Çikolatanın Tarihi
8 Mayıs 2019 Yeme-İçme Tarih

Çikolatanın Tarihi


Twitter'da Paylaş
0

Eğer çikolatasız bir hayat düşünemiyorsanız, 16. yüzyıldan önce doğmadığınız için şanslısınız.

Çikolata 16. yüzyıla kadar sadece Orta Amerika’da bulunuyordu ve bugünkü bildiğimiz hâlinden oldukça farklıydı. Milattan önce 1900’lere kadar gittiğimizde, o bölgenin yerlileri kakao ağaçlarından topladıkları çekirdekleri nasıl hazırlayacaklarını biliyorlardı. O döneme ait en erken bulgular, kakao çekirdeklerinin öğütülüp, mısır unu ve pul biberle harmanlanan bir içeceğe dönüştürüldüğünü gösteriyor. Bu bizim bildiğimiz sıcak çikolatandan biraz farklı: Acı, canlandırıcı, köpürtülerek yapılan bir karışım. Ve eğer bugün çikolatanın fazla abartıldığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. 

Orta Amerikalılar bu konuda bizi ezip geçerler. Çünkü onlar kakaonun, Mayalarda Kukulkan, Azteklerde ise Quetzalcoatl diye bilinen tüylü, yılana benzeyen bir tanrının insanlara armağan ettiği mucizevi bir yiyecek olduğuna inanıyorlardı. Aztekler kakao çekirdeklerini para birimi ve kraliyet kutlamalarında içecek olarak kullanıyor, savaşta başarılı olan askerlere ödül olarak veriyor ve kakaoya ritüellerinde yer veriyorlardı. Çikolatanın deniz aşırıyla ilk karşılaşması 1519’da, Hernan Cortes, Tenocthitlan’daki Moctezuma Sarayı’nı ziyaret ettiğinde gerçekleşmiş oldu. Cortes’in yardımcısının tuttuğu kayıtlara göre, kral 50 testi içecek getirtmiş ve bu içecekler altın kupalarda servis edilmiş. Sömürgeciler, bu tuhaf çekirdeklerin sevkiyatıyla topraklarına geri döndüklerinde, misyonerler, şehvetli yerli adetlerini anlatınca, kakao da afrodizyak olarak ün saldı. İlk başta, kakaonun acı tadı, onu mide fesadı gibi hafif rahatsızlıkların tedavisi  için uygun olduğu düşünülmesine neden oldu ama bal, şeker veya vanilyayla tatlandırılınca, İspanya Hükümdarlığında çikolata hızlıca popülerleşti. Ve kısa süre içerisinde, artık çikolatasız hiçbir aristokrat evi kalmadı (1600’lerin başı). Bu asortik içecek zordu ve büyük ölçeklerde üretilmesi çok zaman alıyordu. Bu işlem için büyük çiftlik alanların kullanılması gerekiyor ve Karayipler ile Afrika kıyılarındaki adalardan köle işçiler getirtmeyi gerektiriyordu (1700-1800). 

Çikolata dünyası, 1828 yılında, Amsterdam’lı Coenraad van Houten tarafından sunulan kakao öğütme makinesiyle sonsuza kadar değişecekti. Van Houten’ın icadı, kakaodaki bitkisel yağı ayırabiliyordu. Böylece geriye kalan tozla herhangi bir sıvı karıştırılarak içecek elde edinilebilir ya da tekrardan kakao yağıyla karıştırılarak bugün bizim bildiğimiz çikolata yapılabilirdi. Çok zaman geçmeden, Daniel Peter adındaki İsveçli bir çikolatacı, karışıma süt tozu ekledi (1875) ve bugünkü sütlü çikolatayı icat etmiş oldu. 20. yüzyıla geldiğimizde ise çikolata artık lüks sayılmıyor; halk çikolatayı ikram olarak kullanıyordu. Kitlesel talebi karşılaşmak için daha çok kakao üretilmesi gerekiyor, ancak kakao ağacı sadece ekvatora yakın yerlerde yetişiyordu. İlerde ise, Afrikalı kölelerin gemilere bindirilip Güney Amerika’daki tarlalarda çalıştırılması yerine, kakao üretiminin kendisi Afrika’ya, bugün dünyadaki kakao ihtiyacının beşte ikisini karşılayan Fildişi Sahili’ne kayacaktı. 

Ancak endüstrinin büyümesiyle birlikte, korkunç bir insan hakları istismarı yaşanır. Batı Afrika boyunca çoğu ekim alanı –ki Batılı şirketlere ürün sağlayan alanlardır bunlar– köle ve çocuk işçi kullanılır ve yaklaşık olarak 2 milyondan fazla çocuk bu durumdan etkilenir. Günümüzde bu durum, Afrikalı iş ortakları olan büyük çikolata şirketlerinin sözleşmeli kölelik ve çocuk işçi popülasyonunu azaltmaya yönelik ısrarlarına rağmen, hâlâ karmaşık bir problem.

Bugün, çikolata, modern kültürümüzün ritüellerinde kendini kanıtlamıştır. Reklam gücüyle birlikte, yerel kültürlerle kurduğu sömürgeci bağlardan dolayı , çikolata, duygusal, gerileyen ve sanki yasaklanmış bir şeyin ruhunu taşıyor . Oysa ki büyüleyici ve sık sık acımasız olan geçmişini daha çok bilmek, bugünkü üretimi gibi, bize bu birliklerin nerede oluşmaya başladığını ve neler sakladığını söyleyecek. 

Öyleyse bir sonraki çikolata paketini açtığınızda, bir saniye durun ve çikolatayla ilgili olan her şeyin çikolata kadar tatlı olmadığını düşünün.

 

Çeviren: M. Gizem Erkol
(TED-Ed Videos)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR