Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Kasım 2022

Söyleşi

Ayça Güçlüten: ”Bana kadınlar umut verdi.”

İpek Şahin

Paylaş

1

0


Yazar Ayça Güçlüten, Uykusuz, Oda, Disko Topu ve İstisnai Buluşmalar adlı kitaplarının ardından yeni romanı Gönül Tufan'ı okurla buluşturdu. İthaki Yayınları’ndan çıkan kitap, güzeller güzeli bir kadının ‘çirkin’ kızı Gönül Tufan’ın hikâyesini anlatıyor. Güçlüten yarattığı karakter için “Bana göre her kadının temsilidir Gönül, zarif bir temsili hem de” diyor. Yazarla hem yeni kitabını hem de kadınlara yapıştırılan/yakıştırılan “güzel” ve “çirkin” etiketlerini konuştuk…

İpek Şahin: Gönül Tufan, güzellik ve çirkinlik üzerine muhteşem aforizmalar içeriyor. Ana karakterimiz Gönül, güzeller güzeli bir kadının çirkin mi çirkin kızı. Öncelikle onun aynaya bakarken sorduğu soruyu yöneltmek istiyorum size; ne sakıncası var çirkin bir kız olmanın?

Ayça Güçlüten: Romanın ana meselesi, görünmeyen / gösterilmeyen güzellikler aslında. Aforizma denir mi orasını ben bilemem ama bu saklı güzellikleri ortalığa dökme arzusu duydum sanırım. Aynaların hiçbir şeyin aslını gösterdiği yok esasında. İnsan gözü de bu anlamda aynalardan farklı değil yazık ki; fena halde yanılıyoruz bakarken, görmüyoruz. Sistem, güzelliğe de çirkinliğe de fazlasıyla odaklanıyor. Çünkü bu yakın markajın ucunda müthiş bir kazanç var. “Güzel” veya “çirkin” denilerek etiketlenen ise başta elbette kadın. Bu etiketle kuşatılan güzeller de çirkinler de benzer sakıncalı durumların içinde buluyorlar kendilerini. Yani güzel de yalnız değil bu anlamda, çirkin de. 

İŞ: Belki hep vardı ama dijital çağın, sosyal medyanın dayatmasıyla ‘kusursuz güzellik’ hastalığı daha da açığa çıktı sanki. Kadınlara empoze edilmeye çalışılan bu güzellik algısı hakkında neler söylemek istersiniz?

AG: Maalesef “dijital devrim” bu açıdan büyük bir infial ve çöküş yaratıyor insanoğlunun tarihinde. Ancak öncesine baktığımızda da farklı manzaralarla karşılaşmıyoruz. Güzellik ve çirkinlik, kavramsal olarak yüzyıllardır tartışılıyor, didikleniyor. Yazarlar ve düşünürler meseleyi bugün olduğu gibi daima konulandırmış. Platon’un Şölen’de kaleme aldıklarına bakalım: “Düşün bir kere; insan, güzelliği her şeyden arınmış, katıksız olarak bir görebilse! İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, biricik görüntüsüyle tanrısal güzelliğini.” 10. yüzyılda Odon de Cluny de şunu demiştir: “Güzel kadın bedeni, içinde sadece bir çürümüşlük saklar.” Öte yandan Kant ise bir kadının güzel durması ve sessiz olması gerektiğini ifade etmiş. Metinlerdeki sayısız tahlillere ressamlar fırçalarıyla katılmıştır. Goya’ya bakın, Da Vinci’ye bakın. Dişil güzellik ve çirkinlik asırlar içinde form değiştirerek sanatta ve hayatta hep ön planda tutulmuş. Nihayetinde toplumlar dişil çirkinliği “kusur” olarak konumlandırmış. Çirkin kadın “erkeksi” olarak nitelendirilmiş ve “erkeksi” görülen kadınlara “çirkin” sıfatı yakıştırılmış. Modern çağda kadın, fiziksel güzellikle sembolize edilmekten kurtulamıyor yazık ki. Hatta entelektüel kadınlara çirkinlik ithamı daha bir cüretle yapılıyor zaman içinde. Neden demezsiniz, biliyorsunuz işte. Tavrını koyduğu ve fikrini savunduğu için, kendilerine dayatılanları reddettikleri için. Evlenmeyen kadına “kız kurusu” etiketi yapıştırılıyor. Şişmanlık ve zayıflık da meseleye dahil edilerek kadın sürekli karikatürize edildi. Bugün farklı mı? Dijital devrim tüm bunları değiştirebildi mi? Zihinsel, algısal bir devrim gerek. Bugüne daha yakından, dürüst bakalım. Güzellik bir koz olarak kabul görmüyor mu? “Güzelsen daha avantajlısın” denmiyor mu? Hatta ve hatta sınıfsal bir zemine oturtulmuyor mu? Tüketim toplumu bu dayatmalar sebebiyle günbegün travmatize edilmiyor mu? Bu böyle uzar gider, kısa kesmeyi de beceremedim kusura bakmayın. Bir kadının fiziksel özelliklerinin hiç mi hiç önemi yok, olamaz da. İsyankâr olması kafidir. Ne kadar itiraz, o kadar değişim.

Gönül, her kadının zarif bir temsili 

İŞ: Gönül Tufan yabancı değil, o içimizden biri aslında. Çirkinliğiyle yaşamak zorunda kalmış, bununla baş etmeyi de öğrenmiş güçlü bir genç kadın. Ama annesinin güzelliğinin bedeli olarak yaşadıklarının yanında, onun çirkinliği bir ‘lütuf’ gibi de algılanabilir mi?

AG: Bana göre her kadının temsilidir Gönül. Şöyle düzelteyim: Zarif bir temsili hem de. Esasında annesinin güzelliğinin bedelini ödediği yok, bir delüzyon olarak bu ona dayatılıyor. Halbuki Gönül içinden biliyor güzelliğin nerede olduğunu, neye benzediğini. Yanıldığı, tökezlediği olmuyor mu? Elbette oluyor. Çünkü insan.

İŞ: Dünya, kötülüğü seçmişlerle dolu. Seçme şansınız olsaydı; kötülüğün dünyasında güzel bir kadın olmayı mı tercih ederdiniz, kimsenin yanına yaklaşmak istemeyeceği kadar çirkin bir kadın olmayı mı?

AG: Böyle seçimlerin insanı değilim galiba. Gerçekçi ve dürüst bulmuyorum bunu. Dünyanın “kötülüğün dünyası” olduğunu, olacağını da hiç sanmam. Dünya, kötülüğü seçmişlerle dolu mu? Doğru. Ama bir yandan da iyiliği seçmişlerle de dolu, çünkü dünya zannettiğimizden çok daha büyük. Şu günlere baktığımızda kötülüğün gösterisini izlediğimizde pek tabii inkâr edemeyiz ama yine de her şeyin bir sonu vardır.

İŞ: Güzeller mi şanslı bu hayatta, çirkinler mi sizce?

AG: Kendinden ötesini görebilenler, başka hayatların da var olduğunu bilenler ve bu bilinçle, bu özenle yaşayanlar en şanslılar.

Bir kaos yaratılıyor ve kadın bu kaosa itiliyor

İŞ: Romandaki şu cümle oldukça çarpıcı: “Mesele kızlar olunca güzellikten başka bir şey konuşulmazken; erkeklerin parasına, kudretine, işlerine güçlerine, işsiz güçsüz, cepleri boşsa sadece erkek olarak doğmuş olmalarına bile övgüyle, korkuyla karışık hürmetle değiniliyor.” Neden insanlığın bu ikiyüzlülüğü?

AG: Buna asırlardır yapılan büyük bir yatırım var da ondan. Kadına biçilen rollerle ilgili bir durum. Daha doğumdan başlıyor süreç. Simetri ile ilgili de devasa bir sorun var ortada. Beden, yüz hatları, kılık kıyafet gibi araçlarla görsel bir kaos yaratılıyor ve kadın bu kaosa itiliyor. Günümüzün kadınlarına bakalım bu zamanın içinden konuştuğumuz için. Kadın çalışıyor, pişiriyor, silip süpürüyor, çocuğuna bakıyor, yaşlılarına bakıyor, hayatın tam ortasında kavgasını veriyor. Tüm bunları yaparken baskıyla, zorbalıkla mücadele ediyor bir de. Romandan alıntınızda erkeğin nelere maruz kaldığını üç aşağı beş yukarı görüyoruz. Bu ikiyüzlülük yıkılmalı işte.

İŞ: Yeni bir metin oluştururken önce karakter üzerine çalışmayı tercih ettiğinizi biliyorum. Peki, Gönül Tufan karakteri nasıl ortaya çıktı? Size ilham veren birileri oldu mu?

AG: Gönül Tufan başlangıçta daha kuytuydu. Yaşadığımız coğrafyanın kadınlarını, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan kadınları izlediğimde, dinlediğimde suskunluğu değişti, dönüştü Gönül’ün. Bana kadınlar, kadın olmak umut verdi bu sefer galiba. İlhamım; onurlu yaşam hakkı ve özgürlüğü için mücadele eden, boyun eğmeyen kadınlar oldu. Çevremdeki tüm kadınlar da demeliyim ayrıca.

Annesiyle arasındaki ilişkiyi yazman beni zorladı

İŞ: Gönül, esaret ve özgürlük arasında, bıçak sırtı bir yerde duruyor. Yarattığınız hikâyenin finalinde, özgürlüğe doğru adım attığını söyleyebilir miyiz?

AG: Buna Gönül karar verecek. Karar vericisi ben olamam, ben onu takip etmeye çalıştım sadece; romanın dilini de böyle kurmaya gayret ettim. Hem böyle hikâyelerin finalleri olmuyor, sonlar yeni başlangıçlar oluyor.

İŞ: Çevresindeki alımlı ama aptal kızlardan değil Gönül Tufan. Onun şanssızlığı, belki de ailesi. Eğer düşlediği gibi bir hayatı, misal okuma şansını elde edebilmiş olsaydı, ne yöne evrilirdi hikâyesi?

AG: Aslında o kızlar da ne alımlı ne de aptal; bir sürüklenişteler yalnızca. Çok talihli bulmuyorum ben onları açıkçası, Gönül de bulmuyor bence ama elbette bir burukluğu var, bir merakı var. Ya başka türlü olsaydı? Bu ihtimal hepimiz için her zaman değerlidir, keza bir müddet Gönül için de bir şey ifade ediyor. Fakat sonra gerçekliğe, kendi gerçeğine bakıyor. Başka türlü bir hayatı olsaydı ne olurdu? Bambaşka bir hayatın hikâyesini okurduk sanırım.

İŞ: Yazım sürecinde sizi en çok zorlayan ne oldu?

AG: Gönül ve annesi Solmaz arasındaki ilişki beni zorladı. Solmaz’ın hayatı bambaşka bir hikâye çünkü ve anneliğin kadında yarattığı girift bir sarmal söz konusu. Epey zorladı, son kısım bilhassa.

Yaşamla keyifle ve korkusuzca uğraşmak istiyorum

İŞ: Gönül Tufan, beyazperdede ya da dijital platformlarda da kendine yer bulabilecek bir karakter. Var mı böyle bir arzunuz/hayaliniz?

AG: Bunu hiç düşünmedim açıkçası. Senaryolaştırmak istediğim farklı hikâyeler olduğundan belki de. Bilmem, belki olur. Kim bilir?

İŞ: “Uykusuz” 2014’te, “Oda” 2016’da, “Disko Topu” 2018’de, “İstisnai Buluşmalar” 2019’da çıktı. Şimdi raflarda “Gönül Tufan” var. Bir röportajınızda “Bende süreç çok ağır seyrediyor” demişsiniz ama çalışkan bir romancı olduğunuzu söylemek de yanlış olmaz. Yeni kitap için çalışmalara başladınız mı?

AG: Sürecin basım yıllarına bakmayın, baskı zamanının ardında geçmişi var her birinin. “Uykusuz” 2014’te basılana dek sinema senaryosundan romana uzun bir süreç geçirmişti zaten 7-8 yıl boyunca. O da zaten bir anlatı; notlarımdan oluşuyor. O da “Uykusuz”la aynı sıralarda kurulmuştu. “Disko Topu”nu tiyatro oyunu olarak 2016’da yazmaya başladım ve 2017’de roman formuna geldi, yayıncıya teslim edildi. “İstisnai Buluşmalar” da 2017-2018’de eski bir hikâyenin yeniden gövdelenmesiyle yazıldı. Sanırım en hızlı yazdığım metin “İstisnai Buluşmalar” oldu. “Gönül Tufan” ile aynı anda başka bir hikâye çalışıyordum pandemi ilan edildiğinde ama Gönül çok hamdı epey müddet, diğer hikâyede daha çok ilerlemiştim aslına bakacak olursanız. 2021’in ekim ayında babamı yitirdiğimde kapanma sürecim oldu, metin hız kazandı ve 1 yılda tamamlandı. Şimdi Gönül’le aynı anda çalıştığım metni kurcalıyorum. Belki olur bir şeyler, henüz bilemiyorum. Bir yandan senaryo işleri de devam ediyor çünkü.

İŞ: Son olarak geleceğe yönelik hedefinizi, idealinizi, hayallerinizi sormak istiyorum; kariyer yolculuğunuzda 10 yıl sonra kendinizi nerede görmek istiyorsunuz?

AG: Geleceğe yönelik bir hedefim yok valla. Dergide çalışıyorum, senaryo yazıyorum, yazmayı da sürdürmek istiyorum ve bunlar iyi hoş ama daha iyi bir insan olmak isterim evvela. Yaşamla keyifle ve korkusuzca uğraşmak istiyorum. Tatsız tuzsuz, neşesiz, karamsar birine de dönüşmek istemiyorum. Babam hep “Güzel davranın” öğüdünü verirdi, bu öğüdü daha çok hayata geçirmek isterim. Bir de balkonumdaki üç beş bitkiyi yaşatmayı becermek istiyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

J.D. Salinger’da “Terapatik Mekânların..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İdil Sancar

28 Nisan 2026

Post-Truth Çağında Bir Distopya: Her Ş..

Roman bittiğinde okur, şu can alıcı soruyla baş başa kalıyor: Bize sunulan “cennet” gerçekten güvenli mi, yoksa gerçekleri görmemizi engelleyen bir perde mi?Televizyonu her açtığımızda ya da sosyal medyadaki haber akışımıza göz attığımızda karş..

Devamı..

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024