Böcek
6 Ağustos 2019 Öykü

Böcek


Twitter'da Paylaş
0

Aslında her şey bir pazar günü şehrin işlek bir caddesinde yürüdüğüm sırada böcek kostümü giyen küçük bir çocuğu görmemle başladı. Çocuğu kıskanmaktan kendimi alıkoyamadım. Çünkü böcek olmayı ben daha çok hak ediyordum. Bu yaşıma rağmen –bizimkilerin deyişiyle– hâlâ bir baltaya sap olamamıştım. Son iki aydır babamın ayarladığı bir işte zoraki olarak çalışıyordumsa da buna daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı. Benim sevdiğim iş aylaklık etmekti, şöyle sokakları karış karış arşınlamak, gezip tozmak; bundan daha fazla ne isteyebilirdim ki? Bana yarım bir cumartesi, tam olsa da hemencecik biten bir pazar yetmiyordu.

Huzursuz düşlerden uyanıp durduk yere kendimi dev bir böcek olarak bulamazdım ama bir kostüm bana bu dönüşüm fırsatını verebilirdi. Bildiğim bir kostüm dükkânı yoktu, sorup soruşturarak sonunda eski bir pasajın içinde bir yer buldum. Adam, böcek kostümünü tiyatroda kullanacağımı düşündü. Halihazırda bir kostüm vardı ancak o çocuklar içindi. Yetişkinler için daha önce hiç böyle bir kostüm dikmemişlerdi, eğer istersem ölçülerimi alıp dikerlerdi, üç, bilemedin dört güne hazır olurdu. O kadar bekleyemeyeceğimi, kostüme acil ihtiyacım olduğunu söyledim. Bir çocuk tiyatrocusu olduğumdan o kadar emindi ki oyun sahnelenmeyecekse provalarda birkaç gün idare etseniz olmaz mı, diye sordu.  Cevap vermedim. Burayı bulana kadar canım çıkmıştı, başka bir kostümcü aramakla uğraşamazdım üstelik ben hemen yarın bir böcek olarak uyanmak istiyordum.

“Şu çocuklar için olanı göster bakalım, ufak tefek bir adamım sığarım ben ona,” dedim. Adam biraz direttiyse de en sonunda gitti kostümü getirdi. Kostüm, adamın bahsettiği kadar küçük değildi ama bana dar gelmesi de olasıydı.  Denemek istemedim, böcek olmak için âdeta gözüm dönmüştü. Parasını ödeyip dükkândan çıktım. Aslında kostümü eve giderken giymek aklımdan geçmişti ama buna cesaret edemedim.

Hava çoktan kararmıştı. Koştur koştur eve vardım. Sabahtan beri doğru düzgün bir şey yemediğimden olacak şekerim düşmüştü. Dolaptaki kalmış yemekleri ısıtmakla uğraşmayıp soğuk olarak yedim. Kostümü giymeye hazır olduğumda bir süre yaptığımın saçma olacağını, annemle babamın yüzünü kara çıkaracağımı düşündüm. Neyse ki çok geçmeden bu düşüncelerden kurtulmayı başardım.

Kostüm beklenildiği gibi dar gelmişti, özellikle omuzlarımı ve kasıklarımı sıkıyordu. Ancak ne kadar sıkarsa sıksın bir kere böcek olmayı kafama koymuştum. Kostümü giydikten sonra evdeki aynalara bakmamaya gayret gösterdim. Sanki aynadaki yansımamı görürsem bu yaptığımdan vazgeçecekmişim gibi hissediyordum.

Yatağa uzandım, sırtımdaki şişkinlik yüzünden yana doğru yattım. Yarın iş günüydü, normalde alarmı, altıdaki otobüse yetişmek için beş buçuğa kurmam gerekiyordu. Fakat yarın bir böcek olarak uyanacaktım ve her ne kadar işe gitmek istersem isteyeyim(!) bu mümkün olmayacaktı.

***

Öğleden önce iş yerinden bir iş arkadaşım aradığında telefonu tedirgin bir şekilde açtım. “Müdür küplere bindi, niye gelmedin işe,” dedikten sonra bir böcek olduğum için onu yanıtlayamadım; anlamsızca homurdanmaya başladım.  Hatlarda bir bozukluk olduğunu düşünüp telefonu kapadı, sonra tekrar aradı, ben yine aynı şekilde tepki verdim. Yarım saat sonra bu sefer müdür aradı, homurdanmaya devam ettim. Bir saat sonraysa babam ve ardından annem aradığında da farklı davranmadım.

İçimden yargılayıcı bir ses, bir türlü susmak bilmiyordu. Kendime hakaret edip duruyordum. Ancak her ne olursa olsun böcek olmaktan vazgeçmedim, arayan herkesi bir böcek gibi yanıtladım. Tabii bu garip durum en nihayetinde birilerinin meraklanıp buraya gelmesine neden oldu.

Akşam üzeriydi, kapının zili ardı arkası kesilmeden defalarca çalındı. Kapıyı bu halde açmak bana oldukça güç geliyordu, üzerimi değiştirip normal bir şey giyerek gelenleri bir şekilde geri göndermeyi düşündüm. Ama bu yalnızca düşüncemde kaldı.

Dakikalarca çalıp duran zile artık katlanamamaya başladığımda bir hışımla kapıyı açmaya gittim. Ne olursa olsun diye düşünüyordum. Kapıyı açınca kapı önüne çömelmiş mavi önlüklü bir adamın peşi sıra dizilmiş kalabalığı bana şaşkın şaşkın bakarken buldum. Bu birkaç saniyelik bakışmanın ardından önce bir iş arkadaşım bıyık altından kendini sıka sıka güldü, sonra onu işiten diğerleri bir koro halinde kahkaha atmaya başladı. İçlerinden annem gülmüyor aksine ağlıyordu, babamsa yüz ifadesiyle öfkesini kusuyordu. Çok geçmedi ki annem öne çıkıp bir anda boynuma uzandı, gövdemi tüm kuvvetiyle sıkıp vücudumu sarsa sarsa beni kucakladı. Belli ki böcek oluşum onun için bir şey ifade etmiyordu.

Kalabalık, babamın davetiyle beraber yanı başımdan evin içine doğru hücum etti. Babam, annem, dedem, şehrin öte ucunda yaşayan kuzenim ve onun ufak çocuğu, iş arkadaşlarımdan birkaçı, en yakınım olarak gördüğüm ama eften püften sebeplerle aramızın açıldığı bir arkadaşım, hepsi eve doluştu.

Bir heyecanla salona geçtiler. Annem ve kuzenim sanki çok da önemliymiş gibi alelacele evi toplamaya koyuldu; yerdeki çöpler toplanıyor, kıyafetler olduğu yerden kaldırılıp çamaşır sepetine atılıyor, camlar açılıp içeri temiz hava girmesi sağlanıyordu. Bu sırada ben ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemeden yakın arkadaşımın oturduğu kanepenin boş köşesine kıvrılıp oturdum. Kuzenimin çocuğu bakışlarını benden bir an bile ayırmıyordu.

Bir süre sonra babam birkaç öksürükle sesini düzeltip söze girişmeyi denedi ama dedem ona fırsat vermeden konuşmaya başladı. O sustuğunda nihayet babam bayrağı devralabildi. Sonra herkes onları endişelendirdiğim için birkaç cümleyle de olsa bana sitem ettiler. Bu kostümü niçin giydiğimi sorup durdular. En yakın arkadaşım bu halimle ilgili şakalar yapıp gergin havayı dağıtmaya çalışsa da nafileydi.  

Buraya, her nasıl anlaştılarsa hep beraber, bana bir şey olup olmadığını kontrol etmeye gelmişlerdi. Çalan zil yanıt bulmadığı için telaşlanıp iş arkadaşlarımdan birinin karşıdaki binanın altında dükkânı bulunan çilingiri getirmesiyle beraber korkuyla beklemeye koyulmuşlardı. Dediklerine göre polisi ve ambulansı aramak üzereydiler.

Bir açıklamada bulunmadım, daha doğrusu bir böcek olduğum için açıklamada bulunamazdım. Telefonda yaptığım gibi homurdanıp özellikle babamı tahrik etmek yerine sessiz kalmayı yeğledim.

Bu sırada sessizlikle arası iyi olmayan babam arkadaşlarımla hararetli hararetli bir şeyler konuşmaya başladı. Annem misafir olarak gördüğü arkadaşlarıma çay hazırlamanın derdine düşmüştü. Bir dönem aynı işyerinde çalışmış kuzenimle yakın arkadaşım eski patronlarını çekiştiriyordu. Kuzenimin yerinde durmayan çocuğu beni artık umursamıyordu; dikkatleri üzerine çekmek için elinden geleni yapıyordu. Dedem ise ara ara sohbete dahil olmaya çalışsa da bir uyuyup bir uyanıyordu. Sanki başıma bir şey gelip gelmediğini öğrenmek için buraya gelmemişler de sıradan bir oğul, bir akraba, bir arkadaş ziyareti yapmış gibi davranıyorlardı.

Annem çay faslının ardından dolaptaki elmalardan yıkayıp getirdi. Elimle elma yemek istemediğimi belirttim, zaten çay da içmemiştim. Annem ısrar etmedi ama babam “Al ye işte,” deyip elindeki elmayı bana doğru fırlattı.  Elma göbeğime çarpıp yere düştü, yerden almayıp kıpırdamadan durduğum için babam heyheylenip söylendi. Annem elmayı yerden aldı, arkadaşlarıma işle ilgili sorular sorup konuyu değiştirdi.

Bir an böcekliğime son verip herkesi evden kovmayı aklımdan geçirdim ama içimde özellikle aileme karşı beslediğim bir saygı hissi bunu yapmama engel oldu. Çok geçmedi ki iş arkadaşlarım kalkmalarının daha iyi olacağını söyleyerek ayaklandılar, onlara kuzenim ve yakın arkadaşım da eşlik etti. Annem ve babam heyecanla onları uğurlarken ben de her nedense kalkıp onları kapıya kadar geçirdim. Böyle bir olay yaşandığı için hissettiğim şey tam olarak utanç değildi ama yaşananların beni rahatsız ettiğini de inkâr edemezdim.

Evde yalnızca annem, babam, dedem ve ben kaldığımızda annem, dedemi uyuduğu koltuktan kaldırmaya güç bela razı edip kanepeye yatırdı. Şimdi ev sessizliğe gömülmüştü. Babam bana bakıp duruyor, benimle konuşmak ya da belki de beni azarlamak için fırsat kolluyordu.  Onun aslında bana acıdığı için kendisine kızdığını ve bu kızgınlığını da benden çıkartmak istediğini biliyordum. Annem hayatımdaki en önemli sorun buymuş gibi rahat bir uyku uyumamı sağlayabilmek adına odamı düzeltmek için içeri gittiğinde ben salonun penceresinden boş bakışlarla kendi yansımamı izliyordum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR