Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Ağustos 2022

Öykü

Baltacı Apartmanı Kadınları Ve Tüplü Aysel

Aysun Doğan Terzi

Paylaş

1

0


Efendim bendeniz Orman Muhafaza Memurluğundan emekli Niyazi Birkeser. Sipahi apartmanı on bir numarada yalnız başıma yaşarım. Konu komşuyla pek irtibatım yoktur varsa da uzaktan. Biraz benim mızmızlığımdan, biraz da rahmetli anamın pimpirikli oluşundan, bir türlü evlenemedim. Parka çıkmam, kahveye uğramam, uzun yıllar ormanlarda nöbet başında beklemekten, pek dostum arkadaşım da olmamıştır. Emekli maaşını çeker çekmez, evin öte berisini yüklendiğim gibi koşa koşa eve, salonun kapalı perdeleri ardında duran tekli koltuğuma yetişirim. Az biraz soluklandıktan sonra önümdeki sehpada duran dürbünümü alır kaldığım yerden nöbete devam ederim. Yalnız bu nöbetin emekli olduğum orman muhafaza memurluğuyla bir alakası yok. Vazifem sırasında kaçak odun kesenleri veya yangınları gözlemeye yarayan dürbünüm emeklilikten sonra başka bir işlevsellik kazandı. Kimileri yaptığım şeyin röntgencilik olduğunu iddia edebilir. Bu onların iddiası. Ben yaptığım şeyin farklı sinema salonlarında gösterilen filmleri izlemekten bir farkı olmadığında ısrar ederim. Tabi ibu filmler arasında, kadınların başrolde oldukları çoğunluktadır. O da benim zaafımdır. Bu kadar kusur peri padişahının kızında bile olur, değil mi?

Çevredeki her bir apartmanı çeşit çeşit film oynatan sinema salonları olarak düşünürsek benim için en ilgi çekici olanı Baltacı apartmanıdır. Bu apartmanı benim için çekici kılan orada yaşayan kadınların bolluğu ve perdeleri kapatmaktaki üşengeçlikleridir. Öyle namuslu ayağına yatanlarda vardır ya, uzun yılların verdiği deneyim ve dikkatli gözlemlerim sonucu hepsinin ipliğini pazara çıkarmışımdır. Misal, B bloğun üçüncü katındaki Hayriye Hanım, sabahın beşinde balkonun zeminine serdiği sofra bezinin üzerine kurulur, bacaklarının arasına da doldurur bir leğen fasulye hırsla, inatla, homurdanarak kırar. Arada bir fasulyelerin kıyısından ucundan görünen, sarı benekli basma pijamasını tuttuğu gibi topuklarına kadar sündürür, yazmasına çeki düzen verir, yarım atletinden taşan koltuk atlı etlerini içeri sokar. Arada bir gözetlediğimin farkındaymış gibi huzursuzluğa kapılarak, kıllı bacaklarına bakmadan tövbe tövbe diye terslenir haspam. Ulan başka sinema salonları açık olsa seni mi izlerim, buruşuk!

Hareketleri, öyle yapma öyle numaradan ki gözetlediğimi anladığı an, gecenin bir vakti kadın başına balkonda fasulye kırıyor olmasını, rahatlığına bağlamayayım, aksine gece vakti balkonda oturuyor ama erkek gibi kadın diyeyim diye tiyatro yapıyor. Ben bilmez miyim onu. Eskiden beri millete anlatır durur neymiş efendim, eski mahallelerinde otururken, kendinden kırk yaş büyük bir adamla evli Kısabacak Nuriye, geceleri balkona çıktı diye kocasından dayak yermiş de mahalleli de arkasından türlü laf edermiş de, bilmem ne. Bunun neresi ibretlik hikâye Allah aşkına.

İki numara yaktı yine türbe gibi tüm ışıkları, Baltacı apartmanının en mıy mıy karısıdır kendisi. Buzdolabının kapağını ani bir hareketle açtığı gibi kapatması bir oldu. Sabah sekiz akşam beş çalışan memur Banu bu. Huysuz domuzun teki. İşten geldiği gibi evin tüm işlerine girişir, sonra da homur homurdanır. İş de iş, sonra vay efendim, yoruldum, otur be kadın. Yok, oturmaz, dinlenmez doğru düzgün o işi bile beceremez. Hele o saçları yok mu o saçları... Kuş yuvası gibi tepeye toplar, yirmi dört saat guguklu kuş gibi gezer. Pörsük memesinde bir bebe, bir de evlerden ırak tilki suratlı bir koca. Avının peşinde sinsi sinsi sürünen, sünepe avcılar gibi aç arsız yapışır kadıncağıza, alacaklısını baştan savacak olmanın gayretiyle, ışığı söndürme zahmetine bile girmeden açar bacaklarını Banu. Saniyeler sonra dolu bir prezervatifi tespih gibi sallayarak mutfak çöpünün derinlerine doğru yuvarlayıverir. İçim kalkar o esnada. Bu da yetmez gibi, ellerini ve o kokmuş ağzını mutfak lavabosunda yıkayıp üstüne bir de çay koyar. Vallahul azim içim kalkar.

Baltacı Apartmanın en şenlikli salonu Tüplü Aysel’in oturduğu dokuz numaradır. Onun ışığı hiç sönmez. Bütün gece oturur balkonda, gelene geçene terslenir, arada bir söver. Bekçilerin koruyamadığı sokağı o korur, elindeki piknik tüpüyle dolanır ortalıkta. Tüpüyle ne derdi var bilmem, benim gördüğüm tüpü olmadan sokağa bile çıkmadığıdır. Aysel evvel zamanın düşünce suçlusu, hüküm giyip işkence görenlerden. Belki de bu yüzden deliliği sığınak bellemiş kendine. Sürekli aynı cümleleri tekrar eder durur. “Taşaklı kadın değil ulan, memeli kadın diyecekseniz!” Sonra da basar kahkahayı. Aşağıda dinleyeni var gibi, kasılarak, gerinerek, büyüklenerek yapar bunu. Apartmandaki kadınları inek olarak görür, “Mal sizin değil mi, koklatmayın kız bu hanzolara” der durur. Bu sözleri duyan erkekler bıyık altından gülerek, lahavle çeker. Aslında içim geçmemiş olsa ve elindeki tüpten korkmasam kaçırmazdım ben bunu ya, neyse.

Geç saatlere kadar nöbet tutmaktan her yerlerim tutulmuş. Uyuyup kalmışım oturduğum yerde. Daha kargalar kahvaltısını etmeden Baltacı apartmanının salonlarından biri perdesini açmış. Asperox karısının olduğu altı numarada gırgır şamata gırla. Bu gürültüde uyumak bana mı kalmış? Geçtim tabi vazifemin başına. Bu Asperox karısı yine çeneye tutuyor milleti. Bir sürü kimyasalı karıştırmanın kafa güzelliğiyle olsa gerek etrafa yapış yapış bi neşe saçıyor. Yaşıtlarında rastlanmayan bir hevesle günaydınlara boğuyor tüm bloğu. Komşuları da az değil hani, önce övgülere boğup, sonra da yerden yere vurup azdırıyorlar karıyı. Söylenenleri duyan Asperox lafın altında kalır mı? Kalmaz. Açar kenef kokulu ağzını “Siz de kadın mısınız be orospular. Ben gençken canım çıkasıya, derim kalkıp kavlayasıya kadar temizlik yapardım, görenler parmak ısırırdı. Görümcem, kaynanam komşularım değme kadınlığımı konuşurlardı. Bezlerimi Arap sabunuyla tencerede yarım saat kaynatır, özene bezene, sarıla gerile çamaşır ipine boncuk gibi dizerdim. Şimdikiler varsa yoksa boyansın, gezsin " derken anam bi gurur, anam bir çalım övün de övündü. Ulan paçandan sidikli donun düşüyor da ayağına dolanıyor, farkında değilsin be. Sabah sabah denk geldiğim filme bak, sizin işiniz gücünüz, soyunup dökünmeniz yok mu be! N’aparsın karı milleti işte? Ucuz ucuz eğleniyorlar.

Dul Sıdıka. Karadul. Kırk tane şeyim olsa tövbe estağfurullah. Bu Sıdıka yedi numaralı salonun biçare bahtsızıdır. Çoluk çocuğun bolluğundan istese de bir türlü çapkınlığa yeltenemez. Ama en azından benim gibi buruşuklara arada bir frikik vermeyi sever. Bugün yine çekmiş üstüne Pazar malı, makine işi yeleği, bacağına da geçirmiş mürdüm rengi penye pijamayı fıldır fıldır gözleriyle sağı solu kesiyor. Sanırım gözetlediğimi anladı, baksana nasıl da nazlı nazlı dolanıyor balkonunda. Biliyor vücudunda güzel ve sağlam kalan tek yerin kalçaları olduğunu, nasıl da çalkalıyor oralarını. Evdekiler uyanmadan, flörtöz hareketlerle kısa özgürlüğünün tadını çıkarıyor. Balkon camının yansımasından kendine bakmalar, durduk yere çamaşır düzeltmeler. Bunu yaparken, ağzını hiç açmıyor, tek tük kalan sarı dişlerini göstermemesi gerek çünkü. Numaradan, naylonumsu halısını, paspasını, çarşafını neyi varsa silkeleyip becerikli olduğunu göstermeye çalışıyor, kime olacak bana, mahalleliye. Sonra da o koca kıçını geriye verip, gevşek memelerini de balkon demirine yaslayıp, sigara üzerine sigara. Kahve bardağının kenarında, parmaklarını gezintiye çıkarırken, kadınlığa has her şeyi sabah programlarından öğrenmiş gibi bi haller bi haller. Banal şey.

Oynak Safiye. Bu Oynak safiye dört numarada oturur. Mühendis diyorlar ya, daha ne mühendisi olduğunu çözemedim. Perdeleri kapatmaya üşenenlerdendir kendisi. Sinema salonlarının içinde en cüretkâr filmler hep onun dairesinde gösterilir. Onu gözlerken çoğu zaman nabzım deli gibi atar, tansiyonum zirveye tırmanır. Aman Allah, gördüklerime yürekler dayanmaz. Porno film yıldızlarının güzelliğindeki vücudunu benim gibi sinemaseverlere göstermekten keyif alır yosma. Ağır çekimde, sündüre sündüre soyunur, eğilir, kalkar, dolanır. Anlatırken bile tere batıyorum, varın gerisini siz düşünün. Ah zavallı Safiye. Taşrada böylesi. Yazık oluyor zavallıya. Büyük şehirlerin, plazaların, yalıların kadını olacakmış da Tanrı yuvarlayıp buraya atmış. Sabahın yedisi oldu mu ticari taksisi apartmanın kapısında hazır olda bekliyor ya, içleri gidiyor bizim turşuların. Onun evden çıkışını, Afrodit gibi salınıp taksiye binişini, hasetle gözlüyor, dudak büküyorlar. Sonra da içlerinde en buruşuk ve fitnesi sazı eline alıyor,

“Makyaj güzeli, makyaj. Mecbur boyanacak, yoksa kim ona iş verir, haksız mıyım a komşu?”Saat sabahın dördü. Koltukta dalıvermişim öyle. Bir Ambulans sesiyle irkildim. Ne olabilir ki, dememe kalmadan, ambulans gelip Baltacı apartmanın önünde duruverdi. Aldım elime dürbünü, başladım izlemeye. Apartmanın önünde bir hengâme, bir gürültü sormayın gitsin. “Zehirlendi zehirlendi” diye bağırıp duruyorlar. Meğer Asperox karısı tuvaleti temizlerken evde ne kadar hipo, domestos, tuzruhu varsa dökmüş o daracık deliğe. Sonra da aşırı kimyasal kullanımından zehirlenmiş, bu haber de bok kokusu hızında yayılmış tüm mahalleye. Herkeste telaş, dövünme, ucuzundan vahlanma gırla. Bir tek Tüplü Aysel oralı değil. Üstelik bir neşeli bi neşeli, Karşı bloğa sesleniyor.

"Hayriye, Hayriye Asperox şişesi mi patlamış, ne olmuş?"

"Sus kız, utanmaz arlanmaz deli, gir içeri de tövbe et!"

Tüplü Aysel susar mı? Susmaz. Bağırıyor oraya buraya, “Görevliler görevliler, şu balkondaki ağarık bezleri alın da Asperox teyzenin götüne tıkın, daha çok lazım olur orada " deyip kıkır kıkır gülüyor.

Anlayacağınız Asperox teyze daha ambulansa alınamadan sedyede son nefesini verip gitti. Çamaşır suyu bol olsun o tarafta. Bir iki saatlik curcunadan sonra şenlik dağıldı. Sonra akşam oldu, Baltacı apartmanı sakinleri ışıklarını tek tek yaktı. Memur Banu, bir prezervatifi daha çöpe salladı. Turşu Hayriye akşam dayağını bir türkü eşliğinde afiyetle yedi. Oynak safiye, yine perdeleri kapatmadan soyundu dökündü, aklım başımdan gitti. Çok geçmeden Dul Sıdıka kıçında penye pijamasıyla balkona arzı endam eyledi. Dürbünü daha dün balkonda gezinen Asperox teyzenin olduğu altı numaraya doğru çevirdim, ipte sallanan sarı bezden gayrısını göremedim. Son olarak dokuz numaraya gitti gözüm Tüplü Aysel her zamanki yerinde, elinde efes birasıyla çakmak çakmak gözleriyle benden taraf bakıyor. Anladı mı acaba kendisine baktığımı, anlasın gerçi. Bir gün yakalanacağım bu deliye ama dur bakim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Konuşma Dilini Nasıl ÖğreneceğizÖmer Kaya
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şevval Tufan

24 Kasım 2025

Bir Çocuğun Sessiz Mücadelesi: Jean-Ph..

Bu anlatı, modern dünyanın çocukları tek tip başarı anlayışıyla sıkıştırdığını gözler önüne seriyor.Jean-Philippe Arrou-Vignod’un Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan romanı Babamın Köyünde, modern toplumda..

Devamı..

Hayaller ve Kırıklıkları

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024