Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Kasım 2023

Söyleşi

Doğu Yücel: "Okumak kadar yazmak da iyi gelir insana."

Ayşe Yazar

Paylaş

0

0


Hikâye boyunca görüyoruz ki, her karakter, kendisine uzak hayatlarla tanıştıkça kendilerini daha iyi tanıyorlar, kendi özlerine daha da yaklaşıyorlar.

Ayşe Yazar: Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabına pek çok okur tanımı yaparak başlar. Siz okurunuza “yabancı” hitabıyla seslenerek başlamışsınız. İlerleyen sayfalarda okurlarınız Marvel filmlerindeki süper kahramanlar ya da zihin okuyan zaman yolcusu gibi vasıflandırılabiliyor. Okurlarınızı seçme şansınız olsaydı sizi kimler, hangi vasıflara sahip okurlar okusun isterdiniz?

doğu yücel uzak düryalarDoğu Yücel: Evet, “Merhaba Yabancı” diye okura seslenerek başlamak istedim. Çünkü biz yazarlar kitaplar aracılığıyla çoğunlukla tanışmadığımız, yani bize “yabancı” insanlara hikâyeler anlatıyoruz. Bu aynı zamanda kitabın konseptiyle de örtüşen, yapısına uygun bir açılış. Sonrasında ise çaktırmadan genç okurlara kitap okumak eyleminin “büyülü” tarafından bahsetmek istedim. Kitap okuyarak ve hayal güçlerini çalıştırarak başkalarının zihinlerine girebileceklerini, düşüncelerini okuyabileceklerini, geçmişteki insanları tanıyabileceklerini anlattım. Diğer sanatların edebiyat kadar başaramadığı işlevlerdir bunlar. Kitaplarla çok sevdikleri süper kahramanlar gibi zihin okuyabilir, zamanda yolculuk yapabilirler…

AY: Uzak Dünyalar adı hem “misafir” ile hem de Arda ve Dicle ile bütünleşebiliyor. Bu uzak dünyalar, sizi ve okurlarınızı düşündüğümüzde kimleri alıyor çerçeveye?

DY: Uzak Dünyalar, aslında birbirine uzak kültürleri, coğrafyaları temsil ediyor. Farklı kültürler bir araya gelirse neler olur, bu iyi bir şey midir, yoksa bazı negatif sonuçları doğurabilir mi gibi soruların yanıtlarını arıyoruz. Uzaklardan iki misafirimiz var, biri Diyarbakır’dan Dicle, diğeri çok daha uzaklardan, buralara çok daha “yabancı” biri… Ama tabii hikâyenin perspektifine göre misafirlik kavramı yer değiştirebilir, Dicle’ye göre de Arda bir “misafir” belki de. Hikâye boyunca görüyoruz ki, her karakter, kendisine uzak hayatlarla tanıştıkça kendilerini daha iyi tanıyorlar, kendi özlerine daha da yaklaşıyorlar.

AY: Kitabın anlatıcısı ve zaman zaman bir şeyler yazan karakteri Arda, kendini tanıtırken “…eski, yeni, her daim öğrenci birey.” İfadesini kullanıyor. Kimliğimizde, karakterimizde bunca iz bırakan öğrencilik hakkında neler söylersiniz?

DY: Onu tabii bir bıkkınlıkla söylüyor karakterimiz. Öğrenciyken okulun hiç bitmeyeceğini düşünürsünüz çünkü, bazen tek bir ders bile sonsuza uzar gibi olur, saatin yelkovanı kımıldamıyor gibi olur! Açıkçası öğrenciyken eğitimden hoşlanmazdım, Hayalet Kitap isimli romanım tamamen bunun üzerinedir. Bu tabii bizdeki ezbere dayalı eğitim sisteminden kaynaklanıyor. Yoksa, eğitim, bilim elbette çok önemli. Ve hayat boyu devam etmesi gereken bir süreç…

AY: Batu’nun Dicle’ye yaptığı bir hareket sonunda Dicle’nin sırrının ortaya çıkması sonrasında Arda, bir çeşit vicdan muhasebesi yapmak için Gençlik Kampı’nda buluyor kendini. Gençlik Kampı’ndan dönüşte gerçeküstü ögeler beliriyor Arda’nın algı dünyasında. Edebiyatta bilimkurgu türünde ya da sürrealizm anlayışıyla yazmak da Arda’nın bir türlü susturamadığı vicdanı gibi bir eğilim sebebiyle olabilir mi?

DY: Aslında kitabın dünyasına göre orada olup biten gayet gerçek. Sürreal diyemem. Ayrıca kitaptan çıkarsak, günümüzde de olabilecek bir şey olduğunu düşünüyorum. Her an uzak bir medeniyetten bir yolcu gelemese de bir araç gelebilir. Bunun nasıl mümkün olabileceğine dair bazı fikir yürütmeler de var kitapta, aracın bazı teknik özellikleri ve yakıt olarak ne kullanabileceğine dair teoriler de geçiyor. Bu kitabı yazarken gençken okuduğum Jules Verne kitaplarından esinlendim. Verne’in eserleri bazen çocuk-gençlik macera kitapları gibi görülse de bilimsel tarafları sağlam olan eserlerdir. Kısacası Arda bazen olayları hayalperest saflığıyla abartarak yorumluyor olabilir ama okuduklarımız kitabın evreni içinde tamamen gerçek ve mevcut fizik kuralları dahilinde.

AY: Arda’nın anneannesiyle vedası okur olarak beni sarstı. Yazdıklarını temize çektikten sonra bıraktığı yerde anneannesine duyduğu sevginin izlerini buldum. Kitapta bu yeri seçmenizle ilgili sebep ve kitabınızda yer verdiğiniz Nuri Bilge Ceylan’ın film yapmayı benzettiği durumu düşününce, sizin bir yazar olarak vedalara, yazmaya ve üretmeye dair düşüncelerinizi merak ettim.

DY: Kitabın yan hikâyesi gibi görünse de kalbi sanırım tam olarak orada atıyor. Anneannem aynı zamanda çok yakın bir dostum gibiydi, ölümünden yirmi yıl sonra bu romanda bana esin kaynağı oldu. Ama bunu biraz da babamın ölümünden sonra yaşadığım kabullenmeyişle, onun mezarına çok uzun zaman sonra gidebilmem ile karıştırdım diyebilirim. Vedalar da, veda edemeyişler de edebiyatın önemli damarlarındandır. Geçmişte kalmamak, ilerleyebilmek gerekir ama bu hiç de kolay değildir. Başkalarının böyle anlarda tam olarak ne hissettiğini sadece kitaplarda okuyabiliriz. Okumak kadar yazmak da iyi gelir insana. Uzak Dünyalar bu anlamda günlük tutma ve mektup yazma geleneğini de hatırlatıyor diye düşünüyorum. Hatta bu geleneksel eylemlere bilimkurgusal bir açılım getiriyor, diyebilirim.

doğu yücel uzak dünyalar

AY: “İnsan kendi hayatında heyecan, macera, aksiyon olunca filmlere ihtiyaç duymuyor.” Arda’nın bu sözü, bir yazarın yaşamı için ne ifade eder?

DY: 2000 yılından beri fantastik, korku ve bilimkurgu öğeleri içeren öyküler yazıyorum. Kitabın o bölümünü yazarken şunu düşündüm: Gerçekten böyle gerçeküstü ve intergalaktik varlıklar hayatın bir parçası olsa yine yazar mıydım, diye. Herhalde yazmazdım, diye düşündüm, çünkü o zaman onlar da sıradanlaşacaktı. Bu tip düş gücü yüksek öyküleri yazmamızın ve okumamızın, bu tarz filmler izlememizin arkasında hayatın sıkıcılığını ve monotonluğunu kırma amacı yatıyor. Öyle bir maceranın parçası olursanız bu defa filmler sıkıcı gelir size. Bu ikilemi sevdim ve kitapta birkaç cümleyle yer verdim, yakalamanıza sevindim.

AY: Kitapta sık sık rastladığımız diyaloglar, olayların seyrini belirlemenin yanında karakterlerin detaylandırılmasını ve kitabın katmanlı yapısını da destekliyor. Konuşmaların çok azaldığı ve sığlaştığı günümüzde, edebiyatta böyle keyifli diyaloglara rastlamak sevindirici. Diyaloglara geniş yer verme üslubunuz üzerine konuşmak isterim.

DY: Aslında en başta gençler daha çok telefonlarıyla, tabletleriyle, akıllı saatleriyle takılırken romanın yapısı daha çok düzyazıdan oluşuyor. Ne zaman ki Dicle geliyor, gençler kabuklarını kırıyor, dertlerini, düşüncelerini paylaşmaya başlıyorlar ve bir noktadan sonra konuşmalar artıyor. Senaristlikle de iştigal ettiğim için diyaloglara çok önem veriyorum. Karakterleri kağıt üzerinde canlı kılan başlıca unsurdur bence diyaloglar. Bir karakterin dış görünüşünü, halini tavrını sayfalarca anlat, okurda bir şey uyandıramayabilirsin, derken o karaktere bir cümle bir söz söyletirsin, birdenbire ete kemiğe bürünür.

AY: Misafirin Alaçatı’yı seçmesi, Batuhan ve babasının değişimi, Arda’nın, Dicle’nin telkini ile tuttuğu defter… Bütün bunlar ve kitaptaki çoğu çatışma, seçimlerimiz üzerine okuru yeniden düşünmeye ve onu kendi macerasının öznesi olmaya yüreklendiriyor. Köprü Kitaplar’ın okur kitlesini düşündüğümüzde, Uzak Dünyalar’ı okuyan genç okurlar hangi değişimleri yaşasınlar isterdiniz?

DY: Kitaptaki karakterlerin yaşadığına benzer değişimlerden geçseler mutlu olurum elbette.

Batuhan önyargısından arınıyor mesela kitapta. Dicle korkularının üstüne gidiyor. Ege kekemeliğini, Sedef sahne korkusunu yeniyor. Anlatıcımız Arda ise en çok değişimden geçen kişi, hem Batuhan’a duyduğu öfkeyi dizginliyor hem anneannesinin ölümünü kabulleniyor hem de aşkını yüksek sesle söylemeyi başarıyor. Her karakter kendilerine koydukları bir engeli aşıyor. Uzak Dünyalar’ın bu anlamda çok mesaj var, hiçbirini didaktik bir şekilde gençlere dayatmak istemedim ama bir abileri olarak da birkaç yerde karakterlerin aracılığıyla onlara bazı telkinlerde bulunmuş olabilirim. Yazarların vardır böyle bir huyu!

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İyiliğin ve Sevginin Görünümüne Bürüne..Aynur Kulak
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

18 Şubat 2026

Geveze Bir Romana Dair Geveze Bir Yazı

Adalet, devletin temeli olduğu kadar vicdanlarımızın da temeli. Maalesef bu kavramı kaybetmek çok pahalıya mâl oluyor. Kefaret benim için temelde bunu anlatan bir roman.Artık emekli olduğuma göre öğretmenlik anılarımı da doya doya anlatabileceğimin idrakine yeni..

Devamı..

AI ihracat savaşları başladı, yerli ce..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024