Başlangıçta Kedi Vardı
30 Ağustos 2019 Öykü

Başlangıçta Kedi Vardı


Twitter'da Paylaş
0

Bugün bir aylık oldum. Yine herkes tepemde bana bakıyor. Herkesin yüzü gülüyor. Gerçekten sevildiğimi hissediyorum; bana bakarken ağladığını gördüm bugün babamın ve annem sıkılmadan, bir an bile yüzünü ekşitmeden beni beslemeyi sürdürüyor. Evin kedisiyle de aram iyi. Her ne kadar ilk geldiğim günlerde biraz kıskançlık yaşasa da alıştı artık. Beni annem ve babam gibi kolluyor. Sen çok zayıfsın, bakan olmazsa ölür gidersin, diyor. Haklı sanırım. Daha ne istediğimi, nasıl söyleyeceğimi bile bilmiyorum. Kediyle konuştukça eksik doğduğumu hissediyorum.

Babam sabah erkenden çıkıyor, akşam dönüyor. Elinde sürekli benimle ilgili malzemelerin olduğu poşetler var. Her şeyin çok pahalı olduğunu söyleyip duruyor poşetleri annemle beraber boşaltırken. Annem de çalışıyormuş ama benim yüzümden işi bırakmış. Bana bakması gerekiyormuş. Kedi haklı.

Altımı bezlerlerken kedinin uzaktan izlemesine alıştım artık. Her defasında kafasını iyi yana sallayıp gülüyor. Gerçi ben de memnun değilim bu durumdan. Evet, rahat olduğunu kabul ediyorum ama hoş bir durum değil. Sordum, neden gülüyorsun, dedim. Zayıflığınız yüzünden dedi, bu kadar zayıf doğup ne kadar gelişebildiğinizi görmek çok şaşırtıcı. İnsanların ne kadar gelişebileceğini biraz biliyorum. Babam sürekli televizyon izliyor akşamları. Yaklaşık bir saat kadar da gazete okuyor. Gazete okumak şu an için zor geliyor, televizyon daha kolay. Olduğum her yerden sesini duyabiliyorum. Hem onları odada ses varken uyuyabildiğime inandırdım, böylece televizyon hiç kapanmıyor. Kedi de bu akıllıca hareketimi beğendi. Böyle böyle öğreneceksin işte, dedi. Yine de televizyonun iyi bir şey olduğuna inanmıyorum. Aynı haberi iki farklı kanalda gördüm dün. Biri siyah derken diğeri beyaz diyordu. İnsanların hangisine inanmalarını istiyorlar? Yoksa seçimi onlara mı bırakmışlar? Kediye sordum. Herkes kendi çıkarlarına göre anlatır olayları, dedi. Tamam, dedim, haklısın.

Annemle babamın odasında kahverengi bir beşiğim var. Orada yatıyorum. Bir tarafı tamamen kapalı, diğer tarafında da hapishane gibi parmaklıklar var, ama ahşap. Hapishaneyi de öğrendim; insanları işledikleri veya işlemedikleri suçlardan ötürü kapattıkları küçük odalar. Babama kalsa bu son bir yılda hapse düşen çoğu insan suçsuzmuş. Annem de öyle düşünüyor. Hatta hapishanede doğan çocuklar oluyormuş. En çok ona üzülüyor. Kediye sordum elbette. Gözlerini bir yere dikip uzun süre baktı. Dalmıştı. Birkaç dakika sonra, bir de hayvanların doğduğu hapishaneleri görsen, dedi. Devam et, dedim. Etmedi. Biraz daha büyüyünce anlatırım, dedi. Babam bu yüzden bazı televizyon kanallarını hiç açmıyor. Denk geldiğinde ise ben duymamayım diye sesini kısıp sağlam bir küfür ediyor. Küfrü de öğrendim. Yatak odasının penceresi sokağa bakıyor. Benden yaklaşık on veya on beş yaş büyük çocuklar futbol oynarken, şakalaşırken, gülerken, ağlarken sürekli küfür ediyor. Babam bu yaşta öğrendiğim küfürleri bilse üzüntüsünden kahrolurdu.

Üç günde bir mutlaka akrabalardan birkaçı ziyaretime geliyor. Hepsini seviyorum. İyi insanlar. Benden çok daha büyük çocukları var çoğunun. Uzun zamandır bu kadar küçük, yavru bir insan görmedikleri için bakmaya, ellerimi ve ayaklarımı sıkmaya doyamıyorlar. Henüz bana hediye getirmediler, daha erkenmiş sanırım. Sadece emziğim var. Bir de beşiğimin üstünden aşağıya doğru sarkan renkli toplar. İlgileneceğimi düşünüyorlar sanırım ama pek beğenmedim. Kedi, biraz daha büyüyünce hepsi sana oyuncak getirmeye başlayacak, dedi, ama hepsi yaratıcılıktan uzak şeyler olacak; minik arabalar, büyük kamyonlar, oyuncak askerler, pille çalışan tren, pelüş sevimli bir ayı. Sana da hediye aldılar mı, diye sordum. Hep alırlar, dedi, annen ve baban çok iyi insanlar. İçim rahatladı. Akrabalarım beni öpmekten kaçınıyor bu aralar, mikrop bulaşabilirmiş. Hem kedinin dediğine göre sürekli hasta olacakmışım, doktorlar iğne yapıp, benim o hastalığa bağışıklık kazanmamamı sağlayacakmış. Kulağa korkutucu geliyor. Şimdiden iğneyi sevmedim. Neyse. Evet, pek öpmüyorlar beni ama olsun, ben onları öpmüş sayıyorum. Onları da sordum kediye, akrabalarımı. Kötü bir şey söylemedi. Ona hep iyi davranmışlar. Sevindim. En çok hangisini seviyorsun aralarında, dedim. Annenle baban hariç hepsi benim gözümde aynı, dedi. Ben aralarından birini seçtim galiba. Dayım.

Geçenlerde yengemle birlikte bize geldiler. Ben odamdaydım. Salondaki büyük masaya oturup yemek yediler, muhabbet edip içki içtiler. Dayım siyasete, dünyada olan eşitsizliklere, haksızlıklara çok duyarlı bir insan. O da haksız yere hapis yatmış. İlk çocuğu doğduğunda içerdeymiş, görememiş oğlunu. Ancak bir yaşına geldiğinde tanışabilmişler. Babam hep yanımda, şanslıyım o konuda. Masadaki yemeklerin tadına bakan kedi yanıma geldikten sonra sordum, içeriden çok güzel bir koku geliyor, nedir o? Rakı, dedi, çok sert bir kokusu vardır, sevmene şaşırdım. Sevdim, dedim, büyüyünce içeceğim. Biz alkollü şeyler içmiyoruz, bize göre değil, dedi. Neden, dedim. Güldü. Günah diye değil elbette, bize uygun bir içecek değil sadece. Günahın ne olduğunu bilmiyordum tam olarak, gözlerimi kısıp baktım, anladı. İleride öğrenirsin, dedi. Dayım gitmeden önce odama gelip bana elini uzattı, ben de ona uzattım kimse görmeden. Rakı kokan ağzını yanaştırıp, akıllı ve iyi bir adam olacaksın sen, dedi. Gözlerimi kırpıp onayladım. Odadan çıkınca annemin sesini duydum, rakılı ağzınla öpmeseydin çocuğu.

Yarın ilk defa dışarıya çıkacağım. Daha önce hiç görmediğim şeyler göreceğim. Gerçi dışarısının nasıl bir yer olduğunu televizyondan biraz biliyorum. Eğer gördüklerim doğruysa dışarıda hayatta kalmak için, en azından biraz büyüyünce, çok çaba sarf etmem gerekecek. Elbette kediye sordum. O da pek bilmediğini söyledi. Onun bildiği tek çevre buymuş. Yine de kendisini bu duvarların arasına değil de dışarıya ait hissettiğini, sanki onu çağıran bir şeylerin olduğunu söyledi. Pek anlamadım. Bizim yaşamamız gereken yer dışarısı ama tehlikeli. Evde olmaktan mutluyum, dedi. Sonra insanların hayvanlara yaptığı kötülüklerden bahsetti. Bazı dönemlerde yemek ve su bulmalarının ne kadar zor olduğunu anlattı. Üzüldüm. Üzülme, dedi, büyüyünce senin gibi insanlar bizim iyi yaşamamız için mücadele edecek, dedi. Söz, dedim. Şimdi uyku vaktim geldi. Annem beni sallayarak uyutacak. Yarın için çok heyecanlıyım. Umarım kazasız belasız gidip gelebiliriz. Yolda yürürken nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla vurularak ölen, sorgusuz sualsiz hapse atılıp bir daha haber alınamayan, seninle aynı fikre sahip olmayan kalabalıklar tarafından dayak yiyen insanlar gördüm televizyonda. Kedi yanıma gelip, korkma, dedi, annen ve baban seni koruyacak. Bana zaten bir şey olmaz, bebeğe kim ne yapsın, onları kim koruyacak, dedim. Cevap vermedi. Yolda kedi görürsen gülümse onlara, dedi. Hadi iyi geceler.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR