Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ağustos 2026

Kitap

Bakmak ve Öldürmek Aynı Elin İşi

Adalet Çavdar

Paylaş

0

0


Bu roman bir Kore romanı ama anlattığı şeyin sınırı yok. Kadınlar her yerde öldürülüyor ve öldürülme biçimi git gide meşrulaşıyor…

Minyoung Kang’ın Çiçekçi Kadın romanı ilk sayfalarda son yılların o tanıdık Kore rafını hatırlatıyor: içeri biri girer, derdini anlatır, bir bitki alır, iyileşir. Mekân bir bitki dükkânı, sahibi genç bir kadın, avluda kediler var. Ama otuz sayfa sonra bir kürek havaya kalkıyor ve masal orada bitiyor. Geriye tek bir soru kalıyor: herkes kendi hukukunu kurmaya kalkarsa ne olur? Kang’ın cevabı kitapta saklı: bakmak ve öldürmek aynı elin işi. Yuhui bitkilere neden bakıyorsa insanları da o yüzden öldürüyor; bir şeyin yaşaması için onu bozan sebebin kökünden sökülmesi lazım. Kendi cümlesiyle: “Sebep ortadan kaldırılmadıkça sorun da ortadan kalkmazdı.” (s.35)

Kang, sinema dergisi CAST’ın genel yayın yönetmeni ve yazarı. Daha önce Don’t Let Me Freeze Up, Please adlı romanı ile Ride a Bicycle and Keep Going adlı deneme kitabı yayımlanmış. Öykülerini ise Güney Kore’nin popüler e-kitap platformu RIDIBooks’ta okurlarla buluşturuyor. Çiçekçi Kadın Kore’de 2024’te yayımlanmış, Türkçeye Selen Demirtaş çevirmiş. Kitap Timaş Yayınları etiketiyle raflarda.  

Yuhui iyileştirmeye inanan biri olarak başlıyor romana. “İnsanların da bitkiler gibi olduğuna inanırdı. Tıpkı bitkiler gibi insanların da budanıp şekil verildiğinde iyileşebileceğini, küçük dokunuşlarla daha doğru bir yola girebileceğini düşünürdü.” (s.12) Bu inancın aşınması romanın asıl hikâyesi. İlk sevgilisi bitkilere hoyratça davranıyor, dalları koparıyor, yaprakları eziyor. Yuhui defalarca anlatmayı deniyor, sesini yükseltmeden, kırılan saksıları önüne dizerek. Adam “Yani beni gece vakti bunun için mi çağırdın?” diye soruyor. (s.20) İşe yaramıyor. O gece Yuhui elindeki çapayı fırlatıyor. Roman bu ilk cinayeti tek cümleyle geçiyor: “Sarı saplı çapa hedefini şaşmadan buldu.” (s.24) Aynı el, ilk kez ikisini birden yapıyor: önce budamayı deniyor, sonra kökünden söküyor.

Bu ikilik dükkânda da sürüyor. Yuhui her kadına bir bitki veriyor ve o bitki aslında bir teşhis. Hyunjin’e petunya veriyor, çiçek açtığında güzel ama kışın bakımı meşakkatli bir tür (s.44); saksısı kırık geldiğinde onu tamir ederken en pahalı kurdeleyi çıkarıp çiçeğin böyle bir süse zaten ihtiyacı olmadığını söylüyor (s.50). Babasının şiddeti altında büyüyen Minha’ya taş taklidi yapan lithops veriyor: “Bir taş gibi görünüyor ama bu da onun kendini saklama yöntemi işte.” (s.84) O da ezilince zehirli cerbera odollam uzatıyor: “Bunu bir kalkan gibi düşün.” (s.100) Myeongha’ya kavurucu çölde bile kendi kendine büyüyen agave veriyor; Myeongha da kısa süre sonra güneye gidiyor. Dükkân bir sığınak değil, muayenehane.

Aynı özenle seçtiği aletler de öldürüyor. Kürek toprak belliyor, sonra kafatası kırıyor. Bahçe öğütücüsü “kütüğü de kontrplağı da anında biçer” diye satılmış (s.134-135). En iyi bulunmuş şey ise gübre: cesetler ortadan kalkmıyor, güzelliğe dönüşüyor. İnsanlar avluya gelip o toprakta biten yaprakların fotoğrafını çekiyor, dükkân o fotoğraflar sayesinde meşhur oluyor. Kang bu ironinin altını hiçbir yerde çizmiyor; en beğendiğim tarafı da bu.

Dükkâna sırayla dört kadın geliyor ve dördünün de adı var. Hyunjin sevgilisinin duygusal şantajına sıkışmış; adam bir gün “Bu kez gerçekten... Bu kez gerçekten ölüp gideceğim” diye sayıklıyor (s.52), ertesi gün “Beni sevmiyor gibisin” diye suçluyor (s.57). Minha lise öğrencisi, babası hem onu hem annesini dövüyor. Suji sokak kedilerine işkence eden adamı ihbar etmiş, adam beş yüz bin won ceza almış, sonra dönüp onu takip etmeye başlamış. Myeongha Vietnam kökenli, müdürünün ırkçılığına maruz kalıyor, sonra onun masasında şirketin erkeklerinin kurduğu bir sohbet odası görüyor: içeride kadın çalışanların rızasız fotoğrafları (s.161) ve iğrenç cinsel söylemler dolaşıyor (s.153).

Dördünün de adı olması rastlantı değil. Kang kitabın sonundaki notta anlatıyor: bir eleştiri atölyesinde, metnin ilk öykü hali konuşulurken bir erkek katılımcı sormuş, “Erkekler çok sebepsiz yere ölmüyor mu?” (s.206) Kang o soruyu duyunca okuduğu ana akım öykülerde sebebi açıklanmadan ölen kadınları hatırlamaya çalışmış, başaramamış: “Bu çok doğaldı, çünkü onların bir adı yoktu. Vurgulanan tek şey, ‘ölme’ eylemiydi.” (s.206) Roman bunun cevabı olarak yazılmış: kadınlar adlı, erkekler adsız. Şiddetin gösterilme biçimi de aynı hesaptan geliyor. Ölümlerin neredeyse hepsi elipsle geçiliyor, kamera dönüp bakmıyor. İki istisna var: kedilere işkence eden adam ve Yuhui’nin kendi faili. Yalnız o ikisinin ölümü sayfalarca sürüyor. Roman böylece sessiz bir hiyerarşi kuruyor; bazı ölümler anlatılmaya değer, kalanı toprağa karışır.

En çok kaldığım yer Suji’nin polisle konuşması. Aynı cevabı defalarca almış: “Size doğrudan bir zarar gelmiş değil ki.” Suji soruyor: “O zaman ben... benim böyle acı çekmem zarar değil de ne?” (s.117) Bu cümle Kore’de kalmıyor; Türkiye’de de bir kadın karakola gittiğinde aynı hesabın içine düşüyor, aynı cümleyi duyuyor: aile meselesi, aranızda halledin.

Bunun devamı ikinci bir mesele: inanılmamak. Minha babasına “Ben yapmadım bunu” diyor (s.89), babası inanmıyor. Yuhui yıllar önce aynı cümleyi kurmuş, kimse inanmamış. (s.91) İki kuşak, aynı üç kelime, aynı sonuç.

Yuhui’nin kendi hikâyesi son bölüme saklanmış. Ortaokul üçüncü sınıfta rızası dışında çekilmiş fotoğrafları okulun forumuna düşüyor; sildirmek istediğinde “Yüzün bile tam görünmüyor, bunda ne var ki?” diyorlar. (s.180) Öğretmenine gittiğinde adam Lee Jinho’nun adını duyar duymaz gevşiyor: “Erkekler zaten böyledir.” (s.178) Arkadaşları da aynı yerden konuşuyor: “Seni sevdiği için öyle yapıyor.” (s.178) Failin kendisi bile bu cümleyi kullanıyor. O andan sonra Yuhui susuyor (s.179), çünkü artık anlatacak kimse kalmamış. Sonra lise değiştiriyor, şehir değiştiriyor, bir dükkân açıp kendi hukukunu işletmeye başlıyor.

Bu tabloya bir de dedektif giriyor: Cha Dokyeong, romanın kötü olmayan tek erkeği, ama işe yaramaz biri. Kayıp erkeklerin dosyası masasında duruyor ve kimse umursamıyor; her karşılaşmadan eli boş dönüyor, roman biterken hâlâ hiçbir şey bilmiyor. Yuhui’nin eli hem besliyor hem öldürüyor, Dokyeong’unki ikisini de yapamıyor.

