Onlara balodan bahsedince her birini telaş aldı. Özellikle ortanca kuzenim daha da çok ilgilenmişti benim balo işiyle. “Oraya bu pantolonla gitmeyi düşünmüyorsun herhalde,” dedi. Ben bir cevap hazırlarken büyük kuzenim araya girip, “Senin geçen ay aldığın desenli mavi pantolon üzerinde çok iyi durur,” dedi. Aralarında bir süre gülüştüler, sonra da beni süsleme işlemlerine başladılar. Ufaklık da, bir taraftan şekerlemeleri ağzına doluşturuyor, bir taraftan dik dik bana bakıyor bir taraftan da abla ve ağabeyinin gülüşmelerine ortak olmaya çalışıyordu.
Balo ertesi gün öğlenden sonraydı ama daha geceden desenli pantolon da dahil yedi sekiz pantolonu, çeşitli gömleği ve tişörtü üzerimde deneyip durdular. Her kombinde saç modelimi de değiştirmemi istediklerinden saatlerce lavabonun aynasına gidip geldim. Saçımı ıslattım, kuruttum, jöle sürdüm, yıkayıp briyantinle değiştirdim ve sonunda bu gidişle hasta olacağımı söyledim kuzenlerime. Onların da canı bir hayli sıkılmıştı. Desenli mavi pantolonla gri bir gömlekte karar kıldık.
Gece, erkek kuzenimle odasına çekildiğimizde, “Bak,” dedi, “baloya ben de gelmek istiyorum.”
Böyle bir istekte bulunacağını sezmiştim. Liselilerin mezuniyet balosuydu ve kuzenim de bizden üç dört yaş büyüktü. Üstelik organizasyonda böyle bir duruma yer yoktu. Bunları uygun bir dille, onu kırmamaya çalışarak ifade ettim. Nasıl çılgına döndüğünü, bütün hayatını bu işe adamış birinin hayal kırıklığı ile nasıl çırpınmaya başladığını görmeliydiniz. Hayata ve onun hakkında alınacak kararlara karşı onun kadar güçlü değildim, birkaç karşı çıkışın ardından boyun eğmek zorunda kaldım. O da hemen belalı fikirlerini yürütmeye başladı.
“Bak,” dedi, “sabah erkenden evden ayrılmamız lazım.”
“Neden?”
“İnanamıyorum sana, otobüsün içinde öteye beriye sürtünmekten kirlenen bir pantolonla varmak istemezsin baloya sanırım.”
“Peki, ne planladın sen?”
“Sabah garajdan arabayı yürütebilirim, düşünsene Toyota ile havamızı!”
Cevap vermedim, arkamı dönüp yarın başıma gelecekleri düşünmeye başladım.”
Uykuya dalmıştım ki sert bir darbeyle uyandırıldım. Sırtıma kocaman bir tokat indirmişti. Neler olup bittiğini anlamadan, “Hadi kalk,” dedi. “Uyuyup kalmamam için bana yardımcı ol.”
“Nedir bu şimdi, niye uyuyamıyorsun?”
“Birkaç saat daha uyanık kalmamız lazım, babamın odasına girip anahtarları yürüteceğim.”
“Nereden?”
“Meraklanma, pantolonundan. Bak korkma sakın, daha önce defalarca yaptım bunu. Derin bir uykuya daldığında asla uyanmıyor.”
Asıl kaygım yarın başıma geleceklerdi ve kuzenime kaygılandığımı belli etmeye çalıştım. Düşüncem, fikirlerinin çılgınca olduğuna onu alıştırmaktı. Lafı ağzıma tıkadı ve elinde bir deste elli bir kağıdı ile yatağıma oturdu, iki saat sonra da anahtarları getirdi.
Tekrar yatağa girip arkamı döndüm. Rüyamda veya gerçekte ve karanlığın içinde kuzenimin şunu tekrarladığını duydum: “Yarın, eğlenceli olacak. Yarın, eğlenceli bir gün olacak.”
***
Anahtarı kontağa yerleştirip çevirdiğinde dayım apartmanın üçüncü katındaydı ve o mesafeden kendi arabasının sesini tanımasına imkan yoktu. Bu düşüncelere beni ikna etmeye çalışan kuzenimdi elbette, ama benim kaygım dayıma yakalanmak değil, virajı bir an önce dönmek de değil, gün boyu yaşayacağım muhtemel çılgınlıklardı. Garajdan çıkıp birkaç viraj alınca adeta uçmaya başladı arabayla. Bir uçurumdan yuvarlanmak, bir beton bariyere çarpmak, bir tırın altına girmek işten bile değildi. Ona dönüp, “Biraz yavaş olur musun?” dedim.
Yüzüme bakıp sırıttı. “İşin zevki burada, sen tam bir aptalsın,” dedi.
Bir kazaya uğramadan balonun düzenleneceği kafenin yakınına gelmiştik. Arabayı uygun bir yere park ettik. Evden kahvaltı yapmadan ayrılmıştık.
“Önce kuaföre gidelim,” dedi kuzenim. “Hem böylece karnımızın biraz daha acıkmasını sağlamış oluruz.” İlk defa mantıklı konuşuyordu. İzbe bir sokakta kuaför bir arkadaşının olduğunu, tıraştan iyi anladığını, para vermemize de gerek olmadığını söyleyerek beni oraya sürükledi. Kuzenimi kapıda karşılayan otuz yaşlarında bir adamdı ama kırk yıllık dost gibi sarılıp öpüştüler. Sonra da hal hatır sormak niyetiyle bir süre küfürleştiler. Bir köşeye çekilmek niyetiyle salonda ilerliyordum ki omzumdan yakaladı beni kuzenim ve adama, “Önce şunun kafasını adam et,” dedi.
Tıraş koltuğuna geçip oturdum. Boynuma bir örtü bağladı. “Nasıl bir şey istiyorsun,” dedi.
“Ense kısmı kısa olsun, şu anki modeli kısalt, bu stilde de tararsın,” dedim.
Kuzenim ayağa fırlayıp, “Olmaz,” dedi. “Şu modele bakar mısın dostum. Yaşlı adam stili resmen.”
Aynadan kuzenime bakarak, “Hiç de yaşlı adam falan değil,” dedim, “kaç yıldır bu modeli yaptırıyorum.”
“Sen beni dinle,” dedi adama. “Bu kafaya ne yakışıyorsa onu yap, bu işin ustası sensin.”
Adam önce makineyle, sonra da makasla saçlarıma girişti. Gerçekten de maharetliydi. Ortaya kusursuz bir iş çıkardı. Kuzenim kafamın ötesini berisini inceleyerek onayladı. O da tıraşını olunca bir lokantaya geçtik. “Daha dört saat var balo vaktine,” dedim.
“Daha iyi ya,” dedi kuzenim, “bana arkadaşlarından bahset.”
“Nasıl yani?”
“Arkadaşlarından bahset işte. Nelerden hoşlanırlar? Sevgilisi olmayanların görüntülerini bana tarif et.”
“Yapma,” dedim. “Baloya bir kızı baştan çıkarmak niyetiyle gelmiyorsun değil mi?”
“Neden olmasın ki? Hem senin neden sevgilin yok söyle bakalım?”
“Bu seni ilgilendirmez.”
“Sana ait her şey beni ilgilendirir. Sen kuzenimsin. Sevgilin olmaması da kötü bir şey.”
“Ben öyle düşünmüyorum.”
“Ne düşünmüyorsun? Kızlardan mı korkuyorsun?”
“Beni rahat bırak. Kimseden korktuğum falan yok benim. Henüz sırası gelmedi de ondan yok. Tesadüf etmedi. Belki doğru biri kolay bulunmuyor. Hepsi bu işte.”
“Tamam, tamam,” dedi. “Bana kızlardan bahset hadi.”
“Beni ilgilendirmiyorlar,” dedim, gidince kendin tanırsın.”
“Hadi, kalk,” dedi. “Vakte kadar oyalanacak bir yer biliyorum.”
Peşi sıra yürüdüm. Bir binanın üçüncü katına tırmandık. Kocaman bir ön balkonu vardı buranın. Sekiz on kişiyle sarılıp öpüştü. Beni onlarla tanıştırdı. Hepsi heyecanlı konuşkan gençlerdi. Bazıları oldukça terbiyesiz olsa da onlara ısınmadım diyemem. İki kadın garson terasta dolanıp duruyordu. Erken saate rağmen masalarda birkaç müşteri vardı. Her seferinde son durakları bizim yanımız oluyordu. Kadınlar uçuk tiplere benziyordu. Esmer uzun boylu olanı ağzında bir sakızı şişirip patlatıyordu ara ara. Diğeri daha oturaklı kısa boylu bir sarışındı. Burası içkili bir yer olmalıydı ama ortada içki falan yoktu. Kısa boylu sarışın yanıma geldi. “Hey,” dedi. “Baloya beni götürsene, olmaz mı?” Utangaç bir halle gülümsedim ona. Benden birkaç yaş büyük olmalıydı. Yanımdan ayrılırken “şaka yaptım sadece,” dedi. Ben yine gülümsemekle yetindim. Az sonra kapıdan kırk yaşlarında yarma gibi bir adam girdi. Bıyıkları, omuzları, bacakları kocamandı. Kuzenimi belinden kavrayıp havaya kaldırdı. İndirince de her iki omzuna sert birkaç yumruk indirdi. Sonra tekrar kavrayıp sevgiyle sıktı. Ona, kaç zamandır nerede olduğundan kendini özlettiğinden falan bahsetti. Mekanın sahibi olduğu ortadaydı. O gelince garsonlar kendine çeki düzen vermişti. Beni bir köşede unutmuşlardı. Halimden memnundum. Buradan ve bugünden kurtulmanın hayalini kuruyordum. Fakat içimi bir burukluk, bir hüzün de kaplamıştı. Doğru olan belki de burada yaşananlar, doğru tavırsa buradaki insanların davranışlarıydı. Eğer öyleyse ben sünepenin, başarısızın teki oluyordum. Bu düşüncelere ilk defa kapılmıyordum. Kalabalıkta kendimi yalnız hissettiğim zamanlar hep olurdu. Fakat bugün, bu balkonda kendimi daha derinden yakalamıştım. Sıcak bir rüzgar önümden geçti. Bir parçası yüzüme çarpmış, beni uyandırmıştı. Kuzenimle ırı kıyım adamın terasın uzak bir köşesinde konuşmakta olduklarını fark ettim. Adam ellerini kocaman açarak, ara ara iki büklüm olacak kadar gülerek, sonra bir anda ciddileşip bıyıklarını burarak bir şeyler anlatıyordu. Ara sıra da gözü bana takılıyordu.
Konuşma bitince kuzenim kolumdan tutup beni mekanın içine çekti. “Bak,” dedi. “Benim oldukça önemli bir işim çıktı. Baloda olamayacağım. Balo kaçta bitiyor?”
“Beş gibi,” dedim.
“O halde, balo çıkışı buraya gelip bekle beni. Hem akşama doğru burası çok daha hoş olur.”
Sevindim mi, üzüldüm mü bilmiyorum. Kuzenime ilgisizce tamam anlamında kafa sallarken “Baloda İpek’e belki de teklif ederim,” diye düşünüyordum.






