Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Şubat 2023

Kültür Sanat

Duygunun İntihar Çağı: "Empatinin Yitimi"

Ahmet Özbek

Paylaş

2

0


"Philippe...Çok yazık olmuştu sevgilim benim;  eğer zaman yetseydi seni mutlu etmeyi başaracaktım. Ama ne yazık ki kaderlerimiz de, iradelerimiz de hemen daima tersine işler hep."

Andre Maurois'nın İklimler romanı bu sözlerle biter. Adanmışlık duygusunun varlığı bizi pek çok sanatsal yapıtın içine çeker. Ancak İklimler’de anlatılan şey, tümüyle bir insanın bir başkasına ömrünü adaması ötesinde bir empati duygusu yaşatır bize. "Onu tamamıyla o an sevdim işte; bütün haklarımdan vazgeçmiştim, sadece o yaşasın diyordum, yeter ki yaşasın." Romanda ilk aşkı Odile’den büyük bir yara almış Philippe'in, ona daha masumane yaklaşan ikinci aşkı Isabelle ile olan ilişkisi anlatılıyor. Ve gitmekte olan sevgilinin başında bir iç hesaplaşma... Düşündüm de çağın yapay ilişkilerinde bu tür şeyler olabilir miydi diye. Doğrusu umut vaat eden ilişkiler yüzyılında yaşamıyoruz. Sevgiler de teknoloji gibi kolay tüketilip çöpe atılabiliyor. Zaten birbirini anlamayan insanların, yine birbiriyle olan bağıntılarına aşk sözcüğünü yakıştırmak da pek anlamlı değil. Empati ve sevgi arasında yakın bir bağ var mı, elbette var. Anlamadığınız şeyin salt görüntüsünü seversiniz sadece.

Çağın büyük düşünürlerinden ve terapistlerinden Arno Gruen, insanın insana artık duygudaş olamadığını ifade eder Empatinin Yitimi adlı kitabında. Sistemlerin de etkisiyle insanda var olan kayıtsızlık tavrının bu çağda artık uç noktalara ulaştığını belirtir. İşin ilginci yazar, ruh bilimcilerin büyük bölümünün de bu kayıtsızlık politikasından bağımsız hareket etmediklerini öne sürer. Gruen, çocukluğunda kendi acısını yaşayamamış insanların, gelecekte bu acıyı başka insanlarda yaşamaya ihtiyaç duyduklarını ve de bu tür insanların başkalarına acı vererek hayatta kalma stratejisine tutunduklarını anlatır arı bir dille. (Empatinin Yitimi, s. 15) Kendi alanı olan psikiyatri hakkında da kafasında bazı kuşkular oluştuğuna dikkat çekerken, şu önemli cümleyi de kurar: "Psikiyatri dünyayı araştırmaya değil, onaylamaya hizmet ediyor." (Empatinin Yitimi, s. 255) Elbette bunları okurken insan ister istemez 1960'larda ortaya çıkan ve alelacele tasfiye edilen "Antipsikiyatri" hareketine de takılıp kalıyor. Bu hareketle yakın ya da dolaylı ilişkisi olan, örneğin Foucault, Thomas Szasz, David Cooper, Laing gibi düşünür ve ruh bilimcilerin öncüsü olduğu bu akımın aslında “–bazı eksikleri olsa bile– insani ve hümanist bir bakış açısından olaya baktığını” Psikiyatr, Prof. Dr. Haldun Soygür bir televizyon programında belirtmişti. Asıl sorun belki de şu: Ruh bilim de artık bir sektör ve de bu sektörün de dayandığı ya da kazanımlar sağladığı alanlar var. Elbette bunlar kişisel görüşüm. Ancak Empatinin Yitimi  kitabında ruh bilimcilerin de bu kayıtsızlık ve de empatisizlik ortamına uyum yapabildikleri belirgin bir anlatım diliyle anlatılıyor. Örneğin kitaptaki, 'kendi acısını inkâr eden bir psikiyatri elemanının', bu acıyla yeniden yüzleşme korkusu ile, bu travmatik deneyleri hastanın hikayesinden de ‘silmek istediği’ şeklindeki görüş alabildiğine ilgi çekici. Gruen'e göre "acı" sözcüğünün ruh hastalıklarıyla ilgili tanı kodeksi ‘DSM'de bulunmaması da dikkat çekicidir. (Empatinin Yitimi, s. 256) Aslında biz insan acısına bir makineye tamir etmeye çalışan bir tamirci gözüyle bakıyoruz zaman zaman. Oysa empatiden uzak bir ruh bilim de, tıp bilim dalının altın sözü: "Önce zarar verme!" ilkesine ters düşecektir.

Bazen aylarca, yıllarca süren ilaç ya da terapi tedavilerinin yapamadığını, anlayışlı bir davranışın, bir gülümsemenin başardığı hikayelere çok tanık olmuştur bilim tarihi. Çağda teknolojik gelişim arttıkça empatinin, insanın insana yakınlığının azaldığı gerçeğini bilim de inkar etmiyor zaten. İnsanlar hiç işlemedikleri suçlar yüzünden suçluluk psikozuna girebiliyorlar, merhametleri yüzünden toplumdan dışlanabiliyorlar ve de insan haklarından yoksun kalabiliyorlar. Karen Horney Çağın Nevrotik Insanı, Judith Lewis Herman Travma ve Iyileşme adlı kitaplarını boşuna yazmadılar. Özellikle ev içi şiddet ve tecavüz vakalarına odaklanan Herman, aslında bir yerde, 'tecavüz mağdurunun faile empati göstermesi gerektiği' gibi akıl dışı yorumların da toplumda kabul görebildiğini acı bir dille anlatır sözünü ettiğimiz kitapta. Sistemin yarattığı kodlanmış kişiliklerin, insan acılarına kayıtsızlığı işte böylesine trajik sonuçlara yol açabiliyor. İşkenceyi araç olarak kullanabilen bir güvenlik görevlisinin ya da çöpten ekmek toplayan insanların trajedisine tanık olan başka insanların bunu görmezden gelerek evlerine girip zevkle yemeğini yediği, çocuğunu sevdiği ve de yaşamsal alanlardaki acıya yabancı kaldığını betimleyen tuhaf ve acı bir resimdir bizlerin hiç görmek istemediğimiz şey. Sistemler bize "acıya kayıtsız ol hayatta kal" gibisinden gizli mesajlar yollar bilinçaltı aracılığı ile. Yıllarca eğitimcilik yaptım. Çok zor koşullarda, yetimhane benzeri yatılı okullarda hayatta kalma savaşı vermiş bir eğitimci olarak, çalıştığım bütün kurumlarda çocukların gençlerin sorunlarına eğildiğim için ben de türlü acılar çektim. Ancak bir başkasının yerine kendisini koyamayan insan, sonunda dünya yüzündeki bütün acılara kayıtsız kalıyor işte. Yani "Acıma duygularımız da kurbana değil saldırgana yöneliyor” (Gruen). Bu tür kitapların küçük de olsa bir empati ışığını gönüllerde oluşturmak gibi bir görevi üstlenmesinden mutluluk duyarak, insanın insana anlayışla baktığı bir dünya dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden ne yazık ki.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Emrah Polat: “Hayatta olduğu gibi roma..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

7 Mart 2025

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Ramazan ayının en özel lezzetlerinden biri olan ramazan şerbeti, Osmanlı mutfağının mirası olan ferahlatıcı ve sağlıklı bir içecektir. Gün boyu susuz kalan vücudun sıvısını dengelemek ve iftar sofralarına lezzet katmak için tercih edilen bu içecek hem besley..

Devamı..

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024