Bunu Saymayız, Yeniden Dön Gel
17 Ekim 2017 Kültür Sanat Sinema

Bunu Saymayız, Yeniden Dön Gel


Twitter'da Paylaş
0

Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla yazdığı polisiyelerin ana kahramanı kibar hırsız Cingöz Recai’nin sinema tarihimizdeki üçüncü uyarlaması Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü, vasat senaryosunun kurbanı olmuş.

Uğur Vardan

Peyami Safa, ilginç bir kalemdi. O zamanlar, henüz emekleme döneminde sayılacak Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı serüvenimiz içinde daha çok psikolojik türde eserler vermişti. Ama kendini belli çizgilerle sınırlamadı, belki de Doğu-Batı ikilemimdeki konumuna yeni cepheler kazandırmak amacıyla yerli polisiyenin de yolunu açtı, Server Bedi mahlasını kullanarak Cingöz Recai adlı bir karakter yarattı. Söz konusu tiplemenin ilham kaynağı ise “kibar hırsız” namlı Arsen Lüpen’di.

Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü

Yönetmen: Onur Ünlü

Oyuncular: Kenan İmirzalıoğlu, Haluk Bilginer, Meryem Uzerli, Fatih Artman, Meriç Aral, Boran Kuzum, Algı Eke, Musa Uzunlar, Serkan Keskin 

Türkiye yapımı

Yeşilçam, Safa’nın polisiye kahramanını daha önce, 1954 ve 1969 tarihli yapımlarla iki kez perdeye taşımış, karakteri ilk olarak Turan Seyfioğlu, ikincisinde de Ayhan Işık canlandırmıştı. Şimdi sıra üçüncü adımda. Sinemamızın verimli yönetmenlerinden Onur Ünlü’nün imzasını taşıyan bu yapımın ismi ise Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü.

Filmin konusu kısaca şöyle: Yıllardır ortalıkta gözükmeyen Cingöz Recai, ekibiyle birlikte sahalara döner. Önce çok değerli mücevher kolyeyi çalıp tekrar polislere teslim ederek hem “şovunu” yapar hem de her daim peşindeki Başkomiser Mehmet Rıza’ya varlığını hatırlatır. Sonra da bir teknoloji dehasının evini soymak için harekete geçen başka bir çeteye dahil olarak farklı bir hedefe yönelir. Asıl derdi, aralarından çok eski günlerden kalan bir hesabı olan “Hayalet”tir.

Clark Bıyıklı İmirzalıoğlu

Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü popüler sinema açısından ümit vaat eden bir projeydi. Ya da şöyle diyelim, yerli cephe adına sezonun merakla beklenen filmlerindendi. Ne var ki kâğıt üzerinde prodüksiyon kalitesi yüksek, oyuncu kadrosu ve yönetmenlik koltuğuna oturan kişi itibariyle heyecan verici görünen bu proje, uygulamada beklenen kapıları çalamamış. Kuşkusuz bu durumun öncelikli nedeni kötü senaryo gibi görünüyor. Çok da çarpıcı olmayan olay örgüleri, basit trükler ve karakterden ziyade tipleme düzeyinde kalan öykü kahramanlarıyla Cingöz Recai, sanki önemli fırsatın kaçırıldığı bir proje olmuş. Oysa senaryoya imza atan Kerem Deren-Pınar Bulut ikilisinin daha iyi işlerine rastlamıştık.

Karakter yaratma meselesine gelince, aynı rolde daha önce izlenen rahmetli Ayhan Işık’a gönderme görünen Clark bıyıklı Kenan İmirzalıoğlu’nun canlandırdığı Cingöz Recai, ama asıl olarak Haluk Bilginer gibi bir büyük ustanın hayat verdiği Başkomiser Mehmet Rıza, ne yazık ki karikatür düzeyinin ötesine gidememiş. Son olarak Kurtlar Vadisi’ni hatırlatan bir “dış mihraklar” meselesi var filmde. Ben bu sahneleri, bazı şeyleri ti’ye almak için çektiler sandım ki, yanılmışım. En azından bu noktada özel bir dokunuş olsaymış, öykü bir nebze sineye çekilirmiş gibi geldi bana.

Toparlarsak Cingöz Recai halen popüler sinema için çekici bir malzeme; umarım efsanenin daha iyi döndüğü projeleri de izleriz.

Burjuvazi Yine Çıkmazda

Mutlu Son

Yönetmen: Michael Haneke

Oyuncular: Isabelle Huppert, Jean-Louis Trintignant, Mathieu Kassovitz, Fantine Harduin, Franz Rogowski, Laura Verlinden, Toby Jones 

Fransa-Avusturya-Almanya yapımı

Bir anlamda Evrim’in sinemacısıdır Michael Haneke. Avrupa’daki türümüzün vicdani ve ahlaki kökenlerinde dolaştırır kamerasını. İnsan denen karmaşanın, kapitalizm denen, sömürü denen, ırkçılık denen örtüler altındaki gelgitlerinin haritasına soyunur filmleri. Günümüzden portreler sunar, geçmişe uzanır, bilinçaltını kaşır. Serttir üslubu, hazmı zordur, mesafelidir.

Bu açıdan son filmi Mutlu Son (Happy End) kendi tezleri içinde tutarlılık taşısa da daha yumuşak bir üslubun, tavrın, anlatımın ifadesi. Avusturyalı büyük ustanın bu son adımı, burjuvazinin kendi iç sorunları üzerinden sakin, ağır ağır akan bir hikâye anlatıyor.

Kısaca öykü dersek: Hayatını inşaattan kazanan bir aile. Büyükbaba Georges Laurent’de hafıza kayıpları kapıyı çalmaya başlamıştır. Kızı Anne, şirketin başına oğlu Pierre’i hazırlamaktadır. Ne var ki Pierre bu yükü kaldıracak olgunlukta ve sorumlulukta değildir. Anne’in erkek kardeşi Thomas başarılı bir doktordur ama kariyerinin görkemi özel hayatına pek uğramamıştır, ikinci evliliği ve yeni doğan çocuğuyla ilgilenmektense kaçamak bir ilişkinin peşini kovalamaktadır. Bu genel denklemin en küçük bileşeniyse, Thomas’ın önceki evliliğinden olan 12 yaşındaki kızı Eve’dir. Koca malikânenin en yeni parçası gelir ve kısa zamanda, gözlemciliğiyle kartların yeniden tanımlanmasına yol açar.

Aşk’a Bağlanan Karakter

Haneke, Mutlu Son’a şimdiki zamanın ifade biçimleriyle (telefonla çekilmiş görüntüler gibi) giriyor, daha sonra öyküsünü rayına oturtup dingin bir anlatımın peşine düşüyor. Film, dağınık aile ilişkileri, mutsuzluk portreleri, çıkmaz sokaklar, yaşlılık, evin Arap kökenli emekçileri, mülteciler derken acınası bir hüznün genel resmine soyunuyor. Mutlu Son, kuşkusuz Benny’nin Videosu, Bilinmeyen Kod, Saklı gibi yönetmenin eski yapıtlarına da uğruyor ama en zarif, en gönülçelen ilişkisini Jean-Louis Trintignant’ın canlandırdığı karakter üzerinden yönetmenin bir önceki yapıtı Aşk ile kuruyor.

Isabelle Huppert (Anne’de karşımıza geliyor), Mutlu Son’da üçüncü kez Haneke’yle çalışırken Thomas’ı Mathieu Kassovitz canlandırıyor. Filmin bence asıl kozu (ya da keşfi) Eve’deki Fantien Harduin. Minik oyuncu, yer aldığı her sahnede “Gelecek benim,” diyor.

Sonuç? Burjuvazinin o görkemli görünen makyajının altındaki kırışıklıklarında ve ikiyüzlü ahlakında gezinen Mutlu Son, kendinizi kaptırdığınızda huşu içinde izlenecek, görünüşte yumuşak, derinde sert ve çarpıcı bir film, kesinlikle kaçırmayın derim.

https://youtu.be/gHdEZYd1aaw

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR