Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Eylül 2022

Kitap

Enis Batur'u Okumak

Murat Erdin

Paylaş

2

3


Enis Batur’u yazmak daima eksik kalacaktır. Bu yüzden onu yazmaya yeltenmekten çok onu okumanın verdiği hazzı yaşamak hem daha konforlu hem daha kolay olacaktır.

Deneme türü ile tanışmam ve sevmem Montaigne sayesinde olmuşsa, bir deneme yazarı olmaya çalışmak için bitirmem gereken ev ödevlerini Salah Birsel ve Enis Batur koymuştur önüme. Batur’un sonsuz kültürüne sahip olmak onun seviyesine ulaşmak için yapılması gereken en önemli şey gibi geliyor bana. Ama sadece bu değil tabii. Onun gibi okumak ve onun gibi yazmak gerekiyor.

Enis Batur çok konuşmayı değil çokça susmayı ve sıkça yazmayı tercih ettiğinden ötürü mahrum bırakmıyor bizi yeni yazılarından. İyi ki de öyle yapıyor. Kuraklaşmış bir kültür-ortamında rastlayacağımız bir Enis Batur yazısı her şeye rağmen çöl zambağı görme sevinci yaratıyor insanda.

Neler öğrenmeyiz ki onun kitaplarından.

Mitolojiyi, şiirleri ve şairleri, adı sanı duyulmamış yazarları, ölümü ve hayatı, yemeyi ve içmeyi, siyasetin ve medyanın hiçliğini, sanatın sonsuzluğunu ve deneme okumanın güzelliğini. Bunlar Batur’un kaleminden kağıda, oradan ölümsüzlüğe dökülür. Onun satırları hem kendi hem de Türkiye’nin entelektüel güncesini oluşturur. Düş Kırpıntıları’nda Nurullah Ataç’ın öz Türkçe için verdiği mücadeleyi anlatırken sözü bu toprakların kendi yazarlarına vefasızlığına getirir. Okura Gülten Akın’ın vefatını anımsatır ve şöyle söyler: “Gülten Akın’ın ölümü birinci haber olmadıkça bu ülke çöktüğü yerden dikilemeyecektir.”

Yazara ve kitaba gereken saygıyı gösteren ülkeler böyle midir? Fransız gazetesi Le Monde’un Claude Lanzman’ın ölümünden sonra verdiği sekiz sayfalık eki Batur’un satırlarından öğrenir ve iki kültürün gelişmişlik düzeyi arasındaki farkı görürüz utanarak. Onun bir Modern Türk Edebiyatı Müzesi kurulması önerisi hala hayata geçmeyi beklemektedir.  

Tanpınar’ın fotoğraf merakını da Batur’un satırlarından öğreniriz. Üstadın boynunda fotoğraf makinesiyle muhtemelen Sarayburnu’nda verdiği poz, onun İstanbul’u sadece yazarak değil, fotoğraflayarak da ölümsüzleştirdiğini göstermektedir. Bu noktada Batur’un sorusunu anımsatmakta yarar var: “Tanpınar’ın çektiği fotoğraflar şimdi nerededir ?”

Askerlik yaptığı yıllarda onun adres olarak Tanpınar’ın Narmanlı Han’ını göstermiş olması göğsündeki nişan gibi parlayıp durur. Alacakaranlıkta El Yordamı kitabında bu kesişmenin belgesini de görürüz. 

Enis Batur’un okuduğum ilk kitabı Bu Kalem Bukalemun’dur. İlk baskısını 1988 yılında yapan kitabı hangi yıl okuduğumu anımsamıyorum. Ama deneme türünün en iyi kitaplarından birini okuduğumu düşünmüştüm mutlulukla ve o günden sonra Enis Batur daima hayatımda oldu. Fransız Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir söyleşiye davetli  olarak katıldığımda Yiğit Bener ile birlikte Enis Batur’la da tanışmıştım. Gür sakalının ardından susarak izliyordu salonu. Bir denemesinde  “Ben az konuşmuyorum, çok susuyorum” demiştir. O gün de öyle yaptı.

Batur bir sorundan yola çıkarak hemen her gün bir düşünce alıştırması yapar. Bu bazen bir fotoğraf, bazen bir film ve bazen de bir kitap olur onun için. Bazen piyanonun siyah tuşları için bir beste yapar. Bazen tütün içmenin yararlarını anlatır. Bazen de bir libretto dinler okurla birlikte. Yazısına notalar ve harfler siner. İyi deneme harf kokar, kâğıt kokar. Onun denemeleri de öyledir. Kokusunu alsanız da göremezsiniz yazıyı. Öylesine yalın yazar ki harf kullanmadan yazmış sanırsınız.

Enis Batur’un Ara Güler ile yaptığı sohbet olağanüstü bir İstanbul yazısıdır.

Ara Güler Enis Batur’a İstanbul’u tanımlarken “İstanbul bin çekmecesi olan bir deli saraylıdır. Ama onu açan adam ne olduğunu bilirse gördüğünün mücevher olduğunu anlar. İşte onu anlayacak adam artık yoktur” der İstanbullu kimliğinin yok olduğunu vurgularken.  Batur dinler ve ekler: “Yalnızca kendine özgü estetiği silinmedi İstanbul’un, iklimi bozuldu, damarları tıkandı, nefes alma olanakları elinden alındı.”

İstanbul’un düştüğü acıklı durumu kentin her halini bilen ve gören iki aydından daha iyi kim anlatabilirdi ki?

 Enis Batur’un günümüz insanının iletişim sorunu hakkında yazdıkları da dikkate değerdir. Andrey Tarkovski’nin 1986’da günlüğüne yazdığı bir notu aktarır Batur: “Haberlere boğuluyoruz ama en önemli mesajlar bize ulaşmıyor.” Yazının devamında şu soruyu sorar Batur: “Bilginin yaygınlaşması, çoğalması, hızlanması, geniş kitlelere ulaşması insanı daha iyi bir varlık yapıyor mu ? Nasıl oluyor da toplum bu hale geliyor ?”

İletişim alanında çalışanların bu duruma bir çözüm bulması gerekiyor diye bitirir Batur.

Her yazar gibi o da hayatı ve ölümü irdeler durur. Su Tüyün Üzerinde Bekler kitabında Kendi ölümü ve gömülme tercihini anlatır sözünü sakınmadan. Üç ayrı yere gömülmek istemektedir büyük usta. Nedenini kendisi açıklar: “Yaşarken çoğalmak istedim, neden ölürken azalmaya gönül vereyim ?”

Gittiği, gezdiği yerlerde mutlaka mezarlıklara uğradığını anlatır. İnsanoğlunun bir şeyleri biriktirme merakına benzetir buraları. “Mezarlıklar da insanın biriktirme merakının bir örneği değil midir” diye sorar okura.

Genç yaşında son demlerine yetiştiği akım ve anlayışların, üslup ve yöntemlerin süresinin dolduğunu söyler. Ama değişime değer katan tüm bu çıkışların ortasından geçtiği için kendisini şanslı sayar. Çıktıkları gün Kagemuşa’yı izlemiş, Bin Yayla’yı kitapçıdan almış, Boulez’i bir prömiyerde dinlemiş, yayımlanmadan Göçmüş Kediler Bahçesi’ni okumuş olmaktan ötürü çok mutludur.

Geçmişte yaşadığı bu mutluluğu geleceğe taşıyamama endişesini dillendirir. Bu endişe ülkesi ve dünya adınadır. “Geleceğin bugünden daha karanlık olacağı düşüncesini doğrulayan bir duygu taşıyorum kendi payıma” diye yazar. O zamanları göremeyeceği için talihli sayar kendini. Ölme olasılığı onu düşündürmekte ve masasında bekleyen projeleri hayata geçirmesini örselemektedir. Yine de ilelebet yaşayacakmış gibi merak haritasını genişletmeyi sürdürür büyük usta. Defterlerini doldurur. Eski Yunanca öğrenmeye başlar. Roma’da üç ay yaşamak için plan yapar ve Don Kişot’u yeniden okumaya başlar.

Denemek Sapmak kitabında iyi bir deneme yazarını tarif eder. Bir denemecinin bir tarihçiden, bir araştırmacıdan, bir akademisyenden nasıl farklı olduğunu anlatır. İyi bir denemeci metnine koku bile yerleştirir der ki öyledir. Ceset çiçeği’nin kokusunu anlatırken kalkıp pencereyi açarsınız.  

Kültüre, edebiyata ideolojik yargılarla bakanları, 70’lerde, 80’lerde donup kalanları eleştirir. İyi yazının, iyi sanatın sağı, solu olmaz, yıllardır bunu anlatamadık  bu memleketin aydınına. “Sol gözü körlerle sağ gözü körlerin eşit oranı temsil ettikleri bir pazar burası” diye dert yanar. Yerden göğe haklıdır.

Onun çıkardığı dergiler, dergilere yazdığı yazılar ayrı bir yazı konusudur. Enis Batur başlı başına bir tez konusudur. Onu çalışmak bir kişinin ömrüne ve bir kitabın cildine sığmaz. Onu okumak, onun müfredatından mezun olmak ömre bedeldir.  

Aslında onu okumak değil onu yazmaktır asıl cesaret isteyen. Bu cesareti kendimde bulamadığım içindir ki bu yazının başlığı "Enis Batur’u Yazmak" konmamıştır. 

Çünkü onu yazmak her zaman eksik kalacaktır.

 

 

YORUMLAR

Faik Çelik

Çok iyi tanımlamışsınız edebiyatımızın uçlarda dolaşmayı seven “uçbeyin”i. Susarak en iyisini yapıyor, yazıyor çünkü, konuşmayla zaman kaybetmiyor, üretiyor. 50’li yaşlarımda yolumu aydınlatan bu “kültür çınarı”na selam olsun. Bu arada benim favorilerim: Başka Yollar Gönderen Mürekkep Zaman Nigredo:Durayazmak Sekizinci Günahın Sonrası Haneberduş Yolcu Öteki Pusula

1 Eylül 2022

Faik Çelik

Çok iyi tanımlamışsınız edebiyatımızın uçlarda dolaşmayı seven “uçbeyin”i. Susarak en iyisini yapıyor, yazıyor çünkü, konuşmayla zaman kaybetmiyor, üretiyor. 50’li yaşlarımda yolumu aydınlatan bu “kültür çınarı”na selam olsun. Bu arada benim favorilerim: Başka Yollar Gönderen Mürekkep Zaman Nigredo:Durayazmak Sekizinci Günahın Sonrası Haneberduş Yolcu Öteki Pusula

1 Eylül 2022

Faik Çelik

Çok iyi tanımlamışsınız edebiyatımızın uçlarda dolaşmayı seven “uçbeyin”i. Susarak en iyisini yapıyor, yazıyor çünkü, konuşmayla zaman kaybetmiyor, üretiyor. 50’li yaşlarımda yolumu aydınlatan bu “kültür çınarı”na selam olsun. Bu arada benim favorilerim: Başka Yollar Gönderen Mürekkep Zaman Nigredo:Durayazmak Sekizinci Günahın Sonrası Haneberduş Yolcu Öteki Pusula

1 Eylül 2022

Öne Çıkanlar

En kötü giriş cümleleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

23 Aralık 2025

Şaka

Kundera’nın gittikçe dokunaklı bir hal alan bağlantılarla birbirine geçirdiği ilişkiler, sonrasında daha da durulacaktır…Kendisiyle özdeşleşmiş hale gelen tekniği bu ilk romanında uygularken, Milan Kundera bazen kararsız görünür: Denemeye yaslanan pasajlar hikâyeye soluk aldırırken, ilerleyen ya..

Devamı..

Sophie Hannah ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024