Bahçe Düştüğünde
5 Nisan 2019 Öykü

Bahçe Düştüğünde


Twitter'da Paylaş
0

Uzun yollardan geliyorsun.

Soğuk ve karanlık gecelerden,

Kekremsi kokular arasından,

Çürümüş ilişkiler bataklığından.

Göğsünde ağırlaşmış suçlarınla,

Gövdende kamburlaşmış antik acılarınla…

Gelmek, ellerinin içindeki izleri yakalamak

Geldin ve sığındın.

 

Gökyüzü öyle bir halde ki bulutlar bulut üstünde ve kavgaya tutuşmuş. Karanlık bir hava adeta ağıt yakarak düşüyor camlara. Rüzgâr kentin duvarlarına zamanın hükmünü vuruyor. Ağır ve yoksul günlerin acısına dayanamıyor ağaçlar. Bir bir kırılıyor ve kuruyor. Tek katlı evler, iki katlı evlerin sevgi kokan odaları yok, içindeki insan kayıp ve bahçedeki yaşam tarihin hücresine aktarılmış. Son kez bulunduğu yerden kalkarak ekseni etrafında döndü adam. “Hayatı yürüdüğüm yol sanmıştım. Geldiğim yer büyük emeklerle nakış nakış işlediğim bahçeye adım atmak oldu. Ne gittiğim yoldan nasibimi aldım ne de bıraktığım bahçede nasibim kaldı. Ölüm her yanımızda.”

Bu bahçeden ne kalmıştı geriye? Bahçe dediği yerde, ne vardı? Üstünde durduğu yer bahçe miydi? Dedesinin yanında oturduğu kayısı ağacını düşündü. Dedesinin yaşam alanı olan, gölgesine sığındığı, altında tespih çektiği ve onu köyüne götüren ağacı... Köyündeki anılarını bu ağacın altına taşımıştı deden. Karlı kış gecelerinin masallarını burada dinlemiştin. Kıyamet günü diye başlamıştı. Oysa dinledikten sonra bir iyilik masalı olduğunu anlamıştın. İyiliği anlatıyordu deden, iyi olmanı istiyordu. “Gök boşalmıştı. Yağmur sele dönmüştü. Köyde taş üstünde taş kalmamıştı. Önüne ne kattıysa alıp götürmüştü. Evler, davarlar hepsi sele kapılmıştı.  Köylüler yüksek bir tepenin üstünde selin bitmesini bekliyorlardı. Sadece köyün yaşlı kadını yoktu aralarında. Hepsi sırılsıklam haldeydiler. Yağmur durmuş ve sel çekilmişti. Köy adına bir şey kalmamıştı artık harabe evlerin dışında. Derken yaşlı kadın gelmişti yanlarına. Ne bir ıslaklık ve ne bir çamur vardı üstünde başında. ‘Sen nereden geliyorsun bu felaket anında böyle. Neden hiç etkilenmedin bu tufanda?’ diye sormuşlar. Tarladaydım. Hava güllük gülistandı, köye döndüğümde sadece bizim küçük dereden geçtim.’ demiş. Köylüler onun ne kadar iyi bir insan olduğunu anlamışlardı o an.”

 

Dünyanın öyle bir dönüşü var ki, kimse o dönüşe ayak uyduramıyor.

Sanki her kes farklı bir zamanda, farklı bir mekânda.

Gelgitlerin, pişmanlıkların, savrulmaların ikliminde çok uzak bir düş yaşıyor gibiler.

Ya da sen böylesin de, herkes de öyleymiş gibi geliyor sana.

Mesela çok sevdiklerin dönüp sana bakmıyorlar bile.

Seni sevenleri de sen atlıyorsun.

 

Bahçe seni içine çekiyor. Yerinde olmayan bir bahçe... Kalbinin atışı artıyor. Çocukluğun, gençliğin gözünün önünden geçiyor. Yaşlı olan birisin. Dede sen miydin bu öyküde? Bilmiyorsun. Bir kuş gelip konuyor yanına. Gözlerine bakıyor. Nasıl bir göz bu? Seni yerinden ediyor. Seni yıkılan evlere götürüyor. Hangi sel geçmişti köyün üstünden. İyi insanlar neredeydi? Bu kez kurtulan yoktu. Tanklar geçmişti yanından. Silahlarla kuşanmış insanlar. Yıldızları göremiyordun. Duvarların kalan son kısmından salyalar akıyordu. Kaçıncı yüzyıldan geçen bir yaşamdı. Gittiğin yolun sonu bu bahçe miydi? Bahçe neredeydi?

 

İnsanın gözleri daldığında,

Çok çok uzaklara, sonsuzluğa,

Adı olmayan bir coğrafyaya,

Bir düş ülkesine gidebiliyor.

Son zamanlarda hep böylesin.

Sanki toz bulutları arasına gizlenmiş küçük bir dünyadasın.

Aynı koku var üzerinde.

Derin derin alıp ciğerlerine kadar indirdiğin o büyülü koku.

Rüzgâr sanki her yanına o kokuyu taşıyor.

O kokuyla yatmanı istiyor.

O koku senin kırık sözlerine iniyor ve söz büyüyor.

Sözün büyüdüğü yer, acının büyüdüğü yer.

Acı çığlığa, çığlık sana hükümran.

Geliyor mu sesin.

İşitiyorlar mı seni?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR