Maria Ressa “ifade özgürlüğünü koruma” çabalarından dolayı 2021’de Nobel Barış Ödülü’ne değer görülen iki gazeteciden biriydi.
Gazeteci Maria Ressa manifesto özelliği taşıyan anı kitabı How to Stand Up to a Dictator’da (Bir Diktatöre Nasıl Karşı Çıkılır) Filipinler’deki baskıcı Duterte rejiminin iktidarını ve Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg’in gücünü kötüye kullanışını gözler önüne seriyor. Kitabın bir bölümü otobiyografi, kalanıysa manifesto. Manifesto bölümü gazeteciliğin demokrasi için önemi üzerine yoğunlaşıyor. Bu bölümde ellerindeki gücü kötüye kullanan Filipinler devlet başkanı Duterte ve Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg gibi isimler öne çıkıyor. Biyografi bölümündeyse Filipinler’de mütevazı koşullarda doğan, daha sonra ABD’ye götürülen Ressa’nın Princeton Üniversitesi’ne uzanan başarı serüveni anlatılıyor.
Maria Ressa “ifade özgürlüğünü koruma” çabalarından dolayı 2021’de Nobel Barış Ödülü’ne değer görülen iki gazeteciden biriydi. Ressa Duterte rejiminin yolsuzluk ve vahşetini korkusuzca ifşa ettiği için ödüle değer görüldü. Ancak Duterte rejimi onu işlemediği bir suçtan (aslında yazmadığı bir makaleye dayanarak “siber suç” kapsamında) mahkûm etti ve hakkında on yakalama emri çıkardı. Mahkeme tarafından suçlu bulunursa yüz yılı aşkın bir süre hapiste kalabilir.
Duterte’nin çeteleri harekete geçirmek ve dezenformasyonu yaymak için sosyal medya algoritmalarını kullandığını ifşa eden Ressa’nın gazetecilik kariyerine adım atması şans eseriymiş. Önce yerel bir televizyon kanalı olan PTV4’te, ardından ABS-CBN’de araştırma amaçlı belgesel programı Probe’da, son olarak da CNN’de kamera karşısına geçen Ressa bunun “doğal olmanın en doğal olmayan yolu” olduğunu keşfetmiş. 1998’de Suharto’nun düşüşünden sonra Endonezya’da olduğu gibi koşullar tarif edilemez derecede acımasız olsa bile olayların içinde olmak isteyen doğal ve korkusuz muhabir yanı ortaya çıkmış: “Bir hafta sonu etnik gruplarını gösteren renkli bandanalar takan, taşkınlık çıkaran grupların sekiz kişinin başlarını kestiğini gördüm,” diye yazıyor. “Futbol oynayan bir grup çocuğun olduğu bir sahaya yürüdüm. Çok eğleniyor gibiydiler. Sonra tekmeledikleri topun yaşlı bir adamın kafası olduğunu fark ettim.”
Güvenmediği bir haber spikerinin işe alınması üzerine CNN’deki işinden istifa eden Ressa üç kadınla birlikte internet yayını Rappler’ı kurdu. Rappler, Duterte’nin “suça karşı savaşının” bir parçası olan cinayetleri araştırmaya başlamasıyla hızla rejimin hedefine girdi. “2016 seçimlerinden bu yana her gece Manila’nın sokaklarında ve yoksul mahallelerinde ortalama otuz üç ceset bulundu,” diye yazıyor. Rappler çoğu genç ya da çocuk olmak üzere öldürülen kişilerin profillerini ve polisin cinayetlerle ilgili “soruşturmalarının” ayrıntılarını yayınlıyordu. Bu sırada Ressa sosyal medyanın, özellikle Facebook’un ülkesindeki demokrasiyi baltalamada oynadığı kritik rolü fark etmeye başlamış. Duterte Facebook’un işleyişini çözüp onu kendi siyasi amaçları için kullanan ilk Filipinli politikacı. Duterte’nin ekibi çevrimiçi çeteleri harekete geçirmek ve dezenformasyonu yaymak için algoritmaları kullanma konusunda ne kadar yetenekli olduğunu kanıtladı. Rappler ekibiyle bu stratejinin nasıl çalıştığını incelemeye başlayan Ressa, Filipinler’in sosyal medya manipülasyonu için bir laboratuvar olarak kullanıldığını keşfetti.
Ressa daha sonra Singapur’daki Facebook yöneticileri ve Zuckerberg ile iletişime geçerek onları Filipinler’de olan bitenler hakkında uyarsa da girişimleri boşa çıkmış. Bu sebeple Ressa’nın ilham verici kitabının coşkulu, hüsran dolu ve zaman zaman öfkeli bir tona sahip olması şaşırtıcı değil. Ressa geleceğin demokrasi için umut vaat etmediğini gördü. Nobel komitesi hariç uyarılarını kimse dikkate almadı.






