Biyoçeşitlilik Çöküyor: Tarım ve Hayvancılığın Yabani Hayattaki Akrabaları Yok Oluyor
12 Haziran 2019 Bilim Teknoloji Doğa

Biyoçeşitlilik Çöküyor: Tarım ve Hayvancılığın Yabani Hayattaki Akrabaları Yok Oluyor


Twitter'da Paylaş
0

Doğayla olan ilişkimizde bir değişime gerçekten ihtiyacımız var; yiyecekleri nasıl ürettiğimiz ve beslenmemiz de buna dahil.

Yeni yayımlanan bir rapora göre, soyu tükenmekte olan bir milyona yakın türün “dönüştürücü değişim”e ihtiyacı var. Üç yılı aşkın bir süredir toprak, tatlı ve tuzlu su ekosistemlerinden toplanan ve IUCN Tehlikedeki Türler için Kırmızı Liste’sinden alınan bilgilerin doğrultusunda hazırlanan Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Devletlerarası Platformu’nun (Intergovernmental Platform on Biodiversity and Ecosystem Services) raporu, insanlığın doğayı kullanım şekli ve doğaya verdiği değer değişmezse, Dünya üzerindeki yaşam destek sistemlerinin çökebileceğine karşı uyardı.

Peki bu günlük yaşantımız için ne ifade ediyor? Dünya’da yaşayan türlerin çeşitliliği ve çokluğu anlamına gelen “Biyoçeşitlilik”, bilim insanları ve politikacılar arasındaki münazaralar dışında pek konuşulmayan bir konu. Biyoçeşitlilik krizinin sonuçları, söz konusu özellikle kendi yaşamları için nelere mal olacağıysa birçok insana anlaması zor geliyor.

Yiyecekleri düşünün, böylece sonuçlar anlaşılır olacaktır.                                    

Genetik çeşitlilik ve erzak güvenliği

Modern uygulamalar hayvancılıktaki soyları ve ürün türlerindeki üretkenliği artırır. Tavuklar, etkili üretim maliyeti için örnek bir ölçüde üretilirken, meyve ve sebzelerin büyük ve özlü olmasına dikkat edilir. Tarım ve hayvancılıkta bu özelliklerin yoğunlaşması için, bitkiler ve hayvanlar özellikle genetik açıdan benzer partnerlerle çoğaltılır, hastalıklara ve çevresel değişimlere karşı savunmasız olan homojenik ve yararsız genler elenir.

Evcilleştirilmiş bitki ve hayvanların yabani akrabaları, mahsullerin ve hayvanların atalarından gelen türlerdir. Yetiştirilen domuzların kökeni vahşi yaban domuzuna (Sus scrofa), tavuklarınki ise Asya’da yaygın bir tür olan kırmızı hint kuşuna (Gallus gallus) dayanır. Bu yabani türlerin, genetik çeşitliliği artırmak için çaprazlanarak üretilen evcil çeşitlerine yeteri kadar benzer olduğu düşünülür. Evcilleştirilmiş türlerin bu akrabaları, yüksek sıradağların buz tutmuş ve kayalık ücralarında, balta girmemiş yağmur ormanlarında ve kurak çöllerde yerleşik olabilir. Doğal şartlar altında evrilmeye devam ederler ve böylece hastalıklarla savaşan yiyecek türlerinin kalıtımını içerir, değişen çevrede verimli kalırlar. Genetik çeşitlilik, yeni bir hastalığa bağışıklık gibi kalıtsal değişikliklere yardımcı olan canlıların oluşma olasılığını artırarak, türlerin gelecekte de uzun süre hayatta kalmalarını sağlar.

Baer's pochard (Aythya baeri)

İklim değişikliğinin genişleyen bölgeleri daha sıcak ve kurak oldukça, mısırın susuzluğa karşı dayanıklı yabani akrabaları, mısırı daha dayanıklı kılacak ekilmiş türlerle çaprazlanabilirdi. Yeni hastalık yapıcılar türedikçe, ineklerin yabani benzerleri de DNA’larında kodlanan bağışıklık savunmasını güçlendirmek için sığırlarla melezleştirilebilirdi.

Fakat bu geçmiş türler ve yabani akrabalar, hint kuşu veya yaban domuzu kadar yaygın değil. Endişe verici derecede büyük bir çoğunluk, çok az bilinmekte ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.Baer’s pochard (Aythya baeri) Güney Asya’dan gelen ve yerli ördeğin türetildiği yeşilbaş ile ilişkili, kritik olarak nesli tükenmekte olan bir ördek türüdür. Vietnam’ın merkezinden Kouprey (Bos sauveli) ise bir inek yaban akrabasıdır ve doğada soyu tükenmiş bile olabilir. Kalıtsal çeşitliliğin haznesi olan bu yabani türler tükenirken, insanlar, ticari amaçlı üretilen ve gün geçtikçe daha da çok tüketilen hayvancılık ve tarımda, yemek için aslında sınırlı bir alana bel bağlıyor.

Kouprey (Bos sauveli)

Bu genetik kaynaklar, 2050 yılına kadar 9 milyar insanı beslemek için iklim değişikliğiyle beraber değişen dünyada ve tarım için olan vurucu etkilerde gitgide daha önemli bir hale gelebilir. 

Yabani akrabaların korumak

Yabani akrabaların vaziyeti, sadece kuşlar ve memeliler için değil, tüm ekosistemde daha da kötü. Tüm memelilerin %25’inin yok olacağı düşünülürken, evcilleştirilmiş memelilerin atalarının yarısından fazlası tehdit altında. Tüm sistem için tehlike daha düşükken, kuşlardaki son durumda da benzer bulgular gözüküyor. Tavuk ve hindi gibi evcilleştirilmiş türlerin atalarının %31’ine nazaran bütün kuşların sadece %13’ü tehlikede.

Lowland Anoa (Bubalus depressicornis)

Büyük vücutlu ve böylelikle yakalanıp öldürüldüğünde besleyici bir yemek için iyi kaynak olan, çiftliklerde çok yetiştirilen hayvanlarda bu belki de şaşırtıcı. Kritik olarak tehlikedeki türlerden, tavukla aynı alt aileye mensup, Güneydoğu Asya kökenli ve çoğu yakalanmış Edwards’s pheasant (Lophura edwardsi) buna en iyi örneklerden biri. Nehir bufalosunun yakın akrabası olan ve Endonezya’ya özgü Lowland Anoa (Bubalus depressicornis) ve yaklaşık 30 başka türün de tehlikede olduğu düşünülmekte.

Bu yabani yakın akrabaların yok olması, tarım ve hayvancılığı kalıtsal açıdan fakirleştirerek, bizim yiyecek düzenimizin dayanıklılığını tehdit ediyor. IPBES raporu bu tehdidi vurguluyor. 2020’de biyoçeşitliliği korumak için ülkeler aynı hedefler üzerinde anlaşacak ve evcilleştirilmiş hayvanların yabani akrabalarının korunması bu hedeflerde başı çekecek. Doğayla olan ilişkimizde bir değişime gerçekten ihtiyacımız; yiyecekleri nasıl ürettiğimiz ve beslenmemiz de buna dahil. Yaklaşan belirsiz bir gelecekte, yiyecek güvenliğimizi artıran genetik çeşitliliği sağlama almak için başlıca gıdaların yabani atalarına ihtiyacımız olacak.

• Philip McGowan, Friederike Bolam, Louise Mair

(The Conversation)

Çeviren: M. Gizem Erkol


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR