Bir Alternatif Gerçeklikler Hikâyesi: “Böyle Olsa Nasıl Olurdu?”
18 Ocak 2020 Edebiyat Kitap

Bir Alternatif Gerçeklikler Hikâyesi: “Böyle Olsa Nasıl Olurdu?”


Twitter'da Paylaş
0

Harry Potter ve Lanetli Çocuk sanki seriden sonra akılda kalan bu küçük düğümlerin ufak çözümleri için yazılmış: “Keşke aralarındaki sorun çözülseydi”, “Keşke Harry onunla yüzleşebilseydi”, “Keşke bu karakter şunu öğrenseydi.” Ama en çok da “Zamanda geri dönülseydi nasıl olurdu?” sorusunun cevabını vermek için yazılmış gibi duruyor.

Harry Potter serisi, fantastik edebiyatın popülerleşmesindeki dönüm noktalarından biri. İlk kitabın dünya çapında üne kavuşmasının sebepleri bir yana, serinin devam ettikçe okur kitlesini genişletmesinin nedeni açık: Her yeni kitapta konuların ciddiyeti, karmaşıklığı, yaratılan atmosferin karamsarlığı arttığından yetişkinlerin dünyasına daha da yaklaşılmış oldu. Böylelikle Harry Potter çocuklar, gençler ve yetişkinlerin aynı anda keyif alabildiği sayılı eserler arasında yerini aldı.

Serinin bitiminden dokuz yıl sonra, 2016 yılında çıkan devam kitabı Harry Potter ve Lanetli Çocuk da haliyle büyük bir heyecanla karşılandı. J. K. Rowling tarafından kısa öykü olarak tasarlanan metin, sahnelenebilmesi için oyun yazarı Jack Thorne ve yönetmen John Tiffany tarafından tiyatro metni haline getirildi ve bu şekilde yayımlanarak okurla buluştu. Hikâyenin tiyatro metnine dönüştürülmesinin asıl nedeni, Londra’da tiyatro gösterisi olarak sahnelenmek istenmesi. Hâlâ devam eden gösterimler, kitabı beğenmeyenlerin bile beğenisini kazanıyor. Bu deneyimi keyifli kılan şey ise fantastik bir hikâyeyi tiyatroda sahneleme zorluğunun üstesinden başarıyla gelinmiş olunması. Büyü dünyasını yaratabilmek için kullanılan sahne efektleri, izleyenler tarafından profesyonel olduğu kadar hayret ve merak uyandırıcı olarak değerlendiriliyor.

Tiyatro izleyicisinin beğendiği ölçüde ise okurun eleştirisi başlıyor. Birçok gizemin yedi kitap boyunca iç içe geçtiği, ilk kitapta bile son kitaptaki olaylarla ilgili ipuçları bulunan, birçok unsurun birbiriyle olan bağının ilmek ilmek örüldüğü bir serinin devam kitabı olan Lanetli Çocuk hayran kitlesinin yarısı tarafından oldukça hafif, hatta basit olarak nitelendiriliyor. Bunun sebebi de kitabın bir tiyatro metni olmasının getirdiği doğal durumlar: Roman türündeki anlatılara göre, tiyatro metinleri yapıları gereği daha az ayrıntılı, diyalog üzerine kurulu, daha kısa anlatılara elverişli. Haliyle, anlatılmak istenen hikâye yalnızca genel hatlarıyla verilebilmiş. Bunda elbette hayran kitlesinin yüksek beklentisinin de payı var. Bu beklentiyi yine ancak karmaşık yapılardan oluşan bir roman karşılayabilirdi. Yine de kanımca, seçilen anlatı türü (tiyatro metni), hikâyenin kurgulanışında bazı detaylara dikkat edilmiş olsaydı, bu kadar hedef tahtası haline gelmeyebilirdi.

Serinin son kitabı, artık yetişkin olmuş karakterlerimizin, çocuklarını okulun ilk günü için trene bindirdikleri bir kesitle bitiyordu. Lanetli Çocuk da son kitabın bıraktığı yerden devam ediyor. Yani Harry Potter’ın, oğlu Albus’u trene bindirme sahnesiyle başlıyor. Zaten devam hikâyesi de Potter’ların üç çocuğundan biri olan Albus’a odaklanıyor. Konuya kısaca değinmek gerekirse: Ebeveynlerinin büyü camiasında oldukça sağlam bir yere sahip olması Albus’un omuzlarında yüktür. Kendini yetersiz hissetmekte, Potter soyadına uygun biri olamama, rakip bina Slytherin’e seçilme gibi kaygılar taşımaktadır. Nitekim kitabın daha başlarında bu kaygısı gerçekleşir ve Slytherin’e seçilir. Üstüne bir de Scorpius adlı bir çocukla arkadaş olur. Scorpius ise Harry Potter’ın gençlik zamanlarındaki rakibi Draco Malfoy’un oğludur. Tüm bunlar Albus’un, ailesinin kendisini yüz karası olarak göreceği endişesine kapılmasına ve kendi kendini ailesinden dışlamasına sebep olur.

Konuya fantastik ögelerden arındırarak bu açıdan bakarsak kitap okura, mükemmel bir aile tablosunda kendini çirkin ördek yavrusu gibi hisseden bir çocuğun iç hesaplaşmasını sunuyor. Ebeveynlerin hisleri ile çocukların varsayımları arasındaki kopukluğun kolayca gözden kaçabileceğini, aile içi iletişimsizliğin doğurduğu sonuçları net bir şekilde görebiliyoruz. Bu durumda çocuk, Albus’un da yaptığı gibi kendini ailesinin “anti”si olarak konumlandırabiliyor. Paralel olarak Scorpius da, kötücüllükleriyle ünlü Malfoy soyunun yumuşak kalplisi olduğundan bu ikili teselliyi birbirlerinde bulup yakın arkadaş oluyor.

Bu noktada hayran kitlesini hayal kırıklığına uğratacak bir anlatım başlıyor ve zamanda yolculuk meselesi kitabın ana teması haline geliyor. Albus, babasının geçmişte istemeden bir ölüme neden olduğunu öğreniyor. Bunun üzerine babasına kendini ispatlamak ama aynı zamanda onun “anti”si olduğunu göstermek üzere, babasının bu hatasını gizlice telafi etmeyi planlıyor. Bunu da ancak zamanda geriye giderek, yani babasının sebep olduğunu düşündüğü ölümü engelleyerek yapabilir. Serinin üçüncü kitabı olan Azkaban Tutsağı’nda zamanda yolculuk yapmak için kullanılan zaman döndürücünün kullanım izni oldukça zor alınıyordu. Kısıtlı durumlarda ve pek dikkatli bir şekilde kullanılması gerektiği sık sık tekrarlanıyordu, çünkü en ufak bir yanlış, şimdiki zamanda onarılamaz hasarlara neden olabilirdi. Ancak Lanetli Çocuk’ta Albus ve Scorpius’un zaman döndürücüye ulaşmaları o kadar basit oluyor ki okurun gözüne çarpan ilk özensizlik burada başlıyor. Zaman döndürücüye ulaşan çocuklar, istedikleri sonucu elde edene kadar sürekli zamanda gidip geliyor ve ne hikmetse asla hata yapmıyor. Yani Azkaban Tutsağı’nda bu kadar hassas ele alınmış bir konu, bu kitapta tam anlamıyla, çocukların elinde bir oyuncağına dönüyor. Kitaplar arası bu tutarsızlığın yanı sıra, zamanda yolculuk hipotezlerine göre de bir tutarsızlık bulunuyor. Azkaban Tutsağı’ndaki zaman yolcuğu ile Lanetli Çocuk’taki zaman yolculuğu birbirinden farklı. İlki, geçmişe dönüldüğünde günümüzün değiştirilemeyeceği türden bir zaman yolculuğu. Bu genelde şu örnekle açıklanır: Size bir araba çarpacakken birisi sizi çekip kurtardı ancak kurtaranın kim olduğunu göremediniz. Yıllar sonra ise geçmişe gitme şansınız oldu ve size az kalsın arabanın çarpacağı âna geri döndünüz. Kendinizi ve size çarpmak üzere olan arabayı izliyorsunuz, ancak kimse kurtarmaya gelmiyor. Siz de ölmemek için geçmişteki kendinizi arabanın önünden çekip kurtarıyorsunuz. Yani araba çarpmasından kurtulmak, şimdiki zamanın mutlak gerçeği olduğundan, o olay değişmiyor. Ancak Lanetli Çocuk’ta daha aşina olduğumuz bir zaman yolculuğu söz konusu: Geçmişe gidip yaptığınız seçimlerle geleceği değiştirmek. Kitapta çocuklar sürekli geçmişe gidip şimdiki zamanı bozuyor ve tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Bunları düzeltmek için yeniden geçmişe gidip duruyorlar. Her seferinde kolayca tehlikeden sıyrılmalarının kitaba amatör bir hava katması dışında daha kritik bir sorun var: Zaman döndürücü adlı alet, o halde hangi hipoteze göre işliyor? Normalde Azkaban Tutsağı’ndaki varsayıma göre işleyen bir alet, Lanetli Çocuk’ta başka bir varsayıma göre işletildiğinde okur bir açıklama bekliyor. Örneğin, “Zaman döndürücüler zamanda yolculuk hipotezlerinin tümünü gerçekleştirebilir,” benzeri bir açıklama koyulmamış. Bu durumda metin, keyfi amaçla ve özensizce yazılmış bir metin izlenimi bırakıyor.

