Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Ocak 2017

Öykü

Colette • Eski Eş

Colette

Paylaş

26

0


İki kişilik masa mı? Böyle buyrun, Mösyö, Madam. Körfezin manzarasını seyretmek isterseniz percere kenarında boş bir masamız var.”

Alice başgarsonu izledi.

“Evet, isteriz; haydi gel Marc, orada, suyun üstünde yemek yeriz, teknedeymişiz gibi.”

Kocası kolundan tuttu Alice’i: “Hayır, şu tarafta daha rahat ederiz.”

“Ama orası kalabalığın ortası; ben pencere kenarında –”

“Alice, lütfen!”

Kolunu kavrayan parmakların anlamlı biçimde kasılması üstüne kadın kocasına dönerek, “Ne var?” dedi. “Sorun nedir?”

“Sus,” dedi kocası hafifçe. Israr vardı bakışlarında.

“Ne var Marc?”

“Söyleyeceğim sevgilim. Önce siparişimizi verelim. Karides ister misin ya da jöleli yumurta?”

“Sen ne istersen canım, biliyorsun bunu.”

Birbirlerine gülümsediler. Bu arada başlarında dikilen ve işi başından aşkın başgarsonu değerli zamanından ediyorlardı. Adamcağız kan ter içinde, sinirli hareketlerle yapılan bir tür dans gösterisine girişmiş gibi durmadan hareket ediyordu olduğu yerde.

“Karides,” dedi Marc, “sonra yumurta ve domuz pastırması, söğüş tavuk, yanında göbekli marul salatası. Beyaz peynir? Özel mönünüz mü var? İyi, özel mönünüzden alalım o zaman. İki fincan da koyu kahve. Şoförüm de burada yiyecek. Saat ikide çıkmamız gerekiyor. Elma şarabı mı? Yok, kalitesine güvenmiyorum. Şampanya lütfen.”

Adam ağır bir iş yapmış gibi içini çekti. Önce öğle güneşi altındaki renksiz denizle inci beyazlığındaki gökyüzüne, sonra da karısına baktı. Romalıların haber tanrısı Merkür’ünküne benzeyen küçük şapkası ve yüzüne düşen tülüyle çok güzel buluyordu onu.

“Çok iyi görünüyorsun sevgilim. Biliyor musun, denizin mavisi, gözlerinin rengini yeşile döndürüyor. Yolculuğa çıktığımızdan bu yana biraz kilo aldın. Bir raddeye dek iyi bu, ama yalnızca bir raddeye dek.”

Karısı yuvarlak hatlı diri göğüslerini dikleştirerek masaya doğru eğildi.

“Pencere kenarındaki masaya oturmama neden engel oldun, söyler misin?”

Marc Seguy yalan nedir bilmezdi.

“Tanıdığım birinin yanındaki masaya oturmak üzereydin de ondan.”

“Benim tanımadığım biri mi?”

“Eski karım.”

Alice ne söyleyeceğini şaşırdı, mavi gözleri büyüdü. Sonra, “Ne var bunda sevgilim?” dedi. “Tekrar karşılaşabilirsin, önemli değil ki.”

Alice aklına gelen kaçınılmaz soruları sordu birbiri ardına:

“Seni gördü mü? Senin onu gördüğünü gördü mü? Bana onu gösterebilir misin?”

“Şimdi bakma lütfen. Bize bakıyor olabilir. Tek başına oturan kahverengi saçlı kadın, şapkasız, şu kırmızılı çocukların arkasında. Herhalde bu otelde kalıyor.”

“Evet, anladım.”

Geniş kenarlı plaj şapkalarıyla oturan birkaç kişinin arkasında kalan Alice dikkat çekmeden kadına bakabiliyordu, on beş ay önce kocasının karısı olan o kadına.

“Uyuşmazlık,” dedi Marc, “yani tam bir uyuşmazlık demek istiyorum. Kısaca, anlaşamadık. İyi yetişmiş, anlayışlı insanlar gibi boşandık, iki arkadaş gibi, sessizce ve çabucak. Sonra ben sana âşık oldum, sen de benimle gerçekten mutlu olduğunu gösterdin. Mutluluğumuz suçlu ya da kurban duruma düşmüş birilerince gölgelenmediği için şanslıyız.”

Beyaz giysili kadın gözlerini kısarak sigarasını tellendiriyor, düz ve parlak saçları gök mavisi demetler halinde denizden gelen ışıkları yansıtıyordu. Alice kocasına doğru döndü, tereyağlı ekmeğiyle bir karides attı ağzına. Bir anlık sessizlikten sonra, “Onun gözlerinin de mavi olduğunu neden söylemedin bana?” diye sordu.

“Hiç düşünmedim bunu.”

Marc, Alice’in ekmek sepetine uzanan elini tutup öptü. Bundan haz duyarak kızardı kadın. Koyu esmer tenli ve kaygısız, uçarı bir kadındı. İncelikten yoksun, hatta bayağılığı ağır basan bir izlenim verdiği söylenebilirdi. Ama mavisi değişken gözleri ve altın renkli dalgalı saçları kırılgan ve duygusal bir sarışın havası veriyordu ona. Kocasına karşı derin bir minnettarlık köprüsü kurmuştu gönlünde. Görünüşünde ve tavırlarındaki her şey uç noktadaki bir mutluluğun çok açık biçimde görünen izlerini sergiliyordu. Bu izleri dışavururken alçakgönüllü değildi üstelik; farkında olmadan yapıyordu bunu.

İştahla yiyip içiyorlardı. İkisi de birbirlerinin beyazlı kadını unuttuğunu sanıyordu. Yine de Alice ara sıra yüksek sesle güldüğünde Marc kendi davranışına dikkat ediyor, omuzlarını geri atarken başını dik tutuyordu. Kahvelerinin gelmesi için uzun süre beklediler. Sessiz bir bekleyişti bu. Görmedikleri güneşin dağınık yansımasından oluşan bir ışık nehri yavaş kıpırtılarla denizde oynaşıyor, göz kamaştırıcı bir parlaklık saçıyordu ortalığa.

“Hâlâ orada, biliyor musun?” diye fısıldadı Alice.

“Bu durum seni rahatsız mı ediyor? Kahveni başka bir yerde içmek ister misin?”

“Hayır, hiç de değil! Asıl rahatsız olması gereken o. Hem pek iyi vakit geçirmiş gibi görünmüyor, bak istersen.”

“Bakmam gerekmez. O halini iyi bilirim.”

“Yani, genellikle böyle mi davranırdı?”

Marc sigarasının dumanını burnundan salıverdi, kaşlarını çattı. “Bu hali mi? Hayır, sana açıkça söyleyebilirim: benimle mutlu değildi o.”

“Sahi mi?”

“Senin bana düşkünlüğün, bunu açığa vuran davranışların çok hoş sevgilim... Çılgınca bir şey bu... Sen bir meleksin... Beni seviyorsun... Gözlerine baktıkça gururlanıyorum. Evet, bu gözler... Oysa o... Ben onu nasıl mutlu edeceğimi bilemedim, hepsi bu. Bilemedim bir türlü.”

“Zor bir kadınmış, hepsi bu!” dedi Alice.

Alice huzursuz bir tavırla yelpazesini sallıyor ve kısa aralıklarla bakış atarak başını bambu sandalyesinin arkalığına yaslamış, halinden hoşnut bir gevşeklik içinde gözleri kapalı, sigara içen beyazlı kadını süzüyordu.

Marc alçakgönüllü bir tavırla omuz silkti. “Evet, kullandığın sözcük doğru,” diye onayladı. “Ne yaparsın? Sürekli doyumsuzluk çeken kişiler için üzülmekten başka ne gelir elden? Ama biz doyumsuz değiliz, öyle değil mi tatlım?”

Alice yanıt vermedi. Gizli gizli ve yakından, kocasının düzgün hatlı ve sağlık fışkıran pembe yüzüne baktı, sonra da gür saçlarına, bir iki ak tele ve bakımlı küçük ellerine. İlk kez kuşkuya kapılarak, “O kadın bu adamdan daha fazla ne istemiş olabilir ki?” diye sordu kendi kendine.

Ve lokantadan çıkmak üzere ayağa kalktıkları sırada Marc hesabı ödeyip şoföre gidecekleri yeri söylerken Alice merakla ve gıptayla beyazlı kadına bakmayı sürdürüyordu, bu doyumsuz, bu zor, bu daha üstün... 

İngilizceden çeviren: Haluk Erdemol

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Latin Amerika’nın Öykü TutkusuSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Marcelo Rioseco

17 Şubat 2025

Alejandro Zambra: “Yazmasaydım çok dah..

Bolaño benim için bir babadan ziyade gece geç saatlerde eve gelip pencereden odama tırmanan ve başından geçenleri anlatmaya koyulan bir ağabey gibiydi.Alejandro Zambra’yı önceden okumuştum. Özellikle Eve Dönmenin Yolları beni çok etkilemişti. Hatt..

Devamı..

Jane Austen Niçin Hiç Evlenmedi?

David Lassman

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024