Hikâye Damlası
10 Kasım, 2021
Lise birdeydim. Bir long play’im vardı ama bir pikabım yoktu... Long play'imi dinlemek için Bahçelievler’de oturan bir sınıf arkadaşıma, erken gelen yazı yaşadığımız bir pazar günü, Devlet Su İşleri’nin önünden 11 numaralı otobüse binerek gittiğimi anımsıyorum. Cami Durağı’nda oturuyorlardı. Arkadaşımın adı Mutlu’ydu ve pikabı vardı. Annesinin annemden bile yaşlı olduğunu görünce garipsemiştim: Kemikli elli, kemikli yüzlü, gözlüklü, annem gibi topuzlu ve annemle karşılaştırınca bir anneden çok bir başöğretmene benzeyen, karşısındakinde kendine çekidüzen verme ihtiyacı yaratan bir kadındı annesi. Mutlu’ysa sarışınlığı ergenlikle birlikte kaybolmakta olan mavi gözlü, uzun boylu, sarı benizli, zayıf bir oğlandı. Sınıfta hemen herkes zayıftı ama onun zayıflığı daha dikkat çekiciydi. Zayıflığını kötü huyuna bağlar, “Elimde değil” derdi; ben de onun hâlinden fena hâlde anlar ve ona hak verirdim.
Mutlu’nun sesi çok güzeldi, ablası tanınmış bir spikerdi: Sesinin güzelliği aileden gelen bir şeydi mutlaka. Yüzünün ve vücudunun çocuksu masum hâliyle çelişen, duyunca insanı kaynağından ötürü şaşırtan, kalın bir sesti bu. Mutlu, şarkı söylemeyi çok sever gazetelerin pazar günü ilavelerinden şarkı sözleri toplardı: Titizlikle hazırlanmış, indeksi de olan, zengin bir şarkı sözü albümü vardı. Sınıfta teneffüslerde, o albüm önlerinde üç çocuk, en arkada pencere kenarındaki sırada elleriyle tempo tutarak en çok ve en güzel, çok sesli olan California Dreamin’ ve Monday Monday’i söylerlerdi.
Evlerine gittiğim gün onun odasında long play'imin en sevdiğim şarkılarını, The Sound of Music’i, My Favorite Things’i ve Do Re Mi’yi, Mutlu’nun albümünde film müzikleri kısmında çoktan yerini almış olan sözlerini takip ederek, defalarca dinledik. Mutlu hoparlörden gelen sesin pikap iğnesinin plağa değdiği yerden de geldiğini söyleyince ve o sesi duyunca şaşırmıştım. Biz müzik dinlerken annesi de büyük bir ciddiyetle bize, Mutlu’nun odasına, yaptığı limonata ve kurabiyelerden taşıdı durdu. O gün Mutlu’nun kendine ait bir odasının olması çok hoşuma gitmiş ve zayıflığına daha da çok hak vermiştim.






