Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Haziran 2022

Sinema

Bir Leos Carax Büyüsü: "Köprü Üstü Aşıkları"

Ahmet Özbek

Paylaş

0

0


Fransız Devrimi'nin 200. yıl kutlamaları için restore edilmeye başlanan Paris'in en eski köprüsü olan Pont-Neuf, sokağa düşmüş alkolik bir eski sirk cambazı Alex, başarısız bir ilişkinin ardından çektiği üzüntünün giderek körleştirdiği güzel ressam Michèle ve eski bir müze bekçisini buluşturur. Bu, yetenekli insanların içinde var olduğu tuhaf bir sokak trajedisidir.

Leos Carax, her ne kadar "Fransız yeni dalgası"nın değişen dönemle birlikte, 'birkaç adım ileriye gitmiş' bir versiyonu olarak anılsa da, insan trajedisinin kapitalizmle olan bağlantısı konusunda dolaylı göndermeler yapan 'bağımsız' bir yönetmen. Sanat dünyasını ciddiye almayan, canı istedikçe film çeken, ama her çektiği filmle de geleneksel yapıyı darmadağın eden bir görüntü çiziyor. Aslında, bazen sanat yapıtı can acısı, yürek yarası olabiliyor. Hele kapitalist dünya, vicdan ve etik yasalarını kendi kurallarına göre düzenliyorsa. Bu, gelişmiş dediğimiz ülkeler için de böyle. Kurmaca eğer gerçek dünyanın bir yansıması ise, bir sanat yapıtı da dünya düzeni, sanat ve vicdan konularına dolaylı bir biçimde ışık tutabiliyor, insanın; kendi emeği/yaratıcılığı, psikolojisi ile yüzleşip yere serilişini, acı, karamsar ve katı gerçeklikle sert bir tokat gibi yüzümüze çarpabiliyor.

Leos Carax, deneysel, kavramsal ve de kuralları alt üst eden; doğrusu da sinema dünyasını, ödülleri, ödül törenlerini takmayan, ama gösterişli parıltıları da utandıran bir sinemacı. Kanımca da bir dahi. Kendisine yakınlığı bilinen Truffaut'dan ve diğer yönetmenlerden sadece teknik ve anlatım dili konularında akademik bilgiler almış, ama kalbindeki ve beynindeki vurucu anlatımların basamak basamak yükselen seslerini, kendi bireysel yaratım sürecine saklamış. Bizdeki biçimcilik, yapısal anlamda Türk sinemasının en eksik yönü. Bundaki önemli etken bence tek sesli eğitim biçimlerinin kısıtlayıcı ögeleri.

Bugün üzerinde durmak istediğim film, Les Amants Du Pont-neuf (Köprü Üstü Aşıkları). Carax bu filmi 1991 yılında henüz 31 yaşındayken çekmiş. Kıskandırıcı bir iş başarmış. Sözünü etmiştik, onarımdaki bir Paris köprüsünün sokakta sabahlayan müdavimlerinin hemen hepsinin freudyen problemlerle, sanatsal yaratımın acılarıyla tanışık olmaları can acıtıcı bir rastlantı...belki de değil. Bazı bilinmedik şeyler, birtakım insanları bazı tuhaf girdaplarda buluşturabiliyor. İçsel acıların dışa vurumunu siz Ravel ile de anlatabilirsiniz Orhan Gencebay'la da. Ancak, dolaylı bir üst sinema dilinin, yaratımın ve yeteneğin ya da derin düşünmenin acısının yaraladığı insanları anlatma ustalığı, Dostoyevski kahramanlarına benzeyen kişiliklerin, hep 'hastalıklı bir üst düzey yapı içeren görüntülerle anlatılması büyük bir saygı uyandırıyor insanda.

Bu filme yoğunlaşmamın nedeni, kapitalizm, sanat, insan acısı ve insan ruhunu yok eden bir zulüm dünyasına bakışımızdaki paralellik yönetmenle. Michele, sosyal yapı anlamında belki üst sınıftan genç bir kız, ama kalbi de burjuvazi nimetlerini yutmaya engel bir duyarlıkla örülü. Kayıp bir aşk hikâyesi, belki bütün dahilerde görülen uzlaşmazlık bilinci, onu durmadan görme yeteneğini yitirmekte olan gözlerine rağmen, sanatsal yaratımı da terk etmeksizin, bu sefalet mekânına taşımış. Kendisi bir ressam. Alex alkole de meyletmiş bir eski risk cambazı. Üçüncü kişi de eski bir müze bekçisi...Sanatla travmatik bir tanışmışları olmuş ve dünyası alt üst olmuş. Öncelikle pek iyi anlaşamayan bu üçlü, sonunda aşkın, sefaletin ve özellikle farklı olmanın kayıp büyüsü ile birbirlerine bağlanacaktır. Ben buradaki anlatım dilindeki bir anlamda serseriliğin zaten dünyaya tanıklık etme cesareti taşıdığı düşüncesindeyim.

Alanı resim olan bir insan olarak da her ne kadar resimsel görüntü ikinci planda da görünse, kahramanların giysi renklerinden çekim açılarının tutarlılığı konusuna kadar bu filmde resimsel bir görüntü eksikliği görmedim. Sonuçta dışa vurumculuğun görüntü ve renkleri, 'izm'lerden arınmış renkler çılgınlığına uzanıyorsa da, bu kontrastlardan rahatsızlık duymadım. İhtiras ihtirastır işte. Aşk da süslü salonlardan çıkmış, kanamalı yaralarını sarmaksızın üst bilinç, alt yaşama biçimiyle sarmaş dolaş olmuş ve acılı insanların dünyasına tuhaf bir biçimde gelip konmuş.

Paris, eğlencenin karanlığın sefahat ve süslü mekanlar sergilerinin ortamı olabilir de, sanat işte tüm içselliğiyle, tekmelenmiş, yaralı, aç insanların kalbinde daha acı ama daha anlamlı yeşeriyor. Ben bu filmi yirmi yıl gecikmeli olarak izledim. Siz daha fazla geç kalmayın

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024