“İnsan okurken olanca dikkatini vermeli ya da her satıra, her imaya gereken ağırlığı vermeli.”
Yazmak, kalemin içini dökmesidir kâğıda. Sadık bir dinleyicidir kâğıt, kalemden dökülen her sırrın sabırlı ortağı. Günün herhangi bir zaman diliminde kalem için hazırdır. Kalem de öyle ulu orta kimseye dökmez içini, kâğıdın sadıkane tavrına kayıtsız kalamaz.
Günceler bir nevi insanın kendisiyle söyleşmesidir. Virginia Woolf’un günceleri de içinde adı geçen insanların varlığından dolayı sağlığında yayımlanmayacak kadar özeldi.
20. yüzyılın önemli yazarlarından Virginia Woolf öldüğünde ardında kendi el yazısıyla yazmış olduğu yirmi altı defter bıraktı. Bu defterlerde yirmi yedi yıl boyunca neler yaptığını, kimlerle vakit geçirdiğini, hayatından geçen insanları ve bu insanların onun üzerinde bıraktığı etkiyi, kısacası hayatına dair hemen hemen her şeyi kaleme aldı.
Kocası Leonard Woolf, Virginia’nın 1915’ten öldüğü yıl olan 1941’e dek tuttuğu günlükleri 1953’te A Writer’s Diary (Bir Yazarın Güncesi) ismiyle kitaplaştırarak onun yakından tanınmasına neden oldu. Virginia hayattayken Hogarth Press adında bir basımevi kuran Leonard, hayattayken gösterdiği vefayı ölümünden sonra da göstermiş ve günlüklerinin kitap haline getirilmesini sağlamıştır.

Bir kayıt defteri niteliği de taşıyan eserde, Virginia Woolf’un yazdığı ve yazmayı düşündüğü kitaplar da yer alıyor. Leonard Woolf Bir Yazarın Güncesi’yle ilgili, “Yirmi altı cilt günce yazısını dikkatle taradım, parçalar seçtim ve elinizdeki ciltte onun kendi yazarlığına göndermede bulunan hemen her şeyi topladım” ve “Üç farklı alıntı çeşidini de kapsadım. Birincisi onun, güncesini kendi yazarlığını denemenin ya da sınamanın bariz bir yolu olarak kullandığını gösteren bazı bölümler. İkincisi, dolaylı ya da dolaysız kendi yazdıklarını ilgilendiren bölümler ve son olarak da Virginia’nın okumakta olduğu kitaplar hakkında yorumlarda bulunduğu belli bölümlere yer verildi,” demiştir.
Virginia Woolf bir güncesinde, “Günce yazmanın yazma sayılmayacağını söyleyeyim. Çünkü demin geçen yıla ilişkin yazdıklarımı okudum da öyle hızlı hızlı, gelişigüzel dörtnala gidişim dikkatimi çekti,” diyerek bu günceleri yayımlama derdi taşımadığını ancak, “Çok bıkkın, yorgun, moralsiz ve küskünüm. Bu yüzden burada duygularımı ifade etme özgürlüğü tanıyorum kendime,” ifadesiyle de neden duygularını bir günce ile yazıya döktüğünü dile getirir.
“İnsan okurken olanca dikkatini vermeli ya da her satıra, her imaya gereken ağırlığı vermeli,” diyen Virginia Woolf, okurların dikkat etmesi gereken şeylere işaret ediyor.
Virginia’nın, “Neden hayat böyle trajik, neden böylesi bir uçurumun üzerindeki daracık bir kaldırım gibi. Aşağı bakıyorum başım dönüyor; sonuna kadar nasıl yürüyeceğim, bilemiyorum. Her şeyin bir uçurumun üzerinde uzanan daracık bir kaldırım olduğu duygusu da olmasa içimde. Ateş yanıyor, ışığım bir çayırın ortasına bırakılmış fener gibi karanlıkta yanıyor,” sözleri geçirdiği buhranlı günleri yansıtıyor.
Virginia Woolf’un psikolojik sorunları on üç yaşında annesini kaybetmesiyle başladı. Okula gidemeyişi, travmasını tetiklese de babasının kütüphanesine kapanıp saatlerce kitaplarla vakit geçirmesi onu geliştirdi. 1905’te Times Literary Supplement’te yayımlanan eleştiri yazısı ile yazarlığa ilk adımı attı. Feminist İngiliz yazar, sıra dışı karakteri ve eserleri ile edebiyat dünyasında etki bıraktı.
Bir Yazarın Güncesi beyninizde fırtınalar koparabilir. Bu fırtınalarda savrulmamanız dileğiyle iyi okumalar.






