Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Ağustos 2023

Hayat

Demokrasi, Sosyalizm ve Gelecek Programları

Semih Gümüş

Paylaş

1

0


Neoliberalizme ve onun Frankenstein’larına karşı mücadelenin hem siyasal hem ekonomik hem kültürel, bütün düzeylerde birden verilmesi gerekir. Mücadelemizin asıl niteliği her durumda antikapitalist. Ama antikapitalist mücadele devrimci değişikliklerle de sürer, reformcu değişiklerle de.

Demek ki kendini bu ülkenin hayatında kabul ettirecek, manivelanın bir ucunu tuttuğu zaman toplumu kıpırdatacak bir devrimci özneden 2020’lerde de yoksunuz. Daha baştan çok yükseğe mi çıktım? Belki ama hem sosyalist hareketin ardında özellikle son altmış yılın mücadele geçmişi ve ne kadar biriktirildiyse o kadar birikim var hem de bu yazının bağlamı içinde Türkiye İşçi Partisi’nin “Devrim Programı”, yani asıl olarak “Sosyalizm Programı” var.

Türkiye İşçi Partisi kendini kapitalizmin tek seçeneği olan sosyalizmi amaçlayan, buna uygun bir ülke ve toplum çözümlemesine sahip, bunu gerçekleştirmek için birkaç aşamalı mücadele programını önüne koymuş bir parti olarak tanımlamalı. Şimdi böyle değil mi? Elbette böyle, bu yazıya başlamadan önce Parti Programı’nı yeniden okudum, TİP bence sosyalist parti için örnek bir programa sahip. Ama parti programları temel hedefleri, temel direkleri açıklayarak oluşturulur. O direklerin arasının örülmesi, boşlukların doldurulması, demek ki ayrıntılı çözümlemeler sonraki –yani bugünkü– iş.

Önümüzdeki yakın gelecekte yeni bir demokrasi ve gelecek programını kapsamlı ve ayrıntılı biçimde tamamlayacak kolektif çalışmalara başlamak önemli. Başlanmalı çünkü tamamlamak daha uzun bir süreyi gerektirecek.

türkiye işçi partisi oggito

Düşünsel emeğin teriyle tamamlanacak bir çalışma bu. Tamamlandığında öteki bütün siyasal programlardan çok daha niteliklisine sahip olunacak ve Parti’nin, ülkenin toplumsal ve siyasal hayatındaki yerine büyük bir katkı yapacaktır. İşte biz böyle bir ülke, böyle bir toplum ve sistem amaçlıyoruz diyen ayrıntılı bir programa paha biçilmez. Gerçek bir toplumsal varlık olmanın ölçütleri arasındadır bu. Ondan sonra bütün ülke ve toplum için ne istediğini bilen ve gösteren bir parti olur TİP.

Şu örnekle somutlamak istiyorum. Tarihsel TİP’in Parti çevresindeki uzman sosyalistlerin kolektif katkılarıyla ve yoğun emekle hazırlayıp kamuoyuna sunduğu Demokratikleşme İçin Plan 1978-1982’nin benzerini –elbette günümüze uygun ve daha yüksek niteliklisini– hazırlamak. Plan Behice Boran’ın sözleriyle, “Kalkınma, sosyal adalet, demokrasi, ulusal bağımsızlık tartışmalarını genel ve soyut düzeyde yapılmaktan çıkarıp ayrıntılı, somut, özgün temellerine” oturtan bir çalışma olarak sunulmuştu ve ekonomi-politiğin temel unsurlarının ayrıntılarını içeriyordu. Benzeri yapılmamıştı.

Şimdi yapmamız gereken Demokratikleşme İçin Plan 1978-1982’nin güncel olanı değil. Beş yıllık planlı ekonomi yönetimi de çoktan terk edildi ama onu bir baz olarak alabiliriz. Bizim önümüzdeki öncelikli hedef bir yeni demokrasi programı yapmak. (Ben yeri geldiğinde yeni demokrasi diyorum, buna başka bir ad da verilebilir ama asıl olan, onun bugüne dek savunageldiğimiz ve işe yaramadığı apaçık görülen demokrasiden başka bir niteliği olması gerektiğini düşünmek.)

Yakın Gelecek Programı

Bu felaketli ülkede yaşamaya mahkûm olmadığımızı her zaman yüksek sesle dile getirmek, önümüzü tıkayan taş toprak, çer çöp ne varsa temizlemek, ülkemizi geri almak zorundayız. Yeni demokrasi derken onun içinde yaşayan bütün halkların, azınlıkların, etnik ya da kültürel farklılıkların renkleri, işçi sınıfının ve emekçilerin insanca yaşama hakları, baskı ve şiddet endüstrisi yerine özgürlükçü bir toplum yaratmak, kadınların ve gençlerin, lgbti+’ların özgürleşme ve kendilerini geliştirme olanakları, adaletin herkese eşit oarak paylaştırılması, eğitimin demokratikleştirilmesi, gitgide çoğalan yoksullaşma tehdidini tersine çevirecek vergilendirme ve paylaşım modelleri, yönetenlerle boyun eğidirilenler arasındaki çelişkinin tersine çevrilmesi, Avrupalı zenginler gibi yaşayanlarla Ortadoğu’nun yoksulları gibi yaşayanların bir arada bulunmasının olanaksızlığını gösteren yaratıcı yollar… ve bütün bunları dile getirmenin araçları, düşünce özgürlüğü, ümitsizliklerin yerine ışıklı yollar, kaybolan moral değerlerin yerine konacak yaşam alanları… Bunları anlatmalıyız.

Sözgelimi piyasa için ne düşünüyoruz? Bugün Marksistlerin tartıştığı ciddi bir sorun bu. Dahası, sosyalizmde piyasa olacak mı, olacaksa sınırları ve işleyiş biçimi ne olacak.

Parti Programında, “TİP, tüm yurttaşların refah içinde yaşamasının koşulu olarak ekonomik bağımsızlığı, kamucu ve planlı üretimi görür” deniyor. İşte bu tek cümlede yoğunlaştırılmış ekonomik sistemin ayrıntılı çalışılması yeni demokrasi programında farklı, sosyalizm programında farklı bir nitelik kazanır.

Sözgelimi piyasa için ne düşünüyoruz? Bugün Marksistlerin tartıştığı ciddi bir sorun bu. Kamucu anlayışın içinde piyasanın yeni demokraside alacağı boyutlarla sosyalizmde alacağı boyutlar elbette farklı olacak. Dahası, sosyalizmde piyasa olacak mı, olacaksa sınırları ve işleyiş biçimi ne olacak.

Bunlar üstüne düşünmek Parti’nin ve üyelerinin, sosyalist partilere ilgi duyan bütün yurttaşların kafasının açılması demektir ki, değerlidir.

Bu arada Türkiye İşçi Partisi’nin seçim dönemindeki politikası ve propaganda sözleri sosyalizm vurgusunun yeterince yapılmadığı eleştirisini de almıştı. Bu eleştirinin üstünden atlamayalım – ama neydi öncelikli hedef: Tek adam rejimini yıkmak. İktidar hedefi olmayan, yok edilmiş demokrasiyi yeniden kurma sürecini seçimden sonra başlatmayı amaçlayan bir hedef. Demek ki asıl amaç, demokrasinin yeniden inşa sürecinin kapısını açmaktı. Partinin siyasal sözü bu amacın çevresinde örüldü. Halkın yüzde 51’ini kazanma amacı, TİP’in seçim propagandasının temelini, altını üstünü oluşturdu. Bu hedefi şaşırtacak söz söylemeye gerek yoktu.

Seçim kaybedildi, durum şimdi farklı. Seçim dönemi yüksek sesle dile getirilen ve öteki partilerin göstermediği kadar sert sözlerle süren yoğun politik propaganda çalışmalarıyla geçti. Seçimden sonra girdiğimiz yeni bir dönemin içinde yaşıyoruz. Bu dönem hem savunma ve mevzileri tahkim etme hem de daha geniş yığınlara ulaşma, asıl olarak sınıfın içindeki örgütlenmeyi yaygınlaştırma dönemi. Ne yapıp edip sınıfın içinde örgütlenmenin yollarına bakılmalı.

türkiye işçi partisi oggito

Demek ki Türkiye İşçi Partisi çürümüş, seçimlerle onarılmaz olan temsili demokrasinin yerine nasıl bir demokrasi ve sonra nasıl bir sosyalizm istediğini ortaya koymalı. Parti’nin programında varolan hatları genişletip derinleştirmekten söz ediyorum.

Seçimden sonra kaldığımız yerden devam eden mücadele, sınıfın içinde yeniden kurgulanacak. Yani verili demokrasinin koruyup kollayıcısı olan devlet organlarının ve devletin eğitimden sanayiye, tarıma, sivil toplumun bütününe uzanan hegemonya alanlarının nasıl düzenlenmesi gerektiğini anlatan bir kuruculuk programı, devleti ve hegemonya alanlarını oluşturan bütün bileşenlerin tek tek çalışılmasını ve bütüncül bir yeni demokrasi seçeneği olarak halkın önüne konmasını gerektiriyor. Türkiye İşçi Partisi’nin daha önce çeşitli görevler nedeniyle parça parça yaptığı çalışmaların –ayrıca derinleştirilerek– bütün alanlara yaygınlaştırılması gerekiyor. Parti şimdi bu dönem içinde bunu yaptığı ölçüde hem faşizan iktidar bloku hem de basiret yoksunu Millet İttifakı’nın karşısında duran Emek ve Özgürlük İttifakı’na çok daha büyük katkıları olan bir sosyalist parti olarak ortaya çıkacaktır.

Parti ve Sınıfın İçinde Yaşamak

Türkiye İşçi Partisi’ni niteleyecek bir söz, bir terim arıyorum: Halkın sınıf partisi diyorum. Genişletilerek açılması gereken bir niteleme. Tanımın içinde halk ve işçi sınıfı kavramları var.

Geleneksel sınıfların değiştiğini, yeni bir sınıfın ortaya çıktığını, halk ile sınıf kavramlarının örtüşmeye başladığını… hemen öne sürmeyelim ama tartışmadan da üstünden atlamayalım. Toplumsal devrimler işçi sınıfının zoru olmadan ilerleyemez ama  gri yakalıların, köylülerin, ayrıca kadınların ve gençlerin (öğrencilerin), işsizlerin, akıl almaz bir yoksullaşma içine düşen, hayal kırıklığıyla öfke içinde yaşayan bütün halk kesimlerinin desteği olmadan nasıl gerçekleşebilir...

Bunlara bağlı olarak, bugün bu ülkede artık –eskiden kullandığımız nitelemeyle– fikir kulübü yerine geçen siyasal mücadeleyle yeni bir demokrasi için mücadele ve sınıf mücadelesi arasında seçim yapmak gerekiyor. Türkiye İşçi Partisi bu seçimde Parti’nin büyüyen örgüt yapısı içinde kalmak yerine, hatta bazen onu gölgede bırakarak alanlara, sokaklara, fabrikalara, tarlalara çıkmayı seçti. Bunların bazılarını çok, bazılarını az yaparak. Parti dostlarının, seçimden sonra TİP’in geri çekildiği yolunda eleştirileri oldu. Anlaşılabilir bir eleştiri. Bunda, Parlamento’da yüksek sesle söz söyleme fırsatlarının yeterince oluşmamasının da payı var. Çünkü şehirlerin alanlarında, sokaklarında varolmaya çalışılırken işçi sınıfının yoğunlaştığı alanlar, köylülerin topraklarını ve tarım alanlarını korumak için verdikleri ekoloji mücadelesinin yoğunlaştığı bölgeler önemli çalışma alanları oldu. Akbelen Direnişi’nin başından bugüne ve özellikle son haftalarda güçlü bir destek gösterildi, gösterilmeye devam ediliyor. Bunların dahası olabilir miydi? Bu aşamada, pek sanmıyorum. Yeni dönem dediğim bu, artık öncelikler değişir, sınıfın içinde örgütlenme her şeyin önüne geçer.

türkiye işçi partisi oggito

Şunu unutmadan: Demokrasi bilincine sahip olmayan halkla ve sınıf bilincine sahip olmayan işçi sınıfıyla bağları olmamak siyasal mücadelenin sonudur ve onu bilinmeyen bir gelecekte çözünmek üzere dondurmuş olmaktır.

Bir de elbette şu var: Sınıf mücadelesi yoksa sınıftan nasıl söz edilebilir... Sınıf mücadelesi sonunda sosyalizm mücadelesinin günümüz dünyasında da motor gücü olacağına, yeni demokrasi mücadelesinin kaldıracı olacağına göre... Sendikal mücadeleyi (sendikalı işçiler bütün işçilerin yüzde 10’u bile olsa) ve ekonomik hak mücadelesini küçümseyerek sınıf mücadelesini baştacı eden bir anlayış, Türkiyeli sosyalistlerin çoktan beri oldukça zayıf olan sınıfla bağlarını güçlendirmeye değil, zorlaştırmaya yarar. Üstelik ekonomik hak mücadelesi sınıf mücadelesinin –öteki okulu siyasal mücadelenin yanı sıra– okuludur ve işçi sınıfını kapitalizmle ve sermayenin ahlaksızlığıyla karşı karşıya getirir.

İşçi sınıfının devrimci değişimin öznesi olarak zamanla etkisizleştirildiği de söylenebilir mi? Kapitalizm bu ileri aşamasında sahip olduğu olanaklarla bile sınıf mücadelesini ortadan kaldıramaz ama onu kendi denetim alanı içinde tutmak için her şeyi yapar ve bunu özellikle sermayenin merkezileştiği ileri kapitalist ülkelerde yapabilir de. Bunu hemen yoksamadan üstünde ciddi olarak durmalıyız.

Neoliberalizme ve onun Frankenstein’larına karşı mücadelenin hem siyasal hem ekonomik hem kültürel, bütün düzeylerde birden verilmesi gerekir. Mücadelemizin asıl niteliği her durumda antikapitalist.

Ama John Berger’ın şu sözlerini de kartlarımıza yazıp başucumuza iliştirelim:

“Modern proletarya sınıfı mücadelesini bir kitapta ya da teoride yer alan planlara göre sürdürmez; modern işçinin mücadelesi, tarihin, toplumsal ilerlemenin bir parçasıdır ve tarihin orta yerinde, kavganın orta yerinde öğreniriz nasıl mücadele edileceğini.”

Neoliberalizmin bu ülkede sermayeyi merkezde yoğunlaştırma uğraşı devlet desteğinde sürerken sınıf çelişkileri olması gerekenden daha yavaş kendini gösteriyor, çünkü Saray rejiminin ideolojik hegemonyası toplumun bir bölümüne yaklaşmayı bile düşünmezken geri kalanını adeta esir alacak olanaklara sahip. Neoliberalizme ve onun Frankenstein’larına karşı mücadelenin hem siyasal hem ekonomik hem kültürel, bütün düzeylerde birden verilmesi gerekir. Mücadelemizin asıl niteliği her durumda antikapitalist. Ama antikapitalist mücadele devrimci değişikliklerle de sürer, reformcu değişiklerle de. Demek ki kapitalizmin siyasal sistemine karşı durmak neoliberalizmin ekonomik iktidarına karşı da durmaktır.

Kapitalizmin Marx’ın bir yüzyıldan da önce ele aldığından çok daha ileri bir aşamasındayız. Bilimsel teknolojik ilerlemeler muazzam değişimlere yol açıyor, dijital ve elektronik çağın olanakları yüz yıl önce belki hayal edilemeyecek olanaklar yaratıyor. Yani Marx’ın öngördüklerinden –ve öngörebileceğinden– daha ileri bir teknolojik gelişme aşamasında, yeni bir program, dolayısıyla yeni bir mücadele, örgütlenme, propaganda biçimi gerekiyor.

İnsanlığın kaderinin söz konusu olduğu bu eşikte, sosyalistlerin üstlendiği tarihsel görev bir kat daha önem kazanmış durumda. Dünyanın her köşesinde sınıf mücadelesinin yükseltilmesi, kapitalist egemenliğin ortadan kaldırılması ve sosyalizmin zafere ulaştırılması, sosyalistlerin başka hiçbir görevle ikame edilemeyecek olan temel görevi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hırvatistan, dünyanın ilk ücretsiz oku..Metin Rudar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğur Ugan

17 Nisan 2026

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Misafir işçi olarak Almanya’ya giden anne-babasının sessiz kalmış hikâyesini, üç kuşağa yayılan bir göç anlatısı olarak romana dönüştüren Dinçer Güçyeter ile Türkçe çevirisiyle “yuvaya” dönen “Almanya Masalımız..

Devamı..

Emperyalist Savaşlara Kitlesel Direniş..

M. A. Karlin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024