Bir gürültü koptu. Gerçi bu, bildiğimiz bir hikâyenin sonuydu. Burada başa denk gelmesine vesile olacak her ne ise, tam o anda oldu.
Her günün başlangıcını, adını anlamaya ya da telaffuz etmeye yetemediği fakat görür görmez tanıdığı üniformalı bir otobüs şoförüyle birlikte yapardı. Adam aslında herhangi bir iş yapmayı bırakın, evinden çıkmaya dahi merakı olmayan içi geçkin biriydi. Evde kendinden başka iki kişiyle birlikte yaşıyordu ve ne zaman kapılarının önüne gitse, adamın eşi onun için kapıya birkaç atıştırmalık bırakmış olurdu. Adamdan ziyade kadına duyduğu minnet nedeniyle olacak ki, bu kendine bile hayrı zor dokunur cinsten adamın kullandığı otobüsü belli bir vakte kadar takip ederdi. Otobüs şoförü umurunda değildi ve hatta dışarıdan bakılınca sevilesi bir yanı da yoktu. Yaşamaya zorla ikna edilmiş, ütülü pantolonlarını her akşam kirlenmiş ve ayakkabıları da sürtünmekten aşınmış halde kapıdan eşine uzatırdı ki eşini de bu nadir anlarda görebilirdi. Neşe saçan bir hali yoktu, kaldı ki kendisine yetse de iyiydi. Adam akşamları otobüsünü kapının önüne getirinceye kadar zaman zaman o muhitte dolanırdı. Onu bütün gün takip etmeyi düşündüyse de buna yetecek gücü kendinde bulamazdı.
Otobüs şoförü yine geceden yıkanan üniformasıyla kapıdan çıkarken her zamanki gibi yılgın görünüyor ve saatin erkenliğinden, günlerin uzunluğundan şikâyetleniyordu. Otobüsü çalıştırmasıyla beraber, o da arkasından yola koyuldu. Otobüs hızlandığı sıralarda, o da koşmak zorunda kalırdı ki insanlar bu durum karşısında çığlık atabilir veya ona saldırabilirlerdi. Bu nedenle mesafeyi uygun dozda koruması çok önemliydi. Birkaç metre sonra bir bulvarın köşesinde durur durmaz otobüse genç bir oğlan bindi. Sırtında hayli ağır görünen sırt çantası; elinde, üzerinde çeşitli notlar bulunan karmaşık bir kâğıt yığını ve üzerinde de hangi okula gittiğini damgalarcasına reklamını yapan kol uçlarına ve göğüs kısmına yerleştirilmiş amblemler vardı. Öğrenci olduğunu anlamak güç değildi. Camın alt kısmından gördüğü kadarıyla, çocuk orta sıralardan birinde cam kenarında bir koltuğa yerleşti. Her şey yolunda gözüküyordu. Şoför muhitin dışına çıkana kadar, hatta bazen kendini zorlayarak daha ileriye gitmeyi denerdi. Kadın için yapabileceğinin en iyisine uğraşmaktan memnundu. Onun gibi, şoför de neredeyse bütün yolları ezbere bilirdi ve genellikle de otobüsü hızlı kullanmazdı; buna bile gerek duymazdı. Her şeyin olduğu gibi ilerleyeceğini bilmenin keyfi yüzüne ve davranışlarına yansımasa da adamı her gün ayakta tutmaya yetiyordu. Hangi ışığa nerede yakalanacağını veya hangi yol çalışmasının hâlâ devam ettiğini bilmek gibi basit ve değişmez hazları vardı. Aynı seyirde ilerlerken bastonu kendinden de dayanıksız gözüken ve otobüsü durdurmak için onu kaldırmasının akabinde tökezleyerek düşmekten son anda kurtulan oldukça yaşlı bir adam için durdu, otobüs. Yaşlı adam, bu otobüse ilk defa bindiğini belli eder acemiliklerle parasını ödemekte zorlansa da birkaç dakikalık kargaşanın ardından en arkaya doğru ilerledi. Bu otobüs, çok işlek bir hattın üzerinde değildi. Eski model, motorundan zorlanma sesleri gelen gürültülü bir otobüs olduğu için sakin bir güzergâha tahsis edilmişti.
Gidebileceği mesafenin sonlarına geldiğini yavaş yavaş hissediyordu; nefesi kesiliyordu ve dili mütemadiyen dışarıdaydı. Burnunun ucuna konan küçük sineklerden her gün olduğundan daha rahatsızdı. Bugünlük de üstüne düşeni yapmış olmanın verdiği rahatlamaya kavuşmasına çok az kalmıştı. Bulvarın köşesi gözüktü uzaktan. Şoför pantolonunun kenarındaki ipliğin, ayağının ucuna değmesiyle beraber şiddetli bir huylanma ve kaşınma hissetti. Bulvar her zamanki gibi sakindi. Şoför ayağına doğru uzanırken, orta sıralardaki öğrenci o gün okula götürmesi şart olan kâğıt parçasını arayadururken yanında olmadığından emin olduğu anda, “Lanet olsun,” diye tiz bir çığlık attı. Bu esnada korkudan aniden ayağa kalkan yaşlı adamın bastonu bu ivediliğe hazır olmayacak ki uç kısmından keskin bir çatırdama sesiyle kırıldı. Otobüsün motoru o sabah son kez o bulvardan geçeceğinin arızasını en ufak bir şekilde de olsa vermemişti ya da verdiyse de zaten etrafına pür dikkat bakmaya niyeti olmayan şoför bunu fark etmemişti. Motor aniden bir gümbürtü kopardı. Bütün bu otobüsün içindeki karmaşaya aynı anda rastlamak kuşkusuz ki tahmin edilemezdi. Panikle sarkık ipi bir hışımla çeken şoförün pantolonundan küçük bir parça sıyrılıp elinde kaldı. Yaşlı adam can havliyle toparlanmaya çalışırken dizlerinin üstüne düştü. Eş zamanlı olarak bir yakarış da ondan gelince seslerin geldiği yöne, otobüsün arka tarafına doğru aniden dönen şoför panikle otobüsü kontrol etmeye çalışsa da köpeğin de görevini tamamlayacağı bulvarın köşesine çoktan gelmişlerdi. Şoför, yaşlı adam ve genç oğlan ne olduğunu anlamaz halde içgüdüsel bir bağırış kopardılar. Dışarıdan, içerde neler olduğunu anlayamayan köpek, sadece motordan gelen kesik gürlemeleri işitti. Daha o bile ne olduğunu anlamadan koca bir gümbürtünün sesi, bütün bulvarı kapladı. Herkes bağrışmaya başlarken köpek olduğu yere kendini bırakarak artık eskisi gibi olmayacak bulvarın girişinde öylece durdu.
Pantolon paçası yırtılmış şoför, bastonu son darbeyi göğüsleyemeyen yaşlı amca, aradığı meşhur kâğıt parçasını bulamayacak üniformalı öğrenci ve aynı görevin bilmem kaçıncı tekrarında, tam da en sona varmak üzereyken, hâlâ ne olduğuna anlam veremeyen köpek… Hepsi o esnada bağırdılar, kendilerince. Bir gürültü koptu.