Zaman meselesi dışında, Albus ve Scorpius’un okul yılları detaylı anlatılmamış. Bu elbette anlaşılır çünkü Harry Potter ve arkadaşlarının yedi okul yılı için yedi kitap yazılmıştı, dolayısıyla yazarın tek bir kitapla bunu yapması zaten imkânsız. Bu yüzden metinde “Bir yıl sonra” gibi atlamalara başvurulmuş. Ama yine de göz, serinin eski tadını yakalamak için okuldaki günlük hayattan ayrıntıları daha çok görmek istiyor. Ek olarak, serinin ana karakterleri, yani Lanetli Çocuk’ta artık yan karakterler olmuş olan Harry Potter, Hermione Granger ve Ron Weasley alışageldiğimiz kişiliklerinden farklı bir profil çiziyor. Nazik Harry Potter, çok sevdiği öğretmeni Profesör McGonagall’a yıllar sonra oldukça kaba davranıyor. Seride Harry Potter’ın en yakın iki arkadaşı ve destekçisinden biri olan Ron, sanki yoldan geçen herhangi bir karaktermişçesine pasifize edilmiş ve yalnızca espriler yapan bir karaktere indirgenmiş. Kurallara bağlı olan, her detayı düşünen zeki Hermione’nin, zaman döndürücüyü koruma konusunda tedbirsiz davranmasına şahit oluyoruz. Bunların sağlam bir kurgudaki karakter dönüşümleri değil, üzerine düşünülmemiş detaylar olduğu hemen anlaşılıyor. Son olarak, Voldemort’la ilgili bir gizemin yeniden hortlamasının arkasında, romantik film klişelerini andıran bir sebep yatıyor: Gizli bir ilişkiden doğan çocuk. Bütün bunlar, “Lanetli Çocuk serinin gerçek devam kitabı olarak tanınmalı mı?” sorusunu akla getiriyor. Birçok okura göre internette bulunabilecek daha iyi “fan fiction”lar var, bu hikâye de bir alternatif senaryo olarak tanıtılabilirdi. Ancak okurla ara sıra inatlaşmasıyla bilinen J. K. Rowling bunun değiştirilemez bir devam hikâyesi olduğu şeklinde açıklamada bulundu.

 Bütün bunlara rağmen kitapta duygularımızı harekete geçiren unsurların olması, bu hataları ara sıra göz ardı edebilmemizi sağlıyor: Yıllarca düşman olmuş Harry Potter ve Draco Malfoy’un arasındaki buzların erimesi ve daha en başta çocuklarının yakın arkadaş olması, iç ısıtan bir atmosfer yaratıyor. Scorpius’un yumuşak kalpli ve hayata neşeyle bakan biri olması, bu sıcak atmosferi perçinliyor. Bu yüzden yeni bir karakter olmasına rağmen Scorpius, birçok kişinin favori karakterleri arasında yerini aldı. Harry, Albus’a ikinci isim olarak Profesör Snape’in adını vermişti; zamanda yolculuk sırasındaki alternatif bir gerçeklikte Snape’in bu jesti öğrenmesi duygusal ve hoş bir detay. Yine Harry, son kitapta Profesör Dumbledore’un sakladıklarını öğrendiğinde onunla hiç yüzleşememişti; Lanetli Çocuk’ta bire bir kendisiyle olmasa bile Dumbledore’un büyüyle canlandırılmış bir versiyonuyla yüzleşiyor. Bu sayede hem Harry hem okur rahatlamış oluyor. İnsanın içinden, kitabın yazılış amacıyla ilgili neredeyse şöyle bir çıkarımda bulunmak geliyor: Kitap, sanki seriden sonra akılda kalan bu küçük düğümlerin ufak çözümleri için yazılmış: “Keşke aralarındaki sorun çözülseydi”, “Keşke Harry onunla yüzleşebilseydi”, “Keşke bu karakter şunu öğrenseydi.” Ama en çok da “Zamanda geri dönülseydi nasıl olurdu?” sorusunun cevabını vermek için yazılmış gibi duruyor. Zira bazı okurlar tarafından sorulan “Zaman döndürücüyle geçmişe gidip her sorunu halletseler ya?” sorularına sıklıkla rastlanıyordu. J. K. Rowling de bu sorulara, “Zaman döndürücüler aşina olduğunuz hipoteze göre çalışsaydı, bakın böyle sorunlar olabilirdi,” gibi toplu bir cevap vermek istemiş olabilir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR