Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Ocak 2017

Öykü

Dilek Emir • Kırıntılar

Dilek Emir

Paylaş

13

0


Çok misketim var benim. Akşamları sayarım. Amerikanları sağa ayırdım. Gaflikleri ortaya. Kötüleri sola. Tam dokuz yüz otuz dört tane. En kahraman gafliğimi de sayarsam, dokuz yüz otuz beş. İçinde mavi bir kuş var. Kanatları uçuşan bir kurdele. Tek gözümü kapatıyorum, kanatlarına bakıyorum. Koca bir taşla kırıp içine dokunsam. Ama o zaman da misketim kırılır. Olmaz. Sabah yanıma yirmi tane kötülerden alıp sokağa çıkarım. Akşama kadar ya yutarım ya yutulurum. Genelde yutarım ama… İyi oynuyorum. Bu kadar misket nasıl olur ki başka?

“Geldim geldim, ne zaman başladınız? Kaçar?”

“Dur, bu el bitsin?”

Kenardan izliyorum. Misketlerin dizildiği yerin arkasını önünü iyice inceliyorum. Cem de oynuyor. Kale uzaklığını çok yapmışlar. Yer misketlere doğru eğimli. Arkadan atışlarda uzakta kalma. Yağmur yağmadı ne zamandır. Küçücük tozlar bile sektirir gafliği. Keşke daha çok misket alsaydım yanıma, Cem de gelmiş…

“Hadi ikişer.”

“Bu kırık oğlum, onu koyamazsın yere, sayılmaz o.”

“O kırıksa, bu da kırık oğlum, aç elini… aha bu.”

[caption id="attachment_24484" align="alignright" width="400"] Desen: Muhammet Şengöz[/caption]

Yerde sekiz misket yan yana. Dört kişiyiz. Fehmi’yle Mithat kolay. Cem bunları yutmuş zaten ben gelene kadar. Az bir şey var ellerinde. Cem’in cep şişmiş. Onların hepsi benim olacak birazdan. Olmalı. Seyredenler de artar şimdi. Birkaç el üst üste alırım, sonra da dalga geçmeye başlarım. O zaman işi biter.

Uzun sürmedi. Cem evden para alıp geldi. Ona misket sattım. Dört tanesi on lira. Üç kere eve gitti. Sonuncuda geri dönmedi. İki cebim de şişti. Ezan okundu. Karanlık oldu. Eve gittim.

Annem kapıyı açıp mutfağa döndü. Ben arka odaya gidip cebimi döktüm. Uçuk sarı tertemiz bir misket vardı içlerinde. Cem’in gafliği. Gözüme yaklaştırdım. Bunun içindeki kuşun kanatları daha açıktı, daha uzundu. Gafliğimi değiştirmeyi düşündüm. Yemekten sonra…

“Yine ne var ne yok topladın mı çocuklardan? E be kızım, sen ne zaman… Erkek çocuğu gibi bu saate kadar sokaklarda... Ne desem ben sana? Elini yıka da gel hadi.”

Babam oturmuştu. Kimsenin yüzüne bakmadan oturdum ben de. Ağbim kürek gibi tuttuğu kaşığı tarhana çorbasına hızlıca daldırıyordu. Masada muşamba, muşambada saka kuşları. Ekmeğimi önümdeki sakanın kafasına koydum. Her ısırışta yüzünü görecektim. Babam, “Turşu yok mu?” dedi. Annem, “Var,” dedi, o daha oturmamıştı. Ağbim çorbasını bitirmiş, kuru fasulyesini bekliyordu. “Git balkondan turşu koy şuna,” dedi annem. Tabağı aldım. Balkona gittim. Büyük cam kavanozun ağzındaki naylon sıkışmıştı. Bileğim acıdı. Sonunda açtım. Üstündeki beyazlıkları sıyırıp elimi içine daldırdım. Keskin sirke. İki küçük domates, bir patlıcan, iki koca parça lahana çıkardım. Lahanaları tabakta birleştirdim. İnsan beyni yaptım. Biri sağ, biri sol.

“Eh Süleyman, bak! Allahaşkına şu aşağıya bak. Nasıl yemek yiyorsun, ben anlamıyorum ki. Bak allahaşkına şu önüne bak, şu aşağıya bak!”

Mutfağa girdiğimde babam anneme öyle bir bakıyordu ki, televizyonda gördüğüm timsah geldi aklıma. Sonra babam çorba kâsesini kaldırdı. Masadan uzaklaştırdı. Yavaş yavaş yere doğru çevirdi. “Şimdi bunu temizle,” dedi. Sofradan kalktı. Mutfağa sis çökmüş gibiydi. İyi göremiyordum. Annem mutfak tezgâhını yumrukluyordu. Sonra birden ağlayarak halının üstüne yayılan çorbayı kaşıkla toplamaya başladı. Hızlı hızlı babamın tabağına dolduruyordu. Birkaç kaşık çorba tabağın dibinde. Hıçkırıkları çoğaldı. Ben de ağlamaya başladım. Elimde turşuyla ortada öylece ağlıyordum. Ağbim kuru fasulye yiyordu. Sonra benden yanına biraz daha pilav koymamı istedi. Halıya baktım, içine geçmişti.

Ertesi sabah kalkıp yanıma yirmi tane kötülerden aldım. Bir de Cem’in artık benim olan gafliğini. Bütün gün kim gelirse yuttum. Eve gidip misket alanlar, para getirip satın alanlar yenilmeye doymadı. Daha çok getirsinler istiyordum. Arka sokaktaki kırtasiyeden misket aldım kazandığım paralarla. Ceplerim yetmedi. Çoraplarımın içini doldurdum. “Bugün çok şanslısın,” dedi Cem. “Şanstan değil,” dedim. Sonra eve çıktım ezan okunmadan. Bütün misketlerimi topladım. İyileri kötüleri karıştırdım. Mutfağa gidip bir kâse üzüm aldım. Tanelerini tek tek kopardım, başka bir kâseye koydum. Balkona çıktım. Turşu kavanozuna arkamı döndüm. Bir ıslık. Çocuklar toplandı. “Yağma yapıyorum,” diye bağırdım. Zıplayıp ellerini birbirine vurdular. Sonra iki avucumu doldurup havaya doğru fırlattım. Hepsi çocukların tepelerine doğru düşüyordu. Önce kafalarını kolluyorlar, sonra ayaklarıyla misketlere basıp kapışıyorlardı. Yerlerde sürüklenenler oldu. Birbirinin canını acıtanlar. Toz toprak havalanıyor, bana kadar geliyordu. İyice paylaşsınlar diye bekliyordum, ezsinler birbirlerini diye. Sonra iki elimi üzümle doldurup onları fırlattım havaya. Beşinci katta oturuyorduk, ne attığımı göremiyorlardı. Nasıl koşturduklarını görünce kahkahalar atmaya başladım. Şaşırmışlardı. Cem’in gafliği elime geldi. Sarı kuşa baktım. “Cem… Bu senin gaflik!” diye bağırdım. Cem gözünü bana kilitledi, beklemeye başladı. Sonra irice bir üzüm tanesini gücümün yettiği en uzak yere fırlattım. Cem’le birlikte birkaç çocuk izine düştü. Sonra vazgeçip geri döndüler. Elime bir misket aldım, gösterip gene bağırdım. “Cem… bu senin gaflik!” Yağma bittiğinde bütün çocukların cebi dolmuştu. Elimde bir tek Cem’in misketi vardı. Turşu kavanozunu kolaylıkla açtım bu kez. Küçük bir lahana parçasının içine soktum gafliği. Ne de olsa akşam turşuyu sofraya ben koyacaktım. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Raymond Carver Öykülerinde Uyumsuzlukt..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Helena Schäfer

27 Ekim 2025

Silikon Vadisi Bize Yogayı Sattığı Gib..

Eski moda kapitalistler gibi spor araba koleksiyonları yok, bunun yerine kırsal bölgelerdeki çiftliklerde yaşıyor, sabahları yürüyüşe çıkıp bunun bile reklamını yaparak varoluşsal bir derinlik yanılsaması yaratmaya çalışıyorlar.Stoacı bir ..

Devamı..

Süpermarketler: Çağdaş Edebiyatın Tuha..

Clémentin Rachet

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024