DJ kıyafetlerini çıkarmadan yatağa gireli bir-iki saat olmuştu. Bulunduğu parti mekânının uzak bir köşesinde ısrarla bir telefon çalıyordu. Rüyasında. Telefonu neden açmıyorlar diye düşünmeye başlamasıyla bir refleksle başucundaki dijital saatin tepesine vurmaya başlaması bir oldu. Birkaç defa saate vurduktan sonra zil sesi susar gibi olmuştu ama bu sefer de köpeği havlamaya başlamıştı. Onu tamamen uyandıran da bu ses oldu. Gözlerini ovuştururken saatin kaç olduğuna yarım açık tek bir gözle baktı, yatağa girmeden önce köpeğini dışarıya çıkarıp çıkarmadığını hatırlamaya çalıştı. Köpeği her sabahki gibi odanın eşiğinde değil, şarjda olan cep telefonunun dibinde durmuş havlıyordu. Telefon tekrar çalmaya başladı. İstemeye istemeye telefona yaklaştı, ama kardeşinin aradığını görünce hemen açtı. Önce hıçkırıkları duydu sonra boğuk sesi. DJ’in kardeşi, “Babamızı kaybettik,” diyordu.
Büyük şehre gelmek üzere yıllar önce terk ettiği eve doğru yola çıktığında henüz sabah trafiği başlamamıştı. Yanında köpeğinin olması bir kardeşinkine denk gelebilecek, sessiz ama anlamlı bir destek veriyordu DJ’ye. Feribot sırasına girdiğinde artık ikinci kahvesini de bitirmiş olduğu için ilk şokun etkileri hafiflemiş ve yerini göğsünde hissettiği koca bir yumruğa bırakmıştı. Ağlayacaksam şimdi arabada ağlayayım diye içinden geçirdi, ama göz yaşları gelmiyordu bir türlü. Belki de şok devam ediyor diye düşündü DJ. Annesini gördüğü anda, ona sarıldığında güçlü olması gerektiği aklından geçiverdi. Ama kimi kandırıyordu, işte tam da o anda ağlayacaktı.
Feribot denize açıldığında DJ’in de içini bir esinti kapladı sanki. Bu duyguyu tanımlamaya çalışır gibi olduğunda kendini arabadan dışarı attı. Dalgalara odaklanmış bir şekilde ve ne kadar zaman geçtiğinden habersiz öylece dururken yanı başında birisinin boğulurcasına öksürdüğünü duydu. Endişe dolu bir bakışla kafasını çevirmişti ki, bir adamın kendisine paketten sigara uzattığını gördü. “Yok, ben kullanmıyorum, sağ ol,” demişti ki DJ, adam, “Bak zaten çakmağı kamyonda unuttum galiba,” deyip yanından ayrılıverdi.
Kamyon Şoförü DJ’in yanına döndüğünde, “Nerede kalmıştık?” deyip paketi yine DJ’ye uzattı ve ekledi. “İç bir tane, ihtiyacın varmış gibi gözüküyor.” DJ bir an duraksadı ama yine de eli pakete uzanmıştı. Birkaç saniye sessizliğin ardından Kamyon Şoförü, “Hiç uyumadın galiba, gözlerin kan çanağı olmuş,” diyerek DJ’e baktı. Cevap gelmeyince, “Uykusuz şoför gördüğümde söyleme ihtiyacı duyuyorum,” diyerek devam etti. DJ hâlâ sessizdi. Kamyon Şoförü, “Peki, nasıl istersen,” demişti ki, DJ ağzından hiç çıkamayacağını düşündüğü o cümleyi söyledi: “Babam vefat etti.” Kamyon Şoförü önce bir iç geçirdi, sonra nefes verircesine, “Başınız sağ olsun, Allah rahmet eylesin,” dedi. DJ sadece kafasını sallayabildi. “Gel sana bir çay ısmarlayayım yukarıda, içimden geldi,” dediğinde Kamyon Şoförü bir bahane uydurmak istedi. DJ onun arkasından merdivenleri yavaş yavaş çıkarken buldu kendini. Çaylarını içerlerken Kamyon Şoförü, “Böyle bir haber alınca insan insanla birlikte olmak istiyor, yalnız kalmak iyi değil,” dedi. DJ o anda hiç tanımadığı bir insanın boynuna sarılmak nasıl olurdu diye düşündü ve “evet, haklısın” diyerek usulca cevap verdi. Kamyon Şoförü, yine sessizliği bozarak, “Ben yalnızlığa alışığım, daha doğrusu kendimle olmaya öyle bir alışmışım ki, yalnız olduğumu hissetmiyorum artık. Hatta karım, çocuklarım, anam, rahmetli babam bile benimle birlikteymiş gibi hissediyorum. Yoksa bu yollar çekilmez,” dedi. “Tabii bir de müzik olmazsa,” diye ekledi. DJ müzik kelimesini duyar duymaz aslında hayatında kendisini yalnız hissettirmeyen tek şeyin müzik olduğunu düşündü. Büyük kalabalıklar önünde müzik yapmanın, o coşkuyu hissetmenin nasıl da yaşama sevincini oluşturduğunu. O kalabalığın içinde bile yalnız hissederdi eğer müzik olmasaydı. Arkadaşlarıyla birlikteyken yalnızdı. Kız arkadaşıyla birlikteyken de yalnızdı. Ailesi ile birlikte. Kardeşi ona babasının vefatını söylediği, insanlarla birlikteyken de. “Yine düşüncelere daldın, bu kadar dalma çocuk,” dedi Kamyon Şoförü birden. “Çok yolun yok umarım.” “Yok, yok,” diyebildi DJ. Kendisini düşünenin bir yabancı olması ona bir anlığına da olsa yalnız olmadığını hissettirmişti. “İyi o zaman, kal sağlıcakla,” dedi Kamyon Şoförü ve ışınlanmışçasına yok oldu sanki DJ’in yanından.
Herkes araçlarına doğru yöneldiğinde DJ bu yabancıyı aslında çok iyi tanıyormuş da tesadüfen karşılaşıp ayrılırken üzülüyormuş gibi bir duyguya kapıldı. Bir müzik melodisinde aynı titreşim içinde olan notaların bir araya gelmesi gibiydi çok kısa süren sohbetleri. Hem çok tanıdık hem de birbirinden bağımsız. Hem yalnızlık barındıran hem de birliktelik, teklik. Baba evine vardığında, onu nasıl bir yalnızlık bekliyor olacak diye düşündü DJ. Acılı yüreklere dokunabilecek miydi? Onlarla göz göze gelebilecek miydi ağlamadan? Birbirlerine sarıldıklarında acıları hafifleyecek miydi? Peki onlar DJ’yi anlayabilecekler miydi? Duygu seli yoğun olmaktan çıkıp basit ve anlaşılır olmaya geçebilecek miydi? Kabulden sabıra nasıl geçilecekti? Araçlar feribottan inip yola çıktığında kafasındaki soruları kovalamaya çalışıyordu DJ. Dikiz aynasından bir an köpeğine bakıp gülümsediğini fark etti. İçi sevgiyle doldu. Hemen ardından yaklaşmakta olduğu kamyonun arkasındaki yazıya gitti gözleri ister istemez: Kendini farklı sanan yalnızlığa mahkumdur.A






