Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Nisan 2018

Ne Haber

Eda Yavaş • Deli Yalnızlık

Eda Yavaş

Paylaş

37

0


Sokağı izliyor. Yüzü solgun. Birden, “Bazıları hâlâ burada, niye görüyorum onları bilmiyorum, gidemediler herhalde,” deyiveriyor. Yüzüne uzun uzun bakıp kimin gidemediğini anlamaya çalışıyorum. Nafile bir çaba. Bir cesaret kim gidemedi diye soruyorum. Sesim çatallanmış. Kendime iyice yabancı. “Ölenler işte.” Yeniden sessizlik. Ses çıkarmaya, sesimi duymaya takatim yok. Boğazımı temizliyorum, duyduklarım normalmiş de cevap verecekmişim gibi. “Mesela şu bahçede bi abi var, bak şurda elindeki süpürgeyle bahçeyi süpürüyor.” Bahçeye bakamıyorum. "Nasıl anladın onun ölü olduğunu peki?" “Yüzü daha soluk, renksiz gibi. Kimseyle göz göze gelmiyor ama beni biliyor. Zaten bu da oyunun bir parçası, sen de oyunun içinde olduğun için biliyorsundur.” Bu haliyle yeni tanıştık. Kim bilir benim içimde kimler var henüz tanışmadığım. Ama şu an kendi delirme ihtimalimi düşünecek durumda değilim. Kardeşim avuçlarımdan kayıp gidiyor, ben hiçbir şey yapamadan bakıyorum. Bir daha gözümüzden yaş gelene kadar hiç gülemeyeceğiz belki. Niye o delirdi de ben delirmedim acaba? Annem yıllarca, sen büyüksün kızım kardeşine göz kulak ol, dedi diye mi? Yoksa bitip tükenmezliğini marifet saydığım sorumluluklarım yüzünden mi? Bir kardeşin olması delirme eşiğine hiç yaklaşmamak için tek nedendir belki. Neyse ne, delirme hakkımı elimden alan bu dünya şimdi yansın kül olsun, bir türlü göndermediği ölüleriyle beraber. Gök mü gürlüyor uçak mı geçiyor anlamıyorum. Gökyüzü soluklaşmış, belki o da ölmüştür de bizimle göz göze gelmediğinden bilmiyoruzdur. Yanından kalkıyorum. O, saçaklı tülün ardından sokağa bakmaya devam ederken iki eliyle tuttuğu bardakla sütünü içip ağzına sığdıramadığı kalın galetaları kemiriyor. Bu sefer, “Aa babam karşı apartmanın balkonuna saklanmış,” diye çığlık atıyor. Daha fazla dayanacak gücüm yok. Tezgâha doğru dönüp ağlamaya başlıyorum. Bir yağmur başlıyor inceden. Yok gökyüzü daha ölmemiş demek ki, soluk benizli olabilir ama ölmemiş işte. Yağmur o an en yakın arkadaşım, tam ihtiyacım olan bir el omzumda. Yağmur yağarken hayat, kocaman bir geminin açık denizde süzülmesi kadar dingin. Az kaldı sizi de alacağım gemiye diyor sesi. En son ne zaman normal olduk ki biz. O sakin sakin süzülen hayatlara hep kıyısından bakmadık mı. Babamın bizi vapura bindirdiği gün geliyor gözümün önüne. Kendi binmemiş, annem kardeşim ve ben babamdan hızla uzaklaşıyoruz. El sallasam mı diye çekindiğimden eliyle başımın üzerini tutan anneme bakıyorum. Dalgın dalgın denize bakıyor. Hastalığından henüz kimsenin haberi yok. Havada var olmayan bir zemini temizler gibi parmaklarımı birbirine yapıştırıp el sallıyorum babama. Babam görmüyor olacak ki el mel sallamıyor bana. Bu onu ilk terk edişimiz, sonradan gitmelere alışacağız, o zaman da ben el sallamayacağım. Babam da oyunun içinde diyen sesiyle irkiliyorum. Vapur, Kadıköy, birazdan bineceğimiz tramvay soluklaşıyor. Geçmiş de ölüdür ve umarım o soluk haliyle kimselere görünmüyordur. Yanına oturup karşı balkona bakıyorum, "Hani," diyorum, "nerde babam?" Ben de görsem benim aklım da silinse gitse. "Göster hadi babamı," diyorum. “Ben bakınca saklanıyor ama orada çünkü beni gözetliyor,” diyor. Yok geçmiş ölmemiş. Kardeşimin çocuk kalan aklında kanlı canlı yaşıyor. Allah belanı versin baba. Her ne cehennemdeysen Allah orada belanı versin. Teyzem mutfağa geliyor, yağmurun dindiğini fark ediyorum. Nasıl bir suratla bakıyorsam, "Kalk bir yüzünü yıka," diyor. Dünya işlerine dermanım yok. "Banyo ne taraftaydı teyze." Koridorda soldaki ikinci kapıymış. Sabah çişe girmiştim eve girer girmez, ama normal giremediğimiz için unutmuşum. Normal yaşamadığım bu hayatı da bir gün bu banyonun yeri gibi unuturum umarım. Yüz temizleme kremleri, uç uca geçmiş tel tokalar, bir küçük hasır sepetin içine özenle dizilmiş pamuk parçaları çamaşır makinesinin üzerinde. Teyzem eskiden nasılsa öyle. İnsan dünyanın öbür ucuna da kaçsa ardında bıraktığı hayat bazen sadece bir hasır sepette filizleniyor yeniden. Dağıttığımız düzeni bildiğimiz yerden mi toplamaya başlarız hep. Ben nerden başlayacağım. Aynaya bakınca dünden kalan rimelin yüzüme bulaştığını görüyorum. Halime acıyıp aynaya baka baka biraz daha ağlıyorum. Lavaboya siyah siyah damlalar dökülüyor. İnsan acıdan kıvranırken gözyaşları işte tam da bu renk olmalı. Sevincin gözyaşıyla bir olamaz bu damlalar. Yüzümü temizleyip biraz daha kalıyorum banyoda. Dışarıdaki hayat ne kadar geç başlasa o kadar iyi. Teyzem bir elinde ilaç torbası, kardeşimin koluna girmiş, mutfaktan çıkıyor. İlaçları verdim diye işaret ediyor. İlaç seremonisindeki ‘‘sen de bu oyunun içindesin”lerden beni kurtardığı için minnet duyuyorum teyzeme. Birazdan uyuyacak kardeşim. Allahtan uyku yapıyor ama geceleri zamansız uyandırıyor bu ilaçlar. "Biz niye delirmedik teyze," diyorum, kardeşim uykulara giderken. “Bizim öyle bir lüksümüz yok canım, biz sağlıklı olması gereken taraftayız. Onun da bazı bedelleri var işte,” diyor. “Ceza gibi mi?” “Yok görev gibi. Olan biteni kafadan kontaklara normalleştirmek bizim görevimiz,” diyor. Hiç ummadığım bir kahkaha atıyorum. "Kafadan kontak nedir teyze ya!" “Evet evet hiç gülme, hepsi kafadan kontaktı annen de baban da, ondan böyle oldu bu çocuk ama merak etme düzelir.” “Düzelir mi sahiden?” “Düzelir tabii düzelmeyip n'apacak.” Bir an ümit doluyorum, sonra yine kararıyor içim. “Peki bugünlerin yaşanmış olmasını atlatabilecek miyiz?” “Unutur delirdiğini, unutmasa da unutmuş gibi yapar akıllı çocuktur o, bakma şimdi böyle olduğuna, biraz dinlendiriyor kendini, gelir yanımıza sonra.” Yağmur gece de devam ediyor. Elini tutup tekrar tekrar uykuya gitmesine yardım ediyorum kardeşimin. Odanın ışığı bir an azalır gibi oluyor. Yağmurdan elektrik mi gidecek yoksa. Dur ben bir mum bulayım deyip yerimden kıpırdayınca elimi sıkıyor. “Gitme gitme, annem gelmiştir, burdaysan işaret ver," dedim, "onun işareti bu. Cennettekiler ışıkla haber veriyor geldiklerini.” Uyduruk avizenin içinde gittikçe cılızlaşan ışığa bakıyorum. Kardeşimin içi rahat. Annesiyle de konuşmanın yolunu bulduğundan huzurla yumuyor gözünü. Ben kalıyorum o cılız ışıkla. "Burda mısın anne?" Işıkta hiçbir oynama yok. Derken tamamen kararıyor ortalık. "Ben de çocuğun değil miyim, benimle niye konuşmadan gidiyorsun?" Ağlayacak halim kalmamış ama durduramıyorum kendimi. Böyle karanlık böyle yalnızlık olmaz. Teyzemin odasında yaktığı mumun ışığı vuruyor kapının camına. Gözümdeki yaş alevi sağa sola genişletip büyütüyor. Kendinden başka dermanı olmaz mı insanın. Evet, ayakta durmanın bir bedeli varmış, iyice anladım. Sağlıklı kalmanın. Bakkala gidecek kadar ehliyete sahip olmanın. Ne cennetten gelip, buradayım sen merak etme diyen bir annem var, ne de hangi cehennemin dibinde olduğunu bilmediğim babam beni balkonlardan gözetliyor. Bedeli bu işte, annesiz babasız kardeşsiz koca bir yalnızlık.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Art Nouveau Eserlerinin Vazgeçilmezi Ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Toprak Işık

14 Mayıs 2025

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa K..

İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. İsviçreli yazar Peter Stamm’ın, Gece Mavisi Bir Saatte adlı eserini Ufuk Tonka Türkçeleştirmiş ve Tudem markası altında yer alan Delidolu Yayınları ülkemiz okuru i..

Devamı..

Ölümle Randevumuz Var

Cüneyt Ayral

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024