Altı erkeğin hiçbiri direnmiyor, hiçbiri pişmanlık göstermiyor. Bu bilinçli bir tercih: kadınlar ana akım kurmacada adsız ölüyorsa, o mantığı tersine çevirmenin bir yolu da erkekleri adsız bırakmaktan geçiyor. Bir erkeğe iç dünya verilse, o iç dünya hemen okurun merkezine kurulur; genelde de öyle olur, kadın ölür ve sonraki üç yüz sayfa katilin çocukluğuna ayrılır. Kang bu kapıyı baştan kapatmış. Ama bedeli de var: direnç olmayınca ahlaki basınç da doğmuyor, roman kimsenin özür dilemediğini soruyor ama kimseye özür dileme fırsatı tanımıyor. Metnin en dürüst anı, Yuhui son faille karşı karşıya gelmeden önce sebebinin özür dilemek olup olmadığını içinden geçirdiği o birkaç saniye. Söylenmiyor. Aklından şu geçiyor: “Önce özür dilemeliydin. (...) Neden... Neden hiçbiriniz bir türlü o sözü söylemiyorsunuz?” (s.197)

Yapı da aynı: Kadın gelir, anlatır, bir bitki alır, erkek kaybolur, gübre olur; bu ritim ilk iki bölümde tutuyor, dördüncüde sonucu tahmin ediyorsunuz. Sebebini Kang söylüyor: metin “aslında bir öykü hacminde filizlendi” (s.206), ilk kurmaca denemesiymiş. Öykü bir kere sarsıp biter; romanda beş kere sarsması gerekiyor, beş kere olan şey artık olay değil sistem oluyor. Kang’ın kazandığı şey dört kadının adının geçebilmesi, kaybettiği sarsıntı: üçüncü kürekten sonra irkilmiyorsunuz. Çiçekçi Kadın sorduğu soruyu ciddiye alıyor ve kolay bir cevaba yaslanmıyor.

Kang, Yuhui’nin yaptığını savunmuyor, sebebini de gizlemiyor. Notunda kendisinin de zaman zaman Yuhui gibi birine ihtiyaç duyduğunu, ama kimsenin her şeyi tek başına sırtlanmak zorunda kalmamasını dilediğini yazmış: “Her şeyi tek başına göğüslemek zorunda olan hiç kimse yok.” (s.207) Keşke öyle olsa.

Bu roman bir Kore romanı ama anlattığı şeyin sınırı yok. Kadınlar her yerde öldürülüyor ve öldürülme biçimi git gide meşrulaşıyor; kıskançtı deniyor, kışkırttı deniyor. Türkiye 1 Temmuz 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi; Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2026 ilk altı ay raporuna göre öldürülen kadınlardan sekizinin öldürüldüğü anda 6284 sayılı kanun kapsamında koruma kararı vardı, dördünün polise ya da savcılığa şikâyeti vardı. Devlet biliyordu, kâğıt vardı, kadın yine öldü. Aynı altı ayda 150 kadın öldürüldü, 151 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu; şüpheli ölümlerin yüzde 61’inde kadının nasıl öldüğü, yüzde 92’sinde faille ilişkisi bile tespit edilemedi. Adsız ölenlerin sayısı, adı konulanları geçiyor. Kurmacada elini kaldırıp indiren tek kişi Yuhui; hem besleyen hem öldüren o. Dışarıda kimsenin eli yok, sadece dosyalar var ve çoğu kapanıyor.

Bu roman kadınların adının hatırlandığı bir dünya kurmak için yazılmış. Peki o dünyayı kurmanın tek yolu birinin toprağa gömülmesi mi?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Anton Çehov: Mükemmel Bir Öykü Yazmanı..Maria Popova
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Haluk Öner

14 Kasım 2025

Sessizliğin Estetiği: Tuzlu Yüz

Tuzlu Yüz’ün biçimsel atmosferinde en dikkat çekici öge, sözcüklerin arkasında kalan dil öncesi titreşimlerdir.Ezgi Tanergeç’in Tuzlu Yüz romanı, Türk romanında giderek seyrekleşen, gürültülü, karnaval atmosferindeki romanların arkasında kalan bir sessizlik biçiminin i..

Devamı..

Yapay Zekânın Gezegenimize Faydası Var..

M. R. A. Dearing

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024