Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Eylül 2021

Gezi

Başka Bir Yer

Zeynep Yalçın

Paylaş

1

0


Karşımda Adıyaman Ovası. Ahmet Arif’in Yalnız Değilsin adlı şiirinin dizelerini mırıldanarak seyrediyorum manzarayı:

“Tütünü bilir misin?

Kız saçı demiş zeybekler,

Su içmez her damardan

Yerini kolay beğenmez,

Üşür

Naz eder

Darılır…”

Tütün yeşiline boyanmış tarlaların ardında uzakta, belli belirsiz gözüken dağlar, Güney Doğu Toroslar var. Yüzde yüz yerli ve milli görünen bu manzaraya, yan yoldan giriş yapan bir Philip Morris arabası dâhil oluyor. Dağ köylerinde ise British-American Tabacco şirketinin araçları dolaşıyor şu sıralar. Dünyanın her tarafına dağılmış temsilcilikleri ile milyar dolarlık ciroya sahip sigara şirketlerinin peşinden koştuğu bir bitki tütün. Her ne kadar ana vatanı Amerika olsa da buraları çok sevmiş. Adıyaman tütünü yaprak kalınlığı, kokusu, tadı ve rengi ile dünya standartlarının üzerinde bir ürün. Dolayısıyla dev şirketler tarafından yakın takibe alınmış Adıyaman çiftçisi ve tütünü.

Tütün fidelerinin arasında dolaşırken, edebiyat dünyasında, elinden sigarayı düşürmeyen, onunla betimlenen isimleri anımsamamak mümkün mü? Değil tabi. “Cigara” deyince ilk akla gelen Ahmet Arif mesela. Ardından Ara Güler’in ölümsüzleştirdiği iki görüntü: Behçet Necatigil ve duman arasında çekilmiş fotoğrafı ile zihinde beliren Cemal Süreya. Hasta yatağında iken yazdığı mektupta en çok tütün içmeyi özlediğini anlatan Ahmet Hamdi Tanpınar. “Tütüne bu havalarda alıştım” diyen Orhan Veli…

Değerli şairler, paketten başını uzatan yârenlerinin nerelerden, kimlerin elinden neler çekip masalarına geldiğini düşünmüşler miydi? Bilemiyoruz. Ancak çok sevdikleri sigara için dizeler yazmaktan çekinmediler. Şairler, tütünün içiminden, keyfinden dem vurmuş vurmasına ama yazarlar arka planı daha bir önemsemiş gibi. Necati Cumalı’nın Tütün Üçlemesi ve Talip Apaydın’ın Tütün Yorgunu romanları bunun kanıtı sanki. Sezen Özol’un Tütün Türküsü adlı eserini de anmamak olmaz.

Tütünün ana izlek olarak kullanıldığı adı geçen eserlerde coğrafi, sosyolojik ve psikolojik analizler yer alır. Özol Balıkesir’i, Cumalı Urla’yı, Apaydın Samsun çevresini mekân olarak işler. Ama Adıyaman, Muş, Bitlis üçgeninde yetiştirilen tütün, bir romanın dekoru olarak görünmedi henüz.

Dünya edebiyatında da bu konu işlenmiş elbette. En bilinen isim Bulgar yazar Dimitır Dimov. Ünlü romanı Tütün'de Bulgar toplumunun değişik katmanlarındaki insanların dünyalarını anlatır Dimov. Yazarın tütün alegorisini kullanması romanın dünyaca tanınmasında etkili olur. Bulgar kültüründe tütünün yeri ayrıdır. Bilenler bilir, Ege bölgesindeki tütün yetiştiriciliğinde Bulgar göçmeni vatandaşlarımızın emeği çoktur.

Dünya edebiyatını sınırın ötesinde bırakıp adı yaman, yolu yaman olan şehrin tütün tarlaları arasında ilerliyoruz. Van Gogh’un çizdiği buğday tarlalarının sarısı yerine tütün yeşilinin baskın olduğu bir görüntü hâkim. Bir mimari eser, bir şehir, bir bitki sanatçının elinde artı bir değer kazanır hatta markalaşır. Belki günün birinde bu güzellik resmedilir, dünyaca ün kazanır ve birileri yüzlerce kilometreden “Tütün Tarlası”nı görmeye gelir, kim bilir. Belki de o günler geldiğinde kasaba girişlerinde, şehir meydanlarında dikilen “ucube”ler (heykel demeye dilim varmıyor) kaldırılmış olur. Hayali bile güzel değil mi?

Havanın sıcaklık derecesi kırk iki. Turgut Uyar’ın şiirinde geçen dizenin tersine tütünler ıslak değil şu an, tarlada güneşi içine çekiyor. Tütünlerin arasında tek sıra halinde ekilmiş ayçiçekleri var. Toprak sahipleri, mülklerinin sınırlarını ayçiçekleri ile çiziyor. Tütün fidelerinin çiçeği ise koparılıyor. Amaç fidedeki yaprakların büyümesini devam ettirmek. Tarlaların küçük bir kısmında tütünün çiçeklenmiş hali varken çoğunun alt yaprakları koparılmış bile.

Tütün bitkisi tek seferde hasat edilen bir bitki değil. Üç katman olarak biçiliyor. Önce alt yapraklar, ardından orta yapraklar son olarak üst yapraklar toplanıyor. Alt yapraklar “normal” sayılırken, orta kat yaprağı “en kaliteli” tütün olarak kabul ediliyor. Üst yapraklar ise “iyi” kategorisinde. Buna göre ayrıştırılan ürün ipe diziliyor. Yeşil bir zincire dönüşen yapraklar, her evin önünde bulunan yerli halkın “kam” dediği, tahtalardan üçgen-dörtgen-beşgen şeklinde çatılmış bir düzeneğe asılıp kurutuluyor.


Bulam/Adıyaman, Fotoğraf: Hüseyin Diren Yavas

Bulam, Adıyaman Malatya sınırında, merkeze yirmi beş kilometre uzaklıkta olan rakımı yüksek bir köy. Havanın aşırı sıcak olmasından dolayı buralara geliyoruz. Bulam’da hava merkeze göre üç-beş derece daha serin. Yol boyu birkaç yerde duraklıyoruz. Kaynak sularının yeryüzüne çıktığı bu noktalar, hep kalabalık. Çoğu kişinin elinde bidonlar ve şişeler var. Park etmiş arabalar arasındaki yabancı plaka lüks arabalar ile köy yollarında sık sık karşımıza çıkan “toros”lar, memleketin ekonomik özeti gibi. Kısa bir moladan sonra yüzümüze çarptığımız soğuk suyun verdiği canlılıkla tekrar yola koyuluyoruz.

Bulam’a doğru giderken yol üstünde yeni inşa edilen lüks villalar dikkati çekiyor. Köylülerin geçim kaynağı yine tütün. Halk son yıllarda zenginleşmiş. Evler iki veya üç katlı, her evin önünde traktörü ve tütün kurutmalığı var.

Tütün üreticisine kazandıran bir bitki. Bu nedenle bitkinin nazına bakılıyor tabi. Tarlaya ekilen fidenin gübresi, ilacı veriliyor. Tarladaki tüm fidelerin yaprağı teker teker kontrol ediliyor, bakımı yapılıyor. Enis Batur, çok sevdiği hatta “Tütün İçmenin Yararları” diye de eserinde başlık attığı bitkiye bu kadar özen gösterildiğini görse mutlu olurdu kanımca.

Türkiye’de yaşayan çiftçinin elindeki olumsuzluklar listesi, Rapunzel’in saçlarından daha uzun. Tütün yetiştiricisinin girdi maliyetinin yüksek oluşundan şikâyet ettiğini belirtmeme gerek yok sanırım. Gübre ve ilaç fiyatlarına fahiş zamlar gelmiş. Ama üretici masraftan kısamıyor. Çok özen isteyen tütün bitkisi, ufak bir eksiklikte veya en basit hatada üreticisine ikinci bir şans vermiyor çünkü.

Serbest tüccar tütünün kilosunu, yetmiş-seksen lira arasında alıyor. Şirketler ise (American- British Tabacco, Philip Morris vb.) kalitesiz tütünü, kilosu on beş-on sekiz liraya piyasadan topluyor. Global şirketler, Adıyaman tütününün kalitesinden de kıyılmış tütünü kâğıda sarıp içen özel kitlesinden de hazzetmiyor. Kendilerine rakip gördükleri bu malı değersizleştirip piyasadan silmeye uğraşıyorlar.

Yol boyu her iki yanda sıralanan tarlaların arasında işçi grupları var. Aşırı sıcaktan korunmak için başlarına sardıkları şallardan gözükmüyor yüzleri. Sıra hâlinde tarlada ilerliyorlar. Yeşilin arasında uçuşan arılar gibi hareket halindeler. Bir grup, tütünün çiçeklenmiş kısmını koparırken diğer tarladaki grup orta yaprakları topluyor.

Tütün, sahibine kazandırıyor dedik. Peki, kırk derecede güneşin altında çalışan işçilere de kazandırıyor mu? Günlük yüz, yüz elli liraya çalışıyorlar. Çalışma süreleri ise yaklaşık bir ay. Toprak sahipleri ile mevsimlik işçiler arasında bir memnuniyetsizlik hâkim. İşçilerin yapması gerekenleri özensizce yapmasından ve isteklerinin sonunun gelmediğinden şikâyet ediyor tarla sahipleri. Buna karşın mevsimlik işçiler de insan yerine koyulmamaktan dertli. Benzer sorunları yaşamak istemeyen küçük tarla sahipleri ise maaile işlerini halletmeye çalışıyor.

Yanlarında durduğumuz ailenin tütün iğneleyen gençlerinden ikisi sınav sonuçlarını yeni öğrenmiş. Aralarından ODTÜ Gıda Mühendisliğini kazanan, kulaklıktaki müzik eşliğinde işini yapıyor. Diğeri ise Boğaziçi Üniversitesi’nde okumak istediği için bir yıl daha bekleyecek. Gençlerin hem kendileri hem aileleri umutlu. Ben de onlarla umutlanıyorum. Gelecek günler, güzel olacak diye fısıldıyor elimizde okşadığımız “kız saçları” …

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bu Eleştirel ve Gerçeküstü Karikatürle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024