Çaresizlik içinde ellerini ceplerine attı. En azından sıcaktı. Anahtarıyla kapısını açabileceği bir evi ya da arabası, mermisini şarjörüne yerleştireceği bir silahı, sigarasını yakabileceği bir çakmağı, sevmeye yarayan bir kalbi yoktu. Bir paket sigara ve bir çakmak aldı içlerinden en ucuzu ve en kolay ulaşılabilir olanını seçmişti herkes gibi. Mavi renkliydi çakmak. Tonlarca ısrarlara rağmen bir fırt bile içmemişti sigaradan. Bu çakmağı da sırf sahip olduğu bir şeyin yaşamak için bir nedeni olsun diye almıştı. Gülümseyerek baktı çakmağına, “Senin bu hayatta olmanın bir nedeni var,” dedi sevinçten salyalar akıtan ağzı. Fabrikadan kalıp halinde çıkan milyonlarca çakmaktan sadece biriydi aslında ama onun hayalini herkesin görebileceği ortalık bir yerde gerçekleştirmek istemiyordu, gözleri komutunu almıştı ve ıssız bir yer arıyordu döne döne. Köpek uyutan bu şehirde tek yeşillik alana geldiğinde ellerini ceplerinden çıkardı. Ameliyat masasındaki cerrahların yaptığı gibi olmasa da elindeki çakmağa neşter gibi davranıyordu. Hayat kurtaracağını sanmıştı. Etrafta ses, soluk hiçbir şey yoktu, ağaçlardaki kargaların ürkütücü sesini saymazsak. Sigara paketini de çıkardı arka cebinden. Bu büyülü an için her şey hazırdı artık. Paketi açınca arkalarda gizlenmeye çalışan sınavına çalışmamış öğrenciler gibi saklanan dallardan birine uzandı. Ölüme giden arkadaşlarına son kez baktılar, “Aslında hepiniz hak ediyorsunuz ölmeyi,” dedi yüksek sesle. Oysa ölüm de ölür müydü? Bir gün şu dünyada insanoğlu ölmeyi unutur muydu?
Sigarayı ağzına almadan yere koydu. Çakmağı sigaranın ağzına dayadı, tetiğe bastı ancak sigara yanmadı. Üç beş kez daha uğraştı hayır yanmıyordu çünkü ölüm hiçbir zaman ölmeyecekti yeryüzünde bunu anladı. Oysa her sene yeniden doğmayı bekleyen, sararan dökülen ağaç yaprakları almıştı nasibini. Yavaş yavaş. Farkına vardırmadan, sessizce.
Her şeyden habersiz hiçbir hayalini gerçekleştiremeyen her insan gibi özür diledi kendinden, bu hayali kurduğu için. Umarsızca geldiği yöne doğru yürümeye başladı nazımın dizeleriyle ‘ağzında sönük bir sigara gibi tembel bir türkü’ tutturdu. Gerçekleştirilemeyen hayallere uzaktan bakılırdı son bir kez, o da öyle yaptı. Arkasını döndüğünde manzara muhteşemdi. Şeytan taşlar gibi fırlattı elindeki çakmağı ateşin ortasına. Güm! küçük çaptaki patlama sesi hayalini gerçekleştiremeyen mavi çakmağın son nefesiydi.
Pakette on dokuz ölüm makinesi daha vardı. Paketi attı, ağaçların hıçkırışlarıyla yeniden harlanan aleve. Ölüm makineleri tek tek değil toplu bir şekilde ölürlerdi. Onlara yakışan da buydu. Bu yüzden insanlar da mezarlıklara gömülürdü toplu bir şekilde çünkü insanoğlu için ölümün habercisi kalbin durması değil, mezarlıklardı.
Çakmağının etrafa duman saçan sigarayı değil de dumanı içine çeken ağaçları öldürdüğünün farkına yeni varmıştı. Ânın heyecanıyla sevinmişti oysa manzarayı ilk gördüğünde. O günden sonra çakmakla hiç işi olmadı, anahtarıyla kapısını açacağı eve de, sevmek için kalbine de. Çünkü kalp sevmeye değil sevilmeye yarıyordu, bunu anladığında mezarlıktan insan kokuları yükseliyordu.






