Lan sıçayım Şanver abine senin ya, ne kadar kıymetliymiş be! Ne kadar tırsarmışsınız meğer? Korkacak bir şey yok ki oğlum. Neyini tartışıyorsun benimle yarım saattir? Şanver abi de Şanver abi! Yemişim abini lan! Onun Maltepe dolmuşlarında herkesten pandik yediği zamanları biliyoruz biz, şimdi bu tarafların ağası oldu da ne bok oldu?
Hesap açık oğlum. Korkacak bir şey yok. Her şey çok basit. Ben baktım gogul’dan, bir sürü siteye girdim, iyice baktım, dibine kadar baktım. Topukta bir yer var, kemiklerin bitiştiği bir yer, oraya sıkmayacaksın. Orası sakat, adamı süründürür. Daha yukarıdan bir yerden, tendonları filan koparmadan direk ayak bileğine! Biraz hasar olacak, kırıklar filan, onları da toplayacaklar zaten hastanede. Bu kadar! Bitti gitti! Tırsacak ne var. Mermiyi yiyecek olan benim ya, sen neyin derdindesin?
Öğrenirse? Tamam, bak sen de kendi ağzınla diyorsun, öğrenirse? Nasıl öğrenecek? Senin benim kayınbiraderim olduğunu biliyor mu? Hayır, bilmiyor. Öğrenebilir mi? Nereden öğrenecek? Hiçbir yerden! Adamın kırk tane işi var yüksek yerlerde, buralardan ayağını çekmiş artık, onu mu soracak edecek?
Bitti gitti oğlum, bitti gitti!
Bak, mızıldanıp duracağına bak, dinle biraz. Yeniden anlatıyorum. Şimdi bu geri zekâlı beni niye vurdurmak istiyor? Ben buna artistlik yaptım çünkü değil mi? Yaptım, tamam. Hem de nerede? Semtin orta yerinde, çarşının göbeğinde! Bunun çakalları benden sakal istedi yekten. Mekân açacağım ya, memleketin Şanver ağası ya, ondan habersiz kuş uçmaz ya buralarda, falan filan işte. Sakal istediler. Ben de herkesin orta yerinde artistlik yaptım. “Selam söyleyin abinize” cart curt hesabı… Yaptım mı? Evet, yaptım. Öyle kenarda köşede olsa, bu kadar sıkıntı yapmaz, bu kadar masrafa da girmezdi belki ama semtin ortasında olunca dert edinmiş bunu kendine adam. Yoksa artık büyük işler yapıyor, çarşıyla filan ilgisi yok. Memleketin yarısını bağlamış, sırtını sağlam yerlere dayamış, eşşek yüküyle para götürüyor herif. Siyasete de daldı biliyorsun, bir iki şehit ziyareti filan, kankileri var şurada burada, at oynatıyor memlekette. Peki, niye o zaman sikindirik bir mekânı dert ediyor kendine? Emsal olur diye korkuyor, anladın mı? Yüksek tepelerde geziyor olsa da, semt onun mekânı yine de ve biri ona, onun çakallarına herkesin içinde siktir çekerse, işler başka yerlere gider. İnce siyaset bunlar oğlum, aklın ermez senin. Hesap yapıyor adam.
Ya, ooof! İşin orasını bırak şimdi sen, Allah Allah! İyi yaptım kötü yaptım, eğriydi doğruydu, o mevzu seni ilgilendirmez çocuk, bırak şimdi oraları, geç. Bitti gitti! Başka bir şey söylüyorum ben. Mevzu nedir? Bu mudur? Budur. Tamaaam. Şimdi bu sen bu kıçımın kenarının adamısın ve sana “Birini bul yanına, gidin sıkın, haddini bilsin ibne,” dedi mi? Dedi. Tamam işte oğlum, buldun birini bak. Aha karşında duruyor: Dağlar gibi enişten! Güvenmiyor musun bana? Ablanı verirken güvendiniz de şimdi mi güvenmiyorsunuz lan şıpıdıklar?
Ne diyor adam? Birini bul. Şunu bul diyor mu? Hayır. Birini bul ve yap. Mevzu ne burada? İşin yapılması. Tamam işte, birini buldun ve yapacaksın oğlum. Gecenin bir vaktinde, yokuşun oralarda filan, bizim eve doğru boş arsalar var ya, orada işte, sıkacaksın. Tam dediğim yere sıkacaksın ama; öyle öküz gibi dan dun değil. Baktım ben, söyledim ya evladım, doktorlar sitesi var lan gogul’da, hepsine baktım ben, sınava girsek kazanırım yani o kadar baktım. Bilek kırılacak biraz, biraz alçı, koltuk değneği filan ama iyileşecek yani. Aynen ben ambulansla hastaneye, alçılar malçılar, feybsuktan paylaşacağım zaten hastane hatıralarını, yatakta fotoğraflar, estek köstek... Polis soracak ne mevzu diye, salağa yatacağım, ne bileyim karanlıktı filan hesabı… Semtte dolanacağım birkaç gün değnekle. Sonra, tamamdır, kendisi abimizdir, hakkını hukukunu biliriz filan diye bir mesaj uçuracağım ben buna havaya girsin diye. Bitti gitti! Şekil yapacağız yani.
Oğlum, evladım, akıllı ol. Öyle Mahmut’a filan sormana gerek yok, geç onu, söyleme dostuna o da söyler dostuna, o zaman sıçarız işte. Sen ve ben! O kadar. Bu koca İstanbul’da var ya, herkes birbirinin götüne pandik atıyor. Bizim orta parmağımızın neyi eksik lan? Biz de senin pek sevgili Şanver abini parmaklayacağız, bitti gitti!
Otuz artı otuz eşittir altmış! Böyle demedi mi? İki kişisiniz. İki kişiyiz yani. Otuz artı otuz eşittir altmış bin. Anlaşma bu değil mi? Evet, bu. Ben dükkânın borçlarını kapatacağım, misler gibi de açılış yapacağım sonra. Sen de sevgili Şanver abinin gözüne gireceksin. Devede kulak onun için. Ha, zaten daha sonra bir bölümünü sakal itibarıyla geri alacak, o ayrı mevzu. Alsın. Ben düze çıkmış olacağım arada ama. Mevzu bu. Bu kadar.
Korkacak bir şey yok oğlum. Sen çeneni tut, içtiğine sıçtığına dikkat et, hiçbir sıkıntı olmaz.
Topuğa değil ama. Dan dun yok öyle. Ben sana göstereceğim tam yerini. Bu âlemde bu kadar kolaylığı kim kime gösteriyor ya! Kalemle işaretlerim lan gerekirse, kalemle, ötesi var mı? Dayayıp sıkacaksın işte, o kadar.
O kadar oğlum o kadar. Hepsi bu. Daha ne istiyorsun? Mutlu son işte! Herkesin istediği olacak, herkes muradına erecek, biz çıkacaz kerevetine.
Bitti gitti! Niye uzatıyorsun ki?






