Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Ekim 2017

Öykü

Emel Altınay Yılmaz • Çocuk ve Ben

Emel Altınay Yılmaz

Paylaş

41

0


Yol kenarındaki tek camı olan evin önünde duruyor, tahta kapısına dokunuyorum. Yıllar sonra eski bir dost eli tutuyorum sanki. Avucumun içi sıcacık. Başımı uzatıp içeriye bakıyorum. Boyum kapıyı aşmış. Eskiden koşup yorulduğum bahçe şimdi iki adım görünüyor. Yalnız boyum mu büyüdü? Hayallerim, düşlerim... Sahi ne oldu benim hayallerime? Küçük bedenimde büyük hayallerim vardı. Ya yaşama sevincim? O da buralarda kalmış olabilir mi? Önce mahallemde geziyor dalgın dalgın gözlerim. Sonra gelip bu beyaz evde kalakalıyor. Derin nefes alıyorum. O sırada karşı dükkânın kapısında bir adam beliriyor. – Buyrun birine mi bakmıştınız? – Pardon eve bakabilir miyim, diyorum parmağımla küçük evi göstererek. Adam bir bana bir de eski eve baktıktan sonra anlam veremeyerek, – Tabii, diyor. Hâlâ şüpheli bakışlar atarken elimdeki fotoğraf makinesini gösteriyor, – Gazeteci misin abla, diye soruyor. Gülümüsüyorum. – Yok değilim. Konuşmaya devam ediyor. – Geçen gün belediye yetkilileri gelip inceleme yaptılar. Buralar kentsel dönüşüme girmiş. Evlerin hepsini yıkıp yerlerine kocaman apartmanlar yapacaklarmış. Canım çok sıkılıyor. Adamın ağzının ortasına elimdeki makineyi vurasım geliyor. Üstelik apartman derken ağzının suyunu akıtıp tükürüğünü zaptedememesi midemi bulandırıyor. Yavaşça başımı sallıyorum dinlermiş gibi. Baktım susmayacak hemen lafa giriyorum. – Girebilir miyim içeri? – Neden? – Çocukluğuma bakıp çıkacaktım da. Yüzüme boş boş bakıyor. Böyle bir cevap beklemediği için şaşkın. Beni deli mi sanıyor? Bir an önce bu adamdan kurtulmak istiyorum. Hemen ekliyorum. – Biz yıllar önce burada oturmuştuk. Adam rahatlıyor gibi, yine de benden tam emin değil. – Öyle mi? Elini cebine atıp bir sıra anahtarlık çıkarıyor. Yanıma gelip asma kilidi açıyor bir yandan da beni süzüyor. Ne laubali adam, diyorum içimden, biraz kenara çekiliyorum. Kapı gacır gucur açılıyor. – Gel abla. – Ben hallederim, siz işinizden olmayın lütfen. Çıkarken seslenirim gelir tekrar kilitlersiniz kapıyı. – Olur, diyor ama pek hoşuna gitmedi söylediklerim. Kapının önünden çekilmesini bekliyorum. O sırada karşı dükkândan bir çocuk sesleniyor. – Kâmil Usta, telefon! İçimden bir oh! çekiyorum. Kurtuldum bu heriften. Dükkânına doğru giderken hâlâ konuşuyor. – İstediğiniz kadar durursunuz. Yalnız çıkarken kapıyı hızla çekerseniz iyi olur. Malum eskidiğinden tam oturmuyor yerine. Ya da bana seslenirsiniz gelir kaparım. Teşekkür edip giriyorum içeri. Bahçe kapısını içerden sıkıca kapıyorum. Nihayet yalnızım. Kalbim hızlanıyor. Beyaz kireç sıvalı evin dış duvarında birçok çatlak oluşmuş. Aşınmış, yıpranmış. Yıllar ona da insafsız davranmış bana olduğu gibi. Dokunuyorum yaralarına... İç kapıyı açıp ardına kadar itiyorum. Her taraf örümcek ağı dolu. Yerdeki döşemeler kırılmış, boşluklar böcek ve fare yuvalarına dönmüş. Tam karşı duvarda asılı annemin tabaklarını sergilediği tahta raf. Öylece durup anılarla doluyorum. Hem çok mutluyum hem de tarifsiz hüzünlüyüm. Buğulu gözlerimde evim yavaş yavaş yaşanılası eski haliyle canlanıyor. Annemin dikişe gidip ilk parasıyla aldığı mavi renkli, tahta bacaklı sandalye orada işte. Banyomuz olduğu yerde duruyor. Üstüne tahta dayanak koyup minderle divan olan banyo. Kardeşimle çığlık çığlığa oyunlarımız, babamın akşam işten dönüşü, annemin nefis yemeklerinin kokusu. Derin nefes alıyorum o kokuyu tekrar duymak için. Yemek masasının alt demirine ip bağlayıp bebeğime yaptığım beşik. Köşede dolap içinde duran minik likör şişeleri, özenle yan yatırılmış kahve fincanları... Eve alınan televizyon. Mahallede tek bizde vardı. O yüzden her akşam evimiz gülüş cümbüş komşularla dolardı. Buzdolabı geldiğinde boynu bükülen emektar tel dolabı, etrafında toplandığımız bizi yuva yapan sıcacık sobamız... Şimdi bu köhne dört duvar arasına sıkışıp kalıyor. Zamanın kırk yıl öncesine akışı başımı döndürüyor. Kapının kenarına tutunuyorum. Sonra gözümün önündeki görüntüler tek tek kayboluyor. Evimin bu ıssızlığı, yaşlılığı, eskimişliği içime dokunuyor. Onu yalnız bırakıp gitmekte zorlanıyorum. Hızlıca göz gezdiriyorum son kez. Kapıyı kaparken masanın altında bebeğimi sallayan kendimle göz göze geliyorum. – Seni çok özlüyorum çocuk, diyorum. O ise küçük elini sallarken gülümsemekle yetiniyor. Ne güzel gülüyor, tıpkı ben...
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Zambak Kadar BeyazA. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

13 Mayıs 2025

Bir Mektup

Okuduklarım içimde birikiyor, büyüyor, içimde bir şeyler inşa ediyor, ben hepsini sana yazmak, seninle bunları konuşmak ihtiyacı duyuyorum.Sevgili dostum, Bu ara çok okudum, okuduklarımla ne yapacağımı bilemiyorum bazen, ben de sana bir mektup yazmaya karar verdim. Mektuplar hayatımızdan ç..

Devamı..

Toplumsal Gerçekçi Romanlar (Gerçekçil..

Kemal Gündüzalp

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024