Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Aralık 2024

Öykü

Başka Bir Günün Sabahında

Nurgök Özkale

Paylaş

6

1


 Sokak lambasının sarı ışığı yokuşa vuruyor. Birbirlerine omuz vermiş binaların yüzleri apaçık ortada. Gece hayvanlarının parçaladığı çöp torbalarından sızan ekşimiş sular karların arasından yola akmış. 

Pasajın içindeki meyhaneden çıktık, aşağı caddeye yürüyoruz. Az önce başım dönüyordu. Sabahın ayazını yüzüme yiyince kendime geldim. Köşede bekleyen bir taksi vardır mutlaka. Binip evime gideceğim. O da baksın artık başının çaresine. Zaten alt sokakta oturuyor. Beş dakikaya çeker yorganı kafasına, sızar kalır. Ben daha yolda olurum. 

Saldık kendimizi yokuştan aşağı. İniyoruz. Kar gece boyunca katılaşmış, ayaklarımızın altında katır kutur ediyor. Sokak adımlarımızla yankılanıyor, kendi ayak seslerimizden ürperiyorum. Dik yokuşa sıralanmış apartmanların çoğu eski. Birkaçının önünde zarif kıvrımlı mermer basamaklar var.  Ağaç dallarına benzetilmiş pencere demirleri yapraklı. Hiçbir pencerede ışık yok. Bir yerden çürük turşu kokusu geliyor. Kustum kusacağım. Ama o benden de beter. Duvara yanaştı.  Öksürdü üst üste.  Ciğerleri nasıl da dolu. Öğürür gibi bir ses çıkardı. 

“İyi misin?”

Parmaklarını koluma geçirdi. Titriyor. Ben de fena oldum. Kaldırıma dayanmış çöp bidonu takırdadı. İçinden bir şey fırladı. Yokuş yukarı koştu. Baktık, bir kulağı beyaz kapkara bir kedi. Kıkır kıkır güldük. 

“Ödü patladı hayvancağızın.”

“Niye korktu ki o kadar?”

“Kedilere akıl sır ermez.”

Konuşurken ağzı çarpılıyor. Dilini dişlerinin arasına alıp ısırdı. Eliyle üstünü yokladı. Bir selpak buldum cebimde. Dudaklarını, gözlerini, alnını bir güzel sildim. Yüzü gözü açıldı. Teşekkür manasına başını salladı. Aşağıya, caddeye ne kadar kaldığını ölçtüm. Köşeye geldik sayılır ama iki sokak ötesi gözüme çok uzak göründü. Onu tek başına bırakmaya gönlüm elvermiyor. Evine kadar nasıl gidecek. Cebinin yerini unutmuş, anahtarını nasıl bulacak. Ya düşüp kafasını çarparsa. En iyisi götürüp kendi ellerimle yatırayım. Mendili top yapıp fırlattım.  

“Gel, yürüyelim biraz.”

Uzun bir, “Oluuur,” çekti. 

Koluna girdim. Birbirimizi ite çeke indik.  Cadde geniş, ışıklar ferah. İlerideki bir bankanın tabelası mavi mavi parlıyor. Köşeden trafik lambalarına döndüm. 

“Hani yürüyecektik?”

“Yürüyoruz işte!”

“Ama oradan olmaz.”

“Niye? Sana gidiyoruz ya!”

“Bana mı?” dedi. Gözlerini kocaman açtı. “Gidelim ama… Şurası daha kestirme.” 

 Tabii, tabii. Çektim kolundan. 

Etraf ıpıssız. Ne bir yaya görünüyor ne araba. Yeşili beklemeden zikzaklar çizerek geçtik karşıya. Niyeyse arada kıkırdıyor. Benim de gülesim geldi, tuttum kendimi. Sağdaki ilk sokağa girdik. Zaten daracık, iki tarafına park etmiş araçlardan iyice küçülmüş. Bir araba zor geçer. Eliyle arkamızdaki caddeyi gösterdi.

 “Oradan sola girecektik…” Sırıttı. “Nereye döndük böyle?” 

 “Senin eve dedim ya. Yoksa sen başka bir yere gitmeye mi niyetliydin?”

“Amma yaptın!”

“İyi, hadi çıkalım o halde. Kahve yaparız. Aklımız başımıza gelir.”

Yüzü karışıverdi. 

“Kahven yoksa da dert değil, sen yatarsın, çıkarım.”

“Yok, ondan değil. Sen yurt dışındayken yazamadım. Demin de laf lafı açtı, başka konulara daldık. Buradan taşındım ben.”

“Hani çok seviyordun, her yere yakındı?”

“Ev sahibi kirayı az buldu. Yüzde yüz elli artıracaksın diye tutturdu.”

“İnanmıyorum ya. O da mı? Hani çok iyiydi? Biraz zorlasaydın, kabul ederdi belki.”

“Hiç dinlemedi. İşine gelmiyorsa çık, dedi. Mecburen eşyaları depoya kaldırıp kardeşimin yanına sığındım. O da şimdilik tabii.”

 Başım çatlıyor. Bir an önce gidip yatayım dedikçe… 

 “Vay arkadaş! Madem taşındın, neden başka bir yerde buluşmadık?”

 “Bildiğimiz bir yer olsun dedim. Yeni mekânlarda aynı hava yok. Hem sadece ev yakınında içilir diye bir kural mı var?”

 Doğru. Saçmalıyorum. Uzatmadım. Ayakta zor duruyorum zaten.

 “Hadi, bir taksi bulalım da gidip zıbaralım.”

 Kolumdan tutup durdurdu. 

“Madem buraya kadar geldik. Benim şu eski eve bakalım.”

 “Yahu taşınmışsın, nesine bakacaksın,” diyecek oldum.  

 “Gel ya, iki dakika…”

 Kaldırıma çıktık. Apartmanın önüne dikildik. Nasıl da güzel. Eskiden beri çok beğenirim. Alınlığındaki zarif işlemelere bakmaya doyamam. Ya şu gri taştan duvarları, derin pervazları, yüksek pencereleri. Bahçedeki eski kameriyeyi yıkmamışlar, hâlâ yerinde. İkinci kattaki dairenin dili olsa da söylese. Rengârenk çiçekli perdeler asılıydı penceresinde. Şimdi ise koyu gri, kalın güneşlikler. Sımsıkı da kapalı. 

“Ah be! Şu odada az sabahlamadık. “

“Hatırlamaz mıyım? Sen masada, ben kanepede ne çeviriler yaptık.” 

“Geçenlerde belediyeden bir tanıdığa rastladım. Burası da kentsel dönüşüme girmiş, seneye kalmaz, yıkılır, dedi.”

“Ama sapasağlam bina.” 

“Ve şehrin en iyi semtinde. Yerinde otuz daireli bir apartman olduğunu düşünsene.”

Birkaç adım ötemizdeki sokak lambası birden kapandı. Etraf tamamen aydınlanmış. Ellerim buza döndü. Onun gözleri hâlâ eski balkonunda. Kolundan çektim.

“Biraz daha kalalım.”

“İyi de arkadaş, dondum ben!”

  Eliyle yandaki bahçeyi gösterdi. 

  “Kameriyeye geçelim. Orası kuytu.”  

Arkasından takip ettim. Banka oturduk. Paltoma rağmen tahtanın soğuğu bacaklarımı kesiyor. Tir tir titriyorum.  Arkamızdaki bir yerlerden kuş cıvıltıları geliyor. Yuvası bahçenin gerisindeki şu ağaçta olmalı. Kesik kesik ötüyor, birini çağıyor sanki. Tam kulağımı verdim, dinliyorum, susuverdi.

  “Benim küçük oda… Geçen yaz çok sıcak günlerde hep orada çalıştım. Her sabah altı buçuk dedi mi fırlardım ayağa. Bazen pencereyi aralık bırakırdım.” Yan taraftaki bir apartmanı işaret etti. “Şu dairede küçük bir çocuk akordeon öğreniyordu. Parçaları çıkarana kadar kulaklarımı epeyce hırpaladı.” 

“Kapasaydın sen de pencereni,” dedim gülerek. 

 “Neredeyse öyle yapacaktım,” dedi. Ellerini yumruk yapıp ağzına götürdü, hohladı. “Ama sonra çırpılan omletin sesi geldi. Tava ocağa kondu. Tereyağı eridi, mis gibi koktu. Hele o mutfak tıkırtısı. Saatlerce dinlemeye değerdi doğrusu.” 

Arkamı dönüp gösterdiği pencereye baktım. Camı buz kesmiş. Ardında hiçbir hareket yok.

Bir ekmek kamyonu aşağı caddeden ağır ağır geçti. Onu egzozunu patlata patlata giden bir motosiklet izledi. 

“Biliyor musun, bu evde yaşadığımız her şey, bütün anılarımız kaybolup gidecek. Adları anılmayınca yitip gidenler gibi. Hiç yaşamamışçasına ölenler gibi yok olup gidecek. İşte buna hiç razı değilim.”

Caddeden bir araba daha geçti. Sonra biri daha. Şehir canlanıyor. Her şey uyanırken benim üzerime ağırlık çöküyor. Yatağımın içine kıvrıldığımı hayal ediyorum. Onun gözleriyse küçük pencerede. 

“Hadi, kalk,” dedim. “Eskilere daldık mı çıkamıyoruz.” 

İstemeye istemeye kalktı. Evin önüne geldik. Kaldırıma park etmiş arabalardan birinin farları yandı. Motor çalıştı. Baktım, direksiyonda atkılara sarınmış biri. Yanındaki bereli sarışın kadının görünce bizimkinin yüzü aydınlandı. 

  “Aaa! Benim yan komşular!” dedi. Bekledi. Göz göze gelseler selam verecek. Ama araba hareket etti, burnunu doğrultup yokuş aşağı inmeye başladı. 

“Tanımadılar beni.”

Sesindeki kırıklık içime dokundu.  

“Yok ya, görmemişlerdir.” 

“Gördüler, gördüler. Ama ikisi de hiç tepki vermedi.”

“Belki de uyku sersemidirler.”

Arabanın arkasından seğirttik. Caddeye vardık. 

Yaklaşan bir taksiye el ettim. Yavaşlayıp önümüzde durdu. Kapıyı açıp buyur ettim.  Ellerini ceplerine soktu.

  “Sen bin, ben parka kadar yürüyüp dolmuşa bineceğim.” 

Açılmış görünüyor. Bırakayım kendi haline. 

  “O zaman bana müsaade.”

Başını salladı.  

Bindim. Hareket edince dönüp baktım. 

Küskün bir çocuğa benziyor. Ellerini sarkıtmış, omuzlarını düşürmüş, yürüyor. 

YORUMLAR

Emine aysun Korkmaz

Cok güzel bir öykü. Her sahnesinde ben de vardım sanki. Sadeliginde bir cok anlam var, tat var. Eline sağlık Nurgökcugum.

3 Aralık 2024

Öne Çıkanlar

Okuyabileceğinden fazla kitap alanlar...Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

10 Mart 2025

Amerikan Rüyası

Sylvia Plath bir gençlik hastalığı, ancak genç yaşta sevilebilecek, belli tipte genç kızların sevdiği bir şair olarak kodlanmış nedense…Bu yaz bir iş dolayısıyla, Amerika’nın iç kesimlerinde, oldukça muhazafakâr bir kısmında kendimle yaşıt Cumhuriyetçi Parti taraftarı bir grup insanla..

Devamı..

Venüs Retrosu

Bengi Kaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024