Süt kokuları, dumanı üstünde bulgur pilavı, elma ağaçlarının kokularından zahter kokularına dek uzanan duyusal atmosfer gerçekliğin halkalarını genişletmeye devam ediyor. Kulaklarda acıklı bir türkü veya sığırcıkların ötüşmesi kalırken çaresizliğin sessizliği de derinleşiyor. Türkkan, geleceğe dair umut vadeden bir yazar olarak düşsel loşlukta ayakları yere sağlam basan öyküler kuruyor.
Deniz Ceren Türkkan 1998 Rize doğumlu gencecik bir yazar olmasına rağmen farklı öykü yarışmalarında ödüller aldı. İlk kitabı Düş Mesafesi İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. Kitapta da yer alan “Un Helvası” adlı öyküsü 2019 Fakir Baykurt Öykü Yarışması’nda yetişkin kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldü. Türkkan sekiz öyküden oluşan bu kitapta aile, devlet, toplum ve kurumların arasında var olmaya çalışan insanların, özellikle kadınların bitmek bilmeyen sancısını somutlaştırır. Öykülerdeki güçlü kadın karakterler düzene muhalif sesler yükseltir. Yenilgileriyle var olabilmeyi başarmış karakterlerin keskin çığlıkları, folklorik tınılar eşliğinde geçmişin uğultuları arasından yükselir. Anlatının içinde harmanladığı toplumsal sorunlar, diyaloglar vasıtasıyla okuru sahici bir mekân ve atmosfere sürükler. Ölüm ve şiddet gibi temalarının filizlendiği öyküler varoluşsal bir arayışı içinde barındırır.
Türkkan’ın öykülerini okurken bu kadar genç bir yazarın böylesine başarıyla kurduğu dil dikkat çekiyor. Türkkan, üzerinde çalışılmış karakterleri ve duyguları marifetle işleyerek sımsıkı bir metin oluşturuyor. Güçlü betimlemeleri ile körelen bilincimizi uyararak “analık, babalık, Anadoluluk, kadınlık, ötekilik” gibi kavramları metinlerinin eksenine koyuyor ve silik benlikleri aşarak geleceği kurguluyor. İçeride bir yerde biriktirilen sessizliklerin gürültülerinin duyulmasını sağlıyor. Sayfalar ilerledikçe üst üste konulan öykülerde, dijitalleşen çağın ötesinde, birbirine dokunan karakterler kanlı canlı bir anlatıya olanak sağlıyor. Kitap, gelenek ve görenekler, kırsal hayat izleri gibi kaybedilen bazı naiflikleri hatırlamaya aracılık ediyor.
“Un Helvası” hikâyesinde Müezzin Necmi'nin “ikinci karısı”, “dişlenen memeleri” ile “on altılık” Meryem karakteri üzerinden kuma sorununa değiniyor. Bunu yaparken, birey olma sancısı çeken, aklı Gül'ün “sarı yazması”nda kalan Meryem karakterini de derinleştiriyor. “Ezelden beridir dövülen”, “çimen yeşili gözlü” Ahizer ve Meryem'in paylaştıkları sır, un kavrukluğunda bir kadın dayanışmasına örnek. Meryem ve Ahizer'in bir hamamlıkta paylaştıkları sırları bilindik bir temanın sıra dışı finali ile son buluyor. "Düş Mesafesi" adlı öyküde Halil’in hayal ve gerçek arasındaki yolculuğuna sürüklerken, “türkü sevmeyen” birinin öldürdüğü Amed’le yalnızlaşan bir halkın ve gülüşleri silinen kadınların portresini çiziyor. Hikâyeye ismini veren "Kedili Ev"de yaşayan Çirkin’in mahalle sakini çocukların hayal güçleriyle ötekileştirilmesini gözler önüne seriyor. “Kuyu” hikâyesinde Yusuf’un çaresizce aradığı aşkını irdelerken kardeşleri tarafından kuyuya atılan Hz. Yusuf’a ve babası Yakup’a atıfta bulunuyor. Acının hazza, hazzın acıya dönüşünü bir kuyu metaforuyla okuyoruz. "Düğüm"de bir kaza sonrası anne babasını kaybedince anneanneleri tarafından büyütülen çocukların inanç sorgulamaları birey üzerinden topluma uzanıyor. Günahkâr kadınların kahve telvelerini, ülkenin farklı bölgelerinde geçen bilindik hikâyeleri anlatıyor. İnsanlığın hem karanlık hem de aydınlık yüzünü toplumsal meseleleri odağına alarak kişisel çatışmalar vasıtasıyla ustalıkla sunuyor.
Türkkan, öyküleriyle düş mesafesini aşıp gerçekleri anlatıyor ve bunu abartmadan, tokatlamadan yapıyor. Akışkan, yaşamın içinden ayıklanarak kurulan hikâyeler, düş kırıklıklarını, düş oyunlarını, dilin tüm zenginliğiyle gözler önüne seriyor. Karakter derinliklerinin yalın anlatımla sunulması yazarın kurmacadaki başarısında en büyük etkenlerden biri. İncelikle kurulan duyusal bağlarla soluyan karakterler tüm kitaba yayılıyor. Süt kokuları, dumanı üstünde bulgur pilavı, elma ağaçlarının kokularından zahter kokularına dek uzanan duyusal atmosfer gerçekliğin halkalarını genişletmeye devam ediyor. Kulaklarda acıklı bir türkü veya sığırcıkların ötüşmesi kalırken çaresizliğin sessizliği de derinleşiyor. Türkkan, geleceğe dair umut vadeden bir yazar olarak düşsel loşlukta ayakları yere sağlam basan öyküler kuruyor.






