“Bağlandığınız şeyleri nasıl bırakırsınız? Bunu denemeyin bile, çünkü mümkün değildir. Şeylere olan bağlılık ancak artık kendinizi onlarda bulmak istemediğiniz zaman kendiliğinden sona erecektir,” diyor Şimdinin Gücü kitabının yazarı Echart Tolle.
Şeylerde kendimizi bulmak ne demek ya da şeylerde kendimizi bulmamak? Pek çoğumuz mutlu olma yeteneğimizi kendimize verdiğimiz kimliğe, paraya, başarıya, mevki ve başarılı bir meslek gibi arzu edilen ve toplum tarafından değer gören bir sonuca bağlarız. Bağlandığımız ve mutlu edeceğine inandığımız sonuca ulaşmak için çaba gösteririz. Bağlandığımız şeyi elde ettiğimiz ve varlığını sürdürebildiğimiz sürece mutlu, ancak sonuç istediğimiz gibi olmadığında ise mutsuz olur ve hayal kırıklığına uğrarız. İşin ilginç yanı bizi hayal kırıklığına uğratan kişinin gene kendimiz olduğunun bilincinde olmayıp, hayal kırıklığı yaşamamızın sorumluluğunu, bağlandığımız şeylere veya kişilere yükleriz.
Birçok insan ilişkilere, paraya, sosyal statüye, işe, bedensel görünüme, güce, başarıya, eve, arabaya, arkadaşlara, romantik ilişkilere, onay ve takdir almak gibi dışarıdan gelen ilgiye, geçmişe bağlanabilir. Neye bağlandığımızı anlamanın yollarından biri de kim olduğumuzu nasıl tanımladığımızın ve nelere bağlandığımızın farkına varmaktır. “Ben” adılıyla başlayan bu bağlanma, “benim”le devam eder. “Ben bir doktorum, ben bir kadınım, zenginim, fakirim, güzelim, yaşlıyım, şişmanım, yazarım, konuşmacıyım, benim arabam, benim köpeğim, benim evim, benim çocuğum…” diye bağlandığımız her şey bizi benliğimizden uzaklaştırır. Kendimizi bu sahte kimliklere ve nesnelere bağlayarak gerçek benliğimizden kopar ve onun farkındalığını yitiririz.
Sahte benlik, bağlandığımız şeyleri kaybettiğinde boşlukta kalmaktan korkar, kendini kaybolmuş hisseder. Sahte kimliğimizin yaşayabilmesi için mutlaka bir şeylere bağlanma ihtiyacı vardır. Sahte benlik bir nesneye, bir hedefe, bir rüyaya ya da başka bir kişiye bağlı olduğunda buna sahip olmazsam, bütün olmayacağım diye hissedebilir. Korku, endişe, kızgınlık, kıskançlık, intikam, haset, mutsuzluk, kibir gibi daha pek çok olumsuz duyguları deneyimler.
Gerçek benliğine bağlı bir kişi film çekimindeki bir aktör gibi davranır. Yaşamı duygusal olarak yaşar, aynı zamanda karakterin dışına çıkıp izleyen de olur. O andaki duyguları, hayallerini, amaçları gerçektir. Senaryoyu yazan, oynayan ve aynı zamanda izleyen olduğunun farkındadır. Gerektiğinde aktör rolünün dışına çıkabilir, hiçbir şeye bağlı değildir. Senaryonun dışına çıkıp izleyen de olur, dışarıda kalabilir. Hayattan ayrılmasına gerek yoktur, bu kişi yaşamın hem içinde hem de dışındadır.
Geçen gün bir akrabanın cenaze törenine gittim. Kefene sarılı bedenin mezara girişini ve üzerine acele bir şekilde atılan toprağı izledim. Hüzünlendim. Bir ömür bitti, bedenin üstüne atılan toprakla birlikte yaşam da kapanıyor diye düşündüm. Sonra kendim dediğim sahte kimliğimin sesini duydum. “Bir gün sende bu toprağın altına gireceksin, ömrün kısaldı,” diyor, beni korkuya, hüzün ve endişeye davet ediyor. Gitmedim. Bu yaşam benimdir demedim. “Bu yaşam bir süreliğine kullanmam için bana verilmiş bir hediye, emanettir, vakti zamanı gelince geri iade edilecektir,” dedim. Bir anda içim rahatladı. Yaşamım diye sahiplenmem ortadan kalkınca içim açıldı, gerçek benliğimle bir oldum, kendimi onunla tanımladım. Konu hayatım bile olsa her bağlanmanın duygusal bir yük getirdiğinin farkına vardım.
Mutlu olmayı dış koşullara bağladığımızda gerçek benlik deneyimlenemez. Kendimizi sahte benlikle tanımladığımızda bağlandığımız şeylerin esiri olur, özümüzden uzaklaşırız. Mutlu olmak için dışarıdan bir şeylere bağlanmaya ihtiyacımız yok. Tam tersine bağlandığımız şeylerde kendimizi tanımlamadığımız zaman gerçek mutluluğu yaşarız. Gerçek mutluluk dışarıdan elde edilecek, varılacak yer değildir. Wayne Dyer'in dediği gibi "Mutluluğa giden yol yoktur, mutluluk yoldur."


.jpg)



