literature, Paris Review gibi yerlerde yayımlandı ve yayımlanmak üzere programa alındı. Prairie Schooner kurgu ödülünü aldı, bu da öykülerinin, Black Jesus ve Diğer Süper Kahramanlar’ın 2017'de yayımlanmasıyla sonuçlandı. 2018'de ilk kurgu edebiyat kitabı için PEN / Bingham ödülü finalisti olarak NYPL Young Lions ödülü ve kurgu alanında PEN America Los Angeles edebiyat ödülünün sahibidir. Siyah toplulukları için ücretsiz yaratıcı yazma atölyeleri sağlayan edebi kar amacı gütmeyen Live, Write’ ın kurucusudur. Blackburn’un ikinci öykü koleksiyonu olan Bir Kız Nasıl Güreşir? 2021 sonbaharında FSG tarafından yayınlanacak. California Eyalet Üniversitesi, Fresno'da yaratıcı yazarlık yardımcı doçentidir.
Çeviren: Öznur Yalgın
Paris Review, 2 Haziran 2020






