Balkona çıkıyorum, geriniyorum. Güzel bir yaz günü bulup çıkarılması gereken şirinlikleriyle bekliyor beni. Yan binanın bahçesinden az önce biçilmiş çimin kokusu geliyor. Küçük şeylerle mutlu olmayı bildikten sonra bir gölgede pineklerken yaradılışına mahsus bir cilveyle kuyruğunu sallayıp duran kedide bile ne muhteşemlikler bulunur. Ne var ki her şeyin bana birden böyle güzel gelmesi pek hayra alamet değildir. Tam yürüyüş havası diyerek çıkmıştım evden ama sahile yaklaştıkça o güzelim çim kokusunun yerini büyükbaş hayvan kokusu almaya başladı. Uruguay’dan anguslar gelmiş olmalı. Her geldiklerinde ortalık böyle kokar. Sahil şeridine inip gemiyi incelemeye koyuluyorum. Devasa boyutlardaki bir osuruk böceği sırtüstü denize düşmüş sanki. Bu sırada gözlerimin önünde geminin üçüncü katından bir angus atladı. Toplanıp izlemeye başladık onu. Dehşet içinde çırpınıp duruyor. Zabıta ve sahil güvenlik geldi ama onların da yapacak bir şeyi yok. “Neden müdahale etmiyorsunuz?” diye soruyor kucağında finosu ile gezintiye çıkmış geçkin bir kadın. “Bize angus kurtarma eğitimi vermediler,” diyor genç zabıta. Gülüşüyor millet. Biraz dikkatli bakınca hayvanın burnunun kan içinde olduğunu fark ediyoruz. Koltuk altında gazete taşıyan spor giyimli adam, “Gemiden atlarken burun halkası takıldı,” diyor. Tuzlu su her değdiğinde yakıyor hayvanın burnunu. Hayvan büyük bir azimle kıyıya, taşlıkların oraya çıkınca alkışladık hep birlikte. Biraz sonra belediyeye ait bir traktör gelip onu taşlıklardan meydana doğru çekti. Toplaşıyoruz başında. “Murdar gitmese bari,” diyorlar. Yakından bakınca daha iyi görüyoruz boynundaki zincir ayağına dolanmış, burnu da sanki oyun hamuru gibi şöyle bir düzeltiversen yerine gelecek. Soluğu hızlanıyor birden, gözleri kocaman açılıyor. Mezbaha ekibi çıkageliyor, hemen oracıkta bıçağı vuruyorlar boğazına, murdar gitmiyor, ardından derisini yüzmeye koyuluyorlar. Çevredeki balıkçılardan bazıları yardım ediyor, birlikte çekeliyorlar deriyi, beş dakika içinde yüzülmüş, çıplak duruyor angus. Mezbahacılar bir çukura gömmek üzere işkembesini çıkarıp kenara koyuyorlar ama ona da talip çıkıyor, çorbacı çırağı boş yağ tenekesine koyup dükkâna götürüyor işkembeyi. Biraz sonra tekrar gelip kelleyi alıyor. Bu sırada mezbahacılardan biri seyyar kasap tezgâhını kurmuş bile, küçük şarjlı testeresiyle etleri taksim ediyor, belediyenin ikramı, usulca sıraya giriyoruz, bana da yarım kilo düşüyor gerdan kısmından. Bazıları eşe dosta telefon açıyor. “Bitmeden yetişip alın.” “Sahildeyiz dondurmacının yanında.” Çocuklar dondurmacıda bekliyorlar ailelerini. Yaşlı, paspal giyimli bir çingene kadını geliyor, ön sıraya geçiriyoruz hemen onu, fazla et almasını sağlıyoruz, on kilo kadar alıyor ama taşıyamıyor, neyse ki yardımına koşuyor bir delikanlı, “Durağa kadar götür yeter,” diyor kadın, durakta da minibüsçü yardım ediyor. Kedi köpek de nasibini alıyor. Sahilin sadık köpeği Kral, ağzında iri bir parçayla mutlu mutlu gidiyor. Biri bağırıyor. “Yaşşa Kray.” Biraz sonra Kral geri dönüyor. Köpeklerin yemeklerini saklamak gibi bir huyu var. Şimdi çocuklar ile oynuyor. Çok uysal, cana yakın, hırsız uğursuzları hemen tanıyan karakteri yüksek bir köpektir Kral. Sıcaktan bunalmasın diye kırkmışlar, bu haliyle daha komik kerata. Yine keyfi yerine gelince yaptığı o sırtüstü uzanma hareketini yapıyor. Böyle sırtüstü uzanır, dilini çıkarır, patilerini kıvırır bekler, bu halde karnının kaşınmasından fevkalade memnun olur, çocuklar da seve seve yerine getiriyor onun isteğini. Minimini bir tanesi çekiniyor dokunmaya ama annesi çocuğun elini kavrayıp sürttürüyor Kral’ın sırtına, “cici” diyor, çocuk da “cici” diye karşılık veriyor. Şöyle bir dolaşmaya çıkmışken yarım kilo etle dönüyorum eve. Maalesef eti yavan olur angusların, yerli hayvanlar gibi değildir. Süpermarketin kasap reyonunda çektirtiyorum, yarım kilo da orta yağlı yerli dana döşü alıp karıştırtıyorum, kıvama geliyor. Belki yanına bir ufak rakı alırım. Hele bir akşam olsun Suzan’ı da çağırırım. Hava sıcak, balkona kurarız masayı. Fakat gemi bu gece limanda kalacak dediler, rüzgâr ters esmez inşallah, eserse angus kokusu balkona gelir, keyfimiz mahvolur.